Dünya Turu 65. Gün | İran yol günlüklerim (1.bölüm)

İran hakkında ne kadar önyargım varsa hepsini yıkıp attım burada. Dünyanın en misafirperver insanları bu ülkede yaşıyor, çocukluğumun Türkiyesi…
Her sabah bayram sabahı heyecanı

Her akşam ramazan pidesi sıcaklığı

Sokaklar, evler, dükkanlar yeşilçam film sahneleri

İnsanlar amcam, teyzem, babam, annem

İstanbuldan başlayan otostop serüveni ile İran’nın ilk şehri olan Tebriz’e geldik. Recep amcalara bol bol teşekkür edip vedalaşıyoruz. İki gün boyunca çok şey öğrendik. Onlar sayesinde İran’a güzel bir giriş yapıyoruz. image

İndiğimiz yerden henüz otostop çekmeye başlamadan arabaların hepsi art arda durup bizi almak için sıraya girmeye başlamıştı bile. Tabi birçoğu para istiyor, taksi gibi çalışıyorlar biz de “Pul Nederem ( paramız yok )” deyip kabul ederse atlıyoruz arabaya. 4 erkeğin otostop çekmesine bu kadar kolaylık sağlayacak başka ülke yoktur herhalde. Tebrizde yaşayan nerdeyse herkes Türk ya da Türkçe konuşabiliyor, o yüzden hiç zorluk çekmedik ve çekmiyoruz. İlk otostopla şehrin Bazaar denilen pazarına geldik.. Burası bizim kapalı çarşı,mısır çarşısı gibi bir yer ama her şey var, halk buradan giyecek yiyecek her türden alışverişini yapıyor. Oraya indiğimde gözlemlediğim ilk şey şu oldu ; ne kadar da Eski Türkiye… Bize ait eskide kalmış birçok eski örfün adetin sosyal yaşamlarındaki yaşayış biçimlerinin burda hala devam ettiğini görmek bana sanki zamanda yolculuk yapıyormuşum gibi hissettirdi. . Herkesin Türkçe ( Azerice) konuşması halkının Müslüman olması ve Osmanlı gibi bir devlet sayesinde aynı tarihi süreçlerden geçmek bana çok daha fazla samimi hissettirdi. Ne de olsa aynı tarihi paylaştığımız dönemler olmuş…image

  
Pazarın içine rastgele girip çıkıyoruz, labirent gibi daracık sokakların birinden bir diğerine atlıyoruz. Ara sıra önümüze birileri çıkıp bir şey ikram ediyor. Bazaar’da tanıştığımız bir amca yakındalar bir göl olduğunu ve epey güzel olduğunu söylüyor . Oraya gitmek için dışarı çıkıyoruz. Paraya ihtiyaç duyabileceğimizi düşünüp yanımızda getirdiğimiz 40 doları dinara çevirmek için girdiğimiz dövizcide biriyle tanışıyoruz. Bizim yaşlarda genç bakımlı bir çocuk. Şansımıza oda oraya gidiyormuş, “gelin taksiyle gidelim” diyor, taksi paramızı ödeyip Şah Gölün’e kadar getiriyor bizi. Önce gözümüze kestirdiğimiz bir kebapçıda, karnımızı doyuyoruz. Şah gölünün hemen kenarında olan restorant göle göre biraz aşağıda duruyor, bir göz atalım diye çıkıyoruz ve büyük bi hayal kırıklığı, hatta görünce gülüyoruz. Burası bildiğin Ankara gençlik parkı gölet, ortada bir şah evi var, tüm olay bu yani. Orda fazla oyalanmayıp, hemen yukarıdaki parka geçip biraz kestiriyoruz. Şah Gölünün karşısında bir nargileci bulup, keyif yapalım istiyoruz e bilirsiniz İranın nargilesi meşhurdur. image

Akşama doğru Tebriz merkeze otostop çekip, uyuyacak park arıyoruz. Romanyadan beri uyku tulumunu açmamıştık, Türkiyenin heryerinde couch bulduk, ama burda internete erişimimiz olmadığından couchsurfing zahmetine hiç girmiyoruz. Parka geçip çantalarımızı birbirine bağlayıp uyumaya koyuluyoruz. Sabaha kadar havlayan köpekler bir yana uzun zamandır bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum. Sabah olmuyor bir türlü, kıçım donuyor resmen. Neyse kii sabah güneş doğduğunda biraz uyuyabildimde uykumu aldım. Parkta elimizi yüzümüzü yıkayıp,marketten zeytin ekmek alıp kahvaltı yapıyoruz. Ardından Tekrar otostopa çıkıyoruz kısa kısa otostoplarla ana yola kadar çıkıyoruz. Tahrana yaklaşık 650 km yolumuz var. Her bindiğimiz arabada kafa sallama videosu çekiyoruz. ( yakında onlarda olacak burda:)) Askerinden, çiftcisine binmediğimiz araba türü kalmıyor. Uzun bir tır yolculuğu ardından Tahran’a geliyoruz. Burası ülkenin Başkenti, nüfusun en kalabalık olduğu şehir. Şehrin bilmediğimiz caddelerinde yürümeye başlıyoruz. İki tane genç yaşlarca çocuk bize selam veriyor fotoğraf çekilebilir miyiz diye rica ediyor Azeri aksanıyla. Sırayla birbirlerinin fotoğrafını çekiyorlar. Tahran gece saat geç olduğundan her yer kapalı bizde bir park bulur yatarız diye tüm şehri yürüyoruz sonunda küçük çimlik alan bulup, uyku tulumların içine girip uyuyoruz. Yaklaşık 2 saat sonda yağmur başlıyor ve apar topar kalkıp hemen parkın yanında olan küçük bir çadırın altına giriyoruz. Bu çadırlar şehrin her yerinde var gece gündüz ücretsiz çay dağıtıyor Muharrem ayı dolayısıyla. Bir süre sonra çadıra da yağmur girince, saat 5 gibi açılan metronun Mescidine girdik burda güzelcene uyuduk taki saat 8 de mescidden kibarca kovulana dek. Kahvaltı yapmak için hem wifi’i olan hem de ucuz bir yer arıyoruz. Bu sırada bende wifi sormak için bir bankaya giriyorum ve yaklaşık 2 dk sonra çıktığımda bizimkilerin olmadığını fark ediyorum. Arkalarından biraz gidiyorum bulamayınca tekrar dönüp wifiden yazıyorum. Nasıl olsa wifi bulacaklar, saat başı belirlediğimiz bir yerde buluşuruz diyorum. Gün boyu birbirimizi bulamıyoruz. Bu durum şehirde tek dolaşmama, daha fazla gözlem yapmama imkan sağlıyor tabi ki. Bir iran hattı satın alıyorum, ve Safa’ların beni yönlendirdiği bir couch’a gidiyorum. Metro kullanıp epey yürümem gerekiyor adrese göre, benimde yanımda hiç tümen yok. Rica edip ücretsiz geçiyorum. Evi bulduğumda, şaşırtıcı bir couchsurfer modeli ile karşılaşıyorum. Kapıyı misafirlerden birisi açıyor ve beni içeri alıyor, bir kat aşağıya iniyorum ve karşımda dünyanın farklı yerinden bir sürü insan.. Kim ev sahibi bir fikrim yok, bana bir yer gösteriyorlar geçip güzel bir uyku çekiyorum dün gecenin acısını çıkarıyorum. Uyandığımda ortak alanda bisikletiyle Tayland’dan gelen çinli bir arkadaş tek başına müzik dinliyordu, sonradan bize dahil olan Alman Ericle epey sohbet ediyoruz fotoğraftan, kutuplar neden eriyora kadar konuşuyoruz. İlerleyen saatlerce yaşça bizden epey büyük birisi eve geliyor. Kendini tanıtıyor, ev sahibiymiş ( Hayyam house ) bana el çizimi bir harita ve bir anahtar veriyor. Hoşgeldin deyip etraftan ve evden bahsedip tekrar dışarı çıkıyor. Bu çok ilginç bir deneyim oldu benim için dünyanın farklı yerlerinden bir sürü insanla birlikte “Biz” olduk. Bestami wifi bulmuş, yarın otogarın oradaki ana yolda buluşalım diye mesaj attı, İsfahana doğru otostopa başlayacağız. image

Dünya Turu 59. gün | İstanbul’dan Tahran’a Otostop

Öğleden sonra saat 3’e geliyordu. 2 gündür Balat’ta Harun’nun evinde kalmıştım. Kapıyı çektim son bir kere daha çantamı kontrol ettim pasaportumu yokladım, çünkü o oradaysa gerisi çokta mühim değidi.Telefonumda bir kaç cevapsız çağrı ve mesajlar vardı, Bestami ve Sümeyye’yi epey beklettim sanırım. Sırt çantamın bel kemerini sıkıp hızlı adımlarla ana yola yürüdüm buradan otostop çekip Eminönün’e geldim. Şehir içi otostop’un en kolay olduğu yerdir haliç kıyısı, hiç yolda kaldığımı hatırlamıyorum. Nereye diye soran amcaya Hindistan’a diyince biraz afalladı. O şokunu atlatana kadar ben arabadan indim zaten. Sümeyye Galata manzaralı çimlerde oturmuş beni bekliyordu. Hemen kalkmak yerine biraz konuşalım, son kez istanbul manzarasını izleyelim dedik ve oturduk bir mühlet. Sonrasında Bestamiyle buluşup İstanbulda ki son bir kaç işimizi yaptık. Dürüm Yemek, kapalı çarşıda İsveç kronu bozdurmak, aşı olmak vs.

Uzun otostop yolculuğu başladı böylece.
Oktay abi ve İbrahim beraber gidelim diye çamlıca gişelerinde bizi bekliyorlardı. Bizde bir iett otobüsüne atlayıp oraya vardık. İstanbul’dan Ankara yönüne gitmek için en iyi nokta burasıdır. Amacımız hep beraber Anlaraya gidip orada bir gece Ekrem abilerde kalmaktı. Selamlaşmamızdan sonra elimi kaldırdığım ilk tır durdu. 4 kişi bir tıra atladık. Gayet şanslı başlamıştık, şansımıza öyle kafa dengi birine denk geldik ki yaklaşık yarım saat sonra viskiler çıktı ortaya,muhabbet derin, kafalar hafif çakır keyif kahkahalarla boluya kadar geldik.
Abi burda uyumak isteyince, bizde yola devam edip tekrar otostop’a koyulduk. Elimi kaldırdığım ilk araç yine durdu. İki kişi alabileceğini ve Ankara’ya gittiğini söyleyince Oktay abi ve İbrahimi onlarla gönderdik. Bizde yola devam edip uzun süre otostop çektik, sonunda bir Metro Turizmin otobüsüne gittik ve yolda kaldık bizide Ankara’ya atarmısın deyince aldı yaşlı şöför amca kıramayıp aldı bizi.

Saat gece 3’e geliyordu ve Ankara da öyle bir yerde inmiştik ki otostop mümkün değil. Gecenin bir yarısı köpeklerin kediyi parçalamasını izledikten sonra aynı köpek bizede saldırdı. Bizde çantalarımızla savuşturup hızlı adımlarla yolu takip ederek uzaklaştık. Çok geçmeden yanımıza bir taksici durdu, bizde durumumuzu anlatıp otostop çektiğimizi söyledik. Gelin sizi şehir merkezine götüreyim dedi. Şansımız yine döndü, önce otobüse sonra taksiye otostop çekmiştik. Bizi bıraktığı yer Ekrem abilerin evine yarım saatlik yürüyüş mesafesinde bir yerdi. Yolun karşısına geçip bomboş Ankara sokaklarında yürüyorduk ki refleks olsa gerek araba sesini duyunca elimi kaldırdım. Birde önümüzde ne dursun. Tek kapılı spor bir Porshe. Bestamiyle birbirimize baktık , yok artık deyip atladık tek kişilik koltuğa ikimiz birden. Boş caddeleri fırsat bilip gecenin 4’ünde 250 km hızla uçak gibi gidiyorduk. Abimiz mafya babası gazino sahibiymiş sağolsun bizi evin önüne kadar bıraktı.

Ekrem abilerde bir gece dinlendik. Güzel bir kahvaltıdan sonra yol için alışveriş yapıp son dakika saat 6 da kalkacak olan Kars trenine binmeye karar verdik. 4 kişi 3 tane bilet alıp Sivasa kestirdik. Tren yataklı kuşetli yani tam keyf treni. Günler sonra trenle yolculuk yapmayı özlediğimi fark ettim. Hatta öyle bir duygu ki trene binince evimde gibi hissettim. Bence dünyanın en güzel yolculuğu tren yolculuğudur.


Sabaha karşı Sivasa gelince kondüktör bizi indirmek için kapıya dayandı, bizim inmeye hiç niyetimiz yok gideceğimiz yere kadar gitmek istiyoruz, ne kadar uyuyor numarası yapsakta uyandırdılar bizi. Biz de tren durunca iniyor gibi yapıp koltuklu bölüme geçtik. Burada da yaklaşık 2 saat için içinde kovalamacan sonra Sivas – Divriğin’de trenden atıldık. İyikide atılmışız, burası sivastan tamamen bağımsız, insanı insan bir köy. Özellikle Divriği Ulu Cami hakkında öğrendiklerim beni net bir şekilde büyüledi. Bu caminin kapısındaki her motifin bir anlamı var ve her şey o kadar ince düşünülmüş ki gördüğüm en iyi osmanlı eserlerinden.

İşte o muhteşem güzelliğin içinde kendimi kendim gibi hissetmemin fotoğrafı ve o muhteşem mimarisi …

image

imageDevam edelim… 

Divriği coğrafi konum olarak oldukça sapa bir yerde, buradan Erzincan üzerinden Ağrı’ya gitmemiz gerekiyordu fakat yolda geçen araba görmek neredeyse imkansızdı. Saatlerce bomboş yolda otostop çekmek için bekledik, sonunda bir araba geldi ama bizi görünce korkup gaza iyice yüklendi. Bizimde keyfimiz yerinde tabi, ne zaman sıkıntımız var ne de bir yere yetişmek için acelemiz. Oturdum bir kavak ağacının altına, ağzımda bi ot parçası geveleyip dururken. Bir araba daha geldi. Bizimkiler konuşuyordu hiç kalkmadım yerimden sonra Emre koş diyince dedim sonunda bulduk bir araba. Karayolları arabası çalışanlarda yolları kontrol ederek gidiyorlar. Araba pikap olduğundan arka kısmına geçtik. Soğuk bizi epey yordu üstüne birazda ıslandık. Zara’ya kadar geldik yol kenarında soba yanan küçük bir yerde gözleme açan teyzeyi görüce birer tane yiyelim istedik hemde ısınmış oluruz.
Burası Sivas’tan Erzincan yönüne giden ana yol üstünde bir şehir. Yol kenarında otostop çekerken üstümüze araba sürdü dilgil herifin teki arkasından epey giydirdik tabi kulağını çınlattık. Ardından Van’a giden bir otosbüs durdu. Otostop çektiğimizi anlattık ve bizi Erzincan’a kadar bırakabilir misiniz diye rica ettik. Atlayın ! Dedi. Erzincan otogara indiğimizde hepimiz söylene söylene ” of be ne yordu otobüs bizi ” oldum olası otobüs yolculuklarından nefret ettim. Bedava olsa dahi!
Otogardaki restorandan ekmek istedim, sağolsun kırmadı iki ekmek domates biber verdi. Akşam yemeğinide aradan çıkarmış olduk. Otogarda biraz dinlendikten sonra tekrar yola çıktık, Erzuruma giden bir tır alırsa yata yata gideriz düşüncesiyle bir iki saat otostop çektik. Bir araç durdu, ve Üzümlü’ye kadar gidiyoruz diyince bizde bindik. Bu biraz riskliydi çünkü orası neresi bilmiyorduk ve gidemezsek şehre geri dönememiz mümkün olmayabilirdi. Bu riski göze aldık ve Üzümlü yol ayrımına kadar geldik. Uzun bir süre gerçekten de kimse almadı. Murat bir şekilde öğrenmiş o taraflarda olduğumuzu, hemen aradı ve tamda otostop çekmeye çalıştığımız yerde arkadaşının olduğunu ve arabasıyla gelip bizi alacağını söyledi. Biz şanslı değiliz de neyiz şimdi ! Numan geldi aldı bizi, evde harika yemekler, güzel bir misafirperverlik bizi karşıladı. Buranın lezzetli üzümünüde yemeden gitmek olmaz. Ayrıca burada üzümleri lezzetli yapan şey insan gübresiymiş. Bunuda ilginç bir bilgi olarak yazdım bir köşeye.imageişte bilmediğimiz o Üzümlü.

Ardından…
Sabah Numan bizi yol ayrımına kadar bıraktı. Hemen ilk otostop çektiğimiz araç durdu. Duran caner abi, burada şantiyesi varmış. Yolda bir sürü hikayesini dinledik, sonra bizi iş yerine götürüp güzel bir kahvaltı ısmarladı. Yol hep süprizlerle dolu, öyle güzel hikayeler dinledim ki ufkum açıldı resmen. Caner abi kahvaltıdan sonra bizi yola tekrar bıraktı. Çok geçmeden arkası açık bir pikap aldı, Erzuruma gidiyormuş. Biraz rüzgar yesekte çok keyifli bir otostop yolculuğu oldu. Erzurum şehir merkezine kadar bıraktı bizi.
Erzurum bizi yordu. İnsanlarıyla iletişim kurmak oldukça zor oldu bizim için. Neyseki işlerimizi halledip akşama doğru yola koyulduk. Erzurum tabelasını geçince bir oh çekmedim değil.
Yoldan otostop çektiğimiz bir içki toptancısının minibüsünde iki kişilik yere üst üste 4 kişi binmeyi başardık. Uzun bir yolculuktan sonra, Erzurum’un ilçesi olan Horosan da bıraktı bizi. Gece olunca buradan tırlar, arabalar ağrıya gitmeye korkarmış terör olaylarından dolayı. Hatta bakkalda sohbet ettiğimiz çocuk şöyle dedi.

-Siz nereye gidiyor, teklikelidir ha orda devlet yoktur.

Dedim ki

-Ankara’da var da ne oldu?
Uzun bi aradan sonra bir araba durdu Ağrıya gidiyormuş. Atladık hemen arbaya, ve başladı ünlü teröristlerin yol kestikleri yerler. Öyle ziviri karanlık yerlerden geçiyoruz ki korkmamak elde değil. Zaten yol boyunca araba bir sessizlik hakimdi sanki her an bir şey olacakmış gibi. Neyse ki sağsalim Ağrı merkeze geldik. Bizim amacımız doğu beyazıta gitmek olduğundan tekrar otostopa devam edip gecenin bir yarısı Doğubeyazıt ilçesine vardık. Burda daha önceden konuştuğumuz, bizi evinde misafir edecek bir arkadaşımız vardı. Doğruca onun evine gittik. Evde bizden önce Couchsurfing ile gelen Arjantin’li bir çift vardı. 7 yıldır birlikte seyahat ediyolarmış ve bizim şuanda gideceğimiz rotadan geliyorlar. Blog isimlerini ve Facebook’larını aldım takip etmek keyifli olacaktır.

Sabah kalkıp güzel bir sucuklu yumurtalı kahvaltıdan sonra İshak Paşa Sarayı’nı görelim diye çıktık dışarıya. Uzunca bir yol ve tam karşı tepeye kurulmuş İshak Paşa Sarayı her zaman ki gibi şehrin en güzel yerini kapmış. Saraya doğru yürüyoruz görünen köy kılavuz istemez misali, derken bir tekkeli motorun arkasında buluyoruz kendimizi, ardından bizi saraya kadar çıkartan misafirperver Ağrı halkınım bağrından kopup gelmiş cevdet amca alıyor. Sarayda deli divana gibi koşturuyoruz, ordan oraya CS onar gibi zıplayıp dururken Bestami
Hadi tepeye çıkalım diyince hemen sarayın arka tarafında urartulardan kalma kaleye çıkıyoruz. Eğer yolunuz düşerse buraya, kalenin hemen arkasından biraz dikçe olan kayalıkları tırmanın ve İnanılmaz güzel Ağrı Dağı manzarasının tadını çıkartın.

image
Yağmur bulutların geldiğini görüp hızlı adımlarla şehre gidiyoruz, yolda yağmura yakalanıyoruz tabi suyumuz çıkıyor. Evde biraz kurulanıp eşyaları topladıktan sonra ana yola çıkıp Sınır kapısına otostop çekiyoruz. 4 kişi otostop çektiğimizden bağaj yine bana kalıyor, ufak tefek bir şey olduğumdan bağaja atıyorlar beni. Sınıra geliyoruz, oldukça sakin görünüyor. Passaportlarımıza damgamızı yiyip İran tarafında türk tırlarına otostop çekiyoruz. Henüz şebeke varken Annemi, ve sevdiğim bir iki insanı arıyorum.

İran tarafı biraz garip, yaya yolu yok sadece tırlar için geçişler var bizde yoldan yavaş yavaş yürüyoruz. Sonunda arka arkaya durmuş iki tane türk tırı bizi alıyor. İbrahim ile oktay abi diğer tıra, Bestamiyle bizde bir tıra biniyoruz. Tır Tebrize kadar gidiyormuş. Ben arka tarafa geçip yatıyorum hemen. Bir yandan Recep amca ile muhabbet edip diğer yandan bu yazıyı yazıyorum. Öyle bilgiler, deneyimler var ki recep amcada 2 yıl Afganistan’da yaşamış, 1 yıl fasta yaşamış ve birçok ülkenin kültürünü “özünü” iyi biliyor. Bir kaç saat sonra bir restorana çekiyor bize güzel bir yemek ısmarlıyor. Yanında da Pipi marka iran kolasıyla. İranda gece 12’den sonra tırların yolda olması yasak olduğundan Recep amca siz üst koltukta uyuyun ben aşdadakin de , sabah yola devam ederiz diyor. Bizde ayıp olmasın, rahatsızlık vermeyelim hem bizi götürüyorsun üstüne yemek ısmarlayıp tırda yatırıyorsun desekte o galip çıkıyor ve tırda sabahlıyoruz. Sabaha karşı, uyanıyorum karşımda güneşin mükemmel doğuşuyla. Recep amcada keyifçi yapmış kahvesini inmiş aşağıya Sigara içerek gün doğumu izliyor. Sessizce yanına gidip, anın büyüsünü bozmadan

– Günaydın Recep amca

– Günaydın, iyi uyabildin mi?

– Evet, iyi dinlendim. Güneş çok güzel değil mi…

– Sabahları keyfim bu benim, sigara kahve, güneş…

image

Sokak Sanatı Bubble ( baloncuk ) yaparak para kazanmak

Sokak Sanatı Bubble Yaparak Para Kazanmak

İstanbul’da yaşarken Couchsurfing üzerinden ağırladığım Fransız iki çirf vardı. Yıllardan beri dünyayı geziyorlar ve neredeyse hiç paraya ihtiyaç duymuyorlardı. Paraya ihtiyaç duydukları zaman da sokak showları yaparak bunu çıkartıyorlar. Bende merak ettim ne tür sokak showları yapıyorsunuz diye sordum. Hiç de alışık olmadığım bir sokak gösterisi ile karşılaştım. Bubble yaparak para kazanıyorlardı. Bende kaldığı süre boyunca her gün Taksim, Kadıköy, Eminönünde gidip beraber yaptık.  Banada nasıl yapılacağını öğrettirler. Böylelikle bende gezerken para kazanabilecektim. Olimpos’ta, Galata’da Kadıköy’de bende bunu deneyerek para kazandım. Onlardan edindiğim bilgiyi sizinle paylaşmak istedim. Belki birileri denemek ister ve yapar. Yararlı olması dileğimle

Bubble aslında ilaç ve iki çubuk kullanarak yapılan dev baloncuklardır.

Bunu yapmak oldukça kolay ve bu oldukça ilgi çeken bir sokak sanatıdır.

Gerekli malzemeler;

  • Bulaşık deterjanı
  • Kola
  • Toz şeker
  • Bir kap
  • İki adet çubuk
  • Bir miktar pamuk kumaş parçası yada pamuktan yapılmış ip

 1. Adım

Önce kumaşı yırtarak ip oluşturuyoruz. Bu sizin t-shirtünüzde olabilir.

Bu ipi birbirine paralel duran uzaktaki iki çubuğun ucuna bağlıyoruz. Sonra 1 metre kadar bir ip parçasını kesip aynı uçlara bağlıyoruz. Sonuç olarak çubukları elimize aldığımızda yarım çember ya da oval bir şekil oluşuyor. Eğer bu aşamada sorun yaşıyorsanız özelden yazabilirsiniz.
2.Adım

Elimizdeki kaba bol miktarda bulaşık deterjanı ( benim önerim ferry limon ) koyuyoruz. Bir avuç şeker ve yarım bardak kola koyup 5 dk karıştırdıktan sonda karışımımız hazır.
3.Adım

Çubuğun uçlarından paralel bir şekilde tutarak karışıma batırıp rüzgarsız olan bir yerde bir şekilde etrafınızda dönerek ya da yürüyerek balonlar oluşturuyorsunuz. Burada kendi yaratıcılığınızı katabilir dans edebilirsiniz. İlk başta olmayabilir ya da hemen patlar bu biraz zaman alacaktır. Yanınızda bir speaker olması güzel müzikler insanların ilgisini çekecektir.
Denemekten vazgeçmeyin. Her türlü sorunuz için yardım etmekten mutluluk duyarım. Yazmaktan çekinmeyin.
Diğer yolda para kazanma yolları için buyrunuz.

Gezerken Para Kazanmak ve Tavsiyeler

Gezerken Paran Kazanamk

Seyahat ederken elbette paraya ihtiyaç duyarız en azından temel ihtiyaçlarımız olan yemek, konaklama, ulaşım için bu kaçınılmaz gibi görünsede bunları nasıl en aza indirebiliriz. Bu yazımda Parasız İnterrail Yapmak bahsettim. Şimdi yolda nasıl para kazanabiliriz onları paylaşmak istiyorum. Bunlar bizzat deneyimlediğim işe yarar bilgilerdir.

Gezgin yolda nasıl para kazanır?

1- Sokak sanatı bubble ( baloncuk ) yaparak

Bubble aslında ilaç ve iki çubuk kullanarak yapılan dev baloncuklardır.Bunu yapmak oldukça kolay ve ilgi çekici bir sokak sanatıdır. Ben bu işin tam gezgine göre olduğunu düşünüyorum.   Sokak sanatı bubble nasıl hazırlanır?

2- Sokak Müziği Yaparak Para Kazanmak

Eğer müzik konusunda yetenekli iseniz taşıması kolay olan müzik aletleri Mızıka, Darbuka yada Gitar ile yapacağınız 1 saatlik bir sokak gösterisi ile yemek ve yol parasını çıkarmanız mümkündür. Bir yanda sırtçancası diğer yanda müzik size gezgin izlenimi vereceğinden normal bir müzisyenden daha çok para kazanmanız mümkündür.

3- Sokak Dansı Yaparak Kazanmak

Dans etme yeteği her zaman hayran olduğum bir şeydir. Eğer buna sahip iseniz yanınızda taşıyacağımız yöresel bir kıyafet ve bir speaker kullanarak hazırladığınız güzel bir playlist ile bunu paraya dönüştürmek güzel fikir olacaktır. Özellikle tango, salsa gibi çift dansaları müthiş eğlenceli para kazanma yöntemidir. Sokakta dans eden insanları görmek herkesin ilgisini çekecektir.

 

4- Etkinlik ve Parti Fotoğrafçılığı Yaparak Para Kazanmak

Gideceğiniz şehirlerde hangi partiler var ve hangi etkinliler gerçekleşecek facebook üzerinden bunu çok kolay takip edebilirsiniz. Eğer fotoğraf makinanız var ve buna yeteneğiniz olduğunu düşünüyorsanız organizatörlerle işetişime geçip etkinlik fotoğrafçısı olabilirsiniz. Herkes 10 isterken siz 5 isteyin tercih sizden yada olacaktır. İnstagram ve web siteniz bu konuda referansınız olacak.

5- Kostüm Fotoğrafçılığı Yaparak Para Kazanmak

Bir çok büyük meydanda görebileceğiniz kostüm giymiş insanlar anı fotoğrafı çektirip insanlardan para teklif ediyorlar. Bunu yapmak oldukça kolay ve eğlenceli bir iştir.

Yanınızda kostüm taşımak belki biraz külfetli olacaktır ama hacmi küçük bir çok kostüm mevcuttur.

Eminönünde bir çok oyuncakçıda bulabileceğiniz kostümler ;

  • Palyaço peruğu
  • Çizgi film karakter maskeleri
  • At kafası
  • Yüz boyaları
  • Hayalet kostümü

6-Restoran, Bar ve Cafelerde Günü Birlik İşler Yapmak

Haftasonları özellikle gece mekanları hep çalışan birilerine ihtiyaç duyarlar, bu konuda güçlü bir iletişim ile kendinizi doğru ifade etmeniz size bir çok kapı açacaktır. Tanımadığınız şehirlerde günü birlik işlerde çalışmak için sormaktan ve gezgin olduğunuzu söylemekten çekinmeyin. En azından o günü kurtarmanız mümkündür. Bir çok mekan gönüllü çalışacak insanlar arıyorlar. Günde bir iki saat çalışmanın karşılığında size kalacak yer ve yemek veriyorlar. Gönüllü işler yaparak para kazanmak.

7- Bileklik, Küpe, Kolye yapıp satmak

Yanınızda taşıyacağınız bir yumak ip ile harikalar yaratabilirsiniz. 1-2-3 lira demeden herkese satabilirsiniz. Büyük meydanlar, işlek caddeler, garlar sizin tezgah açıp bunları sergileyebileceğiniz yerler. Ayrıca yol boyu tanıştığınız insanlara hediye edebilir yada satabilirsiniz. İz bırakmak, dokunmak yada güzel hatıralar  için en sevdiğim objelerdir. (Link) iplerden nasıl bileklik yapılır yapılır ?

8- Sosis balon satmak

Eminönünde 100 tanesi 8 tl alabileceğiniz ve hiç yer kaplamayan rengarenk balonlar satın alıp farklı şekillere sokup çocukların ilgisini çekebilirsiniz. Youtube’dan videoları izleyerek hızlı bir şekilde Köpek nasıl yapılır? Kılınç nasıl yapılır? Öğrenebilirsiniz.

9- Kartona yazı yazıp oturmak

Bunların hiç birisini yapamadınız diyelim, merak etmeyin hala yapabileceğiniz bir şeyler var. Bir kartona ” gezginim ve yemeğe ihtiyacım var ” yazıp insanların sizi görebileceği bir yere oturduğunuzda samimi bir ilişki kurabileceğinize şüpheniz olmasın. Kimisi önünüzdeki şapkaya para bırakıp kimisi elinde yemeklerle yada meraklı sorularıyla size yanıt vereceklerdir. Özellikle insan kalitesinin yüksek olduğu norveç isveç gibi ülkeler bunun için nimettir.

Dünya Turu 54. Gün | Hazırlık ve tahmini rota 2

Avrupa’dan sonra şimdi istanbuldayız ve ayrılması öyle kolay olmayan bir ülkeden, Türkiye’den yola koyulma vakti… Tüm sevdiklerini görüp birde kebap, döner lahmacun derken ” Ye olum sen yola çıkacan koçum” ilgisinden sonra içim biraz buruk, boğazımda bir düğüm ile çantamı toparlıyorum. Ama öyle bir his daha var ki o bütün bu duyguları bastıyor. 

Yolda Olmak…

İran-Türkiye tren hattı geçici süre kapatıldığından Tahran’a otostopla gitmeye karar verdik. Uzun bir yolculuk olacak

Tahmini Rota 2. Yarı

Türkiye>İran>pakistan>hindistan>nepal>kamboçya>sri lanka >bagladeş>myanmar>tayland>vietnam>filipinler>çin>güney kore>japonya>moğalistan>rusya…

  

Dünya Turu 41. Gün | Norveç – Dönüş Yolu

Istanbuldayken daha önce evimde misafir ettiğim Martin diye bir arkadaşım vardı. Bu insan bana o kadar güzel duygular aşılamıştı ki yaklaşık bir ay beraber yaşadık onunla. Kopenhag’a aslında onu görme hayali vardı birazda, ama malasef Kanada’da olduğunu öğrendim daha sonra dışarda uyumamı istemediği için arkadaşı Sebastiana yönlendirdi beni. O da kendi gibi enerji dolu güzel bir insan sabahları çaldığı gitarla uyandırıp, kahve hazırladı. Bir müzisyenin evinde kalmak demek etrafında 10’ca müzik aleti ve rahatlatıcı tasarımlarla döşenmiş bir dinlenme odasında uyanmak demek.

Ev arkadaşı avrupa turnesinden döneceği için onu rahatsız etmemek adına eşyalarımı toplayıp evden ayrılıyorum. Saatime bakıyorum 2’ye geliyor bu demek oluyor ki Bestaminin gelmesine 4 saat var. O gelene kadar oyanlanmak adına Danimarkalıların ünlü birası Carlsberg müzesini gezmeye gidiyorum. Burası normalde ücretli bir müze ama müzeye tersten girerek ücretsiz bir şekilde gezmek mümkün. Müzede devasa atlar (Aslında Carlsberg). 1920 yıllarından kalma bira yapma makinaları, canlandırmalar, arpadan nasıl bira yapıldığını gösteren dev aletler videolar resimlerle dolu müze. Müzenin sonlarına doğru bira’yı tatmam için ücretsiz ikramda bulundular. Uzun zamandır içtiğim en iyi biraydı diyebilirim. 
Hafif çakır keyif atladım bisikletime şarkı söyleyerek gar’a doğru yola koyuldum. 8 gün sonra Bestamiyi özlediğimi farkettim. Trenden indiğinde sarıldık birbirimize deli gibi yağan yağmura rağmen onu Christiania’ya götürdüm. Suyunuz çıktı ama sonunda o saklı cennete geldik. Rastgele oturduğumuz bir masada kafalar güzel Norveç’li barney kılıklı adamla saatlerce sohbet ettik. Uzun uzun kahkaha attığımız gecenin sonunda hemen garın yanında olan Urban Hostele gidip ortak alanlarından yararlanıp yemek yaptık duş aldık sonra Downtown hostele geçip orda ücretsiz sabahladık. Sabahın ilk ışıklarına doğru atladık ilk trene önce İsveç sonra norveç’e doğru yola koyulduk. Pulpitrock kayasına gitmek istiyoruz.
Tren öyle güzel yerlerden geçiyor ki, okuduğum tüm kitaplar filmler buradan esinlenmiş diyosun. Kuzeye çıktıkta güzelleşen bir doğa. Zaten bestaminin sürekli anlattığı Norveç benim için başka bir heyecan. Yaklaşık 10 saatlik tren yolculuğundan sonra Oslo’ya varıyoruz. Burda ekmek arası zeytin ( resmi yemeğimiz ) yedikten sonra Oslo’dan tekrar Stavanger trenine atlayıp 8 saat yolculuk yapıyoruz. Şehre geldiğimizde saat sabah 7 ye geliyor güneş doğmasına rağmen karanlık bir havası var ama ona rağmen Norveç çok güzel. 

  
Buradan Pulpitrock’a ulaşmanın bir yolu var feribot ile Tau geçip oradan otobüs işe Pulpitrock kayasına tırmanış rotasının başlangıç noktasına gelmek. Yanımızda hiç paramız olmadığından, feribot’a kaçak binerek karşıya geçtik. Otobüs’e böyle bir şansımız yoktu bizde konuşalım belki götürür dedik ve iyi kide konuşmuşuz. Biz otostop çekerek yukarı çıkacaz bizide alır mısın demeye kalmadan tabi buyrun geçin demesin mi. Norveç insanının insanlığını görmeye başladığımız yer burası oldu. 
Başlangıç noktasından 2-3 saatlik bir tırmanış bizi bekliyor. Bu arada şehre geldiğimizden beri durmak bilmeyen bir yağmur var. 4000 m parkur olan trekking rotasına ilk adımı atıyoruz. Bestami’de bende uzun süre sonra doğada olmanın verdiği mutlulukla yağmura aldırmadan tırmanıyoruz. Bir çıkıp bir inen parkurun sonunda sisler içinde Pulpitrock kayasını görüyoruz. 

  
Büyüleyici bir o kadarda ürkütücü bir hali var. Uçurumun kenarından yavaş yavaş yürüyüp kayanın yanına geliyoruz. Burada olmak gerçekten harika bir duygu, çocukluğundan beri gördüğün o ünlü pozların verildiği kaya burası. 
Sisler bizim fotoğraf çekmemize izin vermesede ayaklarımızı aşağı sallandırıp o büyüleyici havayı uzun uzun soluyoruz. Bir ara hemen pulpitrock kayasının üstünde ki tepeye tırmanıp upuzun uzanan fiyonglara avazımız çıktığı kadar bağırıp sesimizin yankılanmasını dinliyoruz. Yağmur bizi ıslatsada buradan aşağı bakarken ki duygularımaza daha bir anlam katıyor.

   
 
Akşama doğru son feribotu kaçırmamak adına aşağıya doğru iniyoruz. Vardığımızda otelin lobisi bizi bekliyor. Norveç’te bir otelin lobisinde olmak demek kimsenin sana, ne yapıyorsun, kimsin hop hep hup. Dememesi demektir. Şöminenin karşısında kuruyup güzelcene ücretsiz kahvelerimizi içinde tekrar yola koyuluyoruz. Oslo>Kopenhag>Hanburg…
Burdan sonra hedefimiz türkiyede bayrama yetişmek. Almanyaya geliyoruz Bestami Oktoberfest var ona gidelim mi diyince atlayıp zürih’e gidiyoruz. Oktoberfest hakkında daha sonra ayrıntılı yazacam. Burdan sonra budapeşte trenine binmeye çalışsakta bizi bir türlü almıyorlar. Sonra prag’a gidip burda Hostelin birinde güzelcene dinleniyoruz. 
Bayramda ailemizin yanında olalım diye buradan sonra bükreş yada sofyayı son durak belirleyip yola koyuluyoruz. Hangi trene bizi alırlarsa artık. İlk önce sofya trenine biniyoruz yaklaşık bir saat sonda trenden bisikletler yüzünden atılıyoruz. Bu sefer arkadan 2 saat sonra gelen bükreş trenine biniyoruz bir iki saat oyalayabilsekte onlarda bizi trenden atıyor. Daha sonra bir durak gitme kaidesiyle 4-5 tren değiştirdikten sonra bir tane gece treni bulup bükreşe kadar gitmeyi başarıyoruz.
Romanya- Bükreşe geldiğimiz bisikletimizi tamir ettirip yemek yedikten sonra buradan istanbula giden otobüsleri araştırıyoruz. Bayram dolayısıyla hepsi tatil vermiş yarın düşünürüz artık deyip bizde otogarın hemen yanındaki bir parkta uyuyoruz. Sabah uyandığımızda Tır garajları denemek suretiyle çevre yoluna pedallarken türk bir abimiz tanışıyoruz. Kendi arabasıyla bisikletlerimizi ve bizi alıp türk tır garajına götürüyor. Şansımızı hataylılar türk tır garajını bulup orda karnımızı doyurup yemek yiyoruz. Tır garajımda ki 60 yaşındaki Maria’yı untmayacam. Kadın bildiğin bana sardı evlenelim diye. Bestami sağolsun gaza getirdikçe kadın kendinden geçiyor. Paçayı zor kurtardım. Oraya gelen tırlar hep dolu olduğundan 2 gün orada konaklamak zorunda kaldık. Sonra oradan Bulgaristana daha sonra Türkiye’ye sınırına geldik. Ve sonunda 45 gün ardından ülkemize adım attık. Artık gelsin lahmacunlar ayran döner kebaplar çok özlemişiz..
 Sınırı bisikletle geçtikten sonra sabah karşı edirneden istanbula başka bir tırla geldik. 

Burdan sonra Türkiyede bir haftalık bir mola verip 

  
iran > Pakistan> Hindistan rotasını izleyecez…
Heyecan dorukta!!!!!!!

Harçsız Pasaport Nasıl Alınır 2015 – 2016

 Eğer öğrenciyseniz ve harçsız pasaport çıkartmak istiyorsanız pasaport harçlarından muafsınız demektir.
(Pasaport kanunu 15. maddesi)

 Sadece defter parası (87.5 TL) ödemekle yükümlü olduğunuzu unutmayın.



Edit : Son çıkan yasaya göre artık aşağıda anlattığım adımları  yapmanıza gerek yok ! Yani dilekçe istenmiyor. 25 yaşı altında isedeniz sadece öğrenci belgeniz, fotoğrafınız ve kimliğiniz ile pasaport şube müdürlüklerine gidip pasaportunuzu alabilirsiniz. Eğer paranızı daha önce yatırmışsanız makbuzunuz ile bankaya tekrar gidip tekrar paranızı da alabilirsiniz. Yaşınıza göre pasaport alabiliyorsunuz. Mesela 21 yaşındaysanız 4 yıllık, 24 yaşındaysanız 1 yıllık pasaport alabiliyorsunuz. Açık öğretim öğrencileri içinde aynı şeyler geçerli.

Vizesiz Ülkeler Listesi

1. Adım
Önce okulunuzun öğrenci işlerine gidip
” Ben harçsız pasaport çıkartmak istiyorum “ diyorsunuz onlar anlayıp zaten daha önceden hazır olan dilekçeyi size vereceklerdir. Yada sizden bunun için dilekçe yazmanızı isteyebilirler.
Bu dilekçeyi alıp güzelce dolduruyoruz/yazıyorsunuz. Burda önemli olan iki yer var;
yurt dışına çıkış süreniz ve hangi amaçlar gittiğinizi belirtmenizi istiyor ( kültürel, spor, konferans gibi) tarihi olabildiğince ileri bir tarih seçerek konferans bulun kendinize ve onu yazın. Bazen davet mektubu görmek isteyebilirler. Konferans bulmak için allconferences işinize yarar. Her türden konferansı görebilirsiniz. ( Bulamazsanız, bir word dosyasına kendi adınıza fake bir davet mektubu düzenleyebilirsiniz, sonuçta bu pasaport hakkımız ve  almamak için hiç bir nedenimiz yok )

Turistlik olunca bazı dekanlar imzalamıyor.
Bu dilekçeyi fakülte dekanına ve bölüm başkanına imzalatıyorsunuz. Daha sonra tekrar öğrenci işlerine verip genel sekreterin onaylaması için bir gün bekliyorsunuz. Bu durum okuldan okula değişebilmektedir, en sağlıklı bilgiyi öğrenci işlerinden alırsınız.

2- Adım

 Eğer genel sekreterlik onaylamış ise ki büyük ihtimal onaylanmıştır o dilekçeyi alıp vergi dairesine götürüp birde orada onaylatıyorsunuz ( 5 dk içinde tüm işlemler bitiyor)

3 – Adım

Herhangi bir bankaya gidip Pasaport defter parası yatırıyorsunuz. ( 82.5 TL )

4- Adım

Bundan sonra işlemler normal pasaport başvurusu gibi

Elinizdeki onaylı belge, 2 fotoğraf, kimlik ve makbuzunuz ile en yakın pasaport şube müdürlüğünden işlem yapabilirsiniz.

1 hafta sonra adresinize yada belirttiğiniz Ptt şubesine pasaportunuz geliyor.

Diğer tüm Seyahat rehberi ve hikayeleri için Yol Günlükleri sayfamı inceleyebilirsiniz

 

Türkiye Pasaport Harç ve Defter Bedelleri
Harç Bedeli Defter Bedeli Toplam
6 AY 111,7  TL 87,5  TL 199,2   TL
1 YIL 163,3  TL 87,5  TL 250,8   TL
2 YIL 266,4  TL 87,5  TL 353,9   TL
3 YIL 378,3  TL 87,5  TL 465,8   TL
4 – 10 YIL 533,1  TL 87,5  TL 620,6   TL

Dünya Turu 26. Gün | Danimarka – Kopenhag

Hollandaya giden Hollanda’dan uzun bir sürede çıkamıyor derlerdi, aynen öyle oldu. Tam 8 gün kaldım bu ülkede. 

Den haag’da Türk host’umuz Cihan abi öyle güzel ağırladı ki hemde hiç tanımadan bizimle evini yatağını yemeğini paylaştı harika kahvaltılar hazırladı. İyi ki varlar böyle insanlar ki böyle insanlar hayata karşı umut ışığı oluyorlar. Artık veda vakti geliyor ve evden ayrılıyoruz.

Burdan sonra yol arkadaşım Bestamiyle bazı nedenlerden dolayı bir kaç günlüğüne ayrılıyoruz. Ben kuzeye o güneye gidiyor İsveç-Malmö’de buluşuruz diyip vedalaşıyoruz. Artık yolda tekim ilk hedef Kopenhag deyip atlıyorum trene, bunun için 15 saat’e yakın yolum var. Uzun bir yolculuktan sonra Almanya’nın Hamburg şehrine geliyorum. Trene binmeye çalışıyorum ki kuzeye giden trenlerin hepsi suriyeden gelen mültecilerle dolu. 2 saat sonra zor bela bir trene biniyorum. Yaklaşık 4 saat yolculuktan sonra tren boğazı geçmek için bir gemiye biniyor ve herkes trenden inip geminin güvertesine çıkıyor. Baltık denizini geçiyoruz. Gemi karaya yanaştığında kapılar bir türlü açılmıyor sürekli almanca ve danimarkaca anonslar yapılıyor. Gemide ve trende bir panik havası mevcut bir yandan gayet sakinler anlam veremiyorum. Sonunda bir kaç backpaker’a neler olup bittiğini soruyorum. Meğerse gemiden kaçmaya çalışan mülteciler olmuş ve polis gemiyi karantiya almış. Doğal olarak saatlerce mahsur kalıyoruz trende. Yemek ve su dağıtıyorlar bir süre öylecede bekliyoruz. Bir ara firstclass’a telefonumu şarj etmek için bölümüne gittiğimde polisin onları tek tek dışarı aldığını ve bir yere yönlendirdiğini görüyorum. Kaçar mı benden? hemen sırt çantamı alıp pasaportumla beraber firstclass’a dönüyorum. Kontrol edip benide bir otobüse alıyorlar ve Kopenhaga otobüsle devam ediyoruz. Böylece belkide sabaha kadar sürecek olan beklemeden yırtmış oluyorum.

 

Kopenhag
 
Kopenhag İskandinavya ülkelerinin en güzel şehirlerinden. Şehri yüzüstü görüp hemen 30 dk uzaklıkta olan Malmö’ye geçiyorum. Malmö İsveç’in en büyük 3. Şehri 10. Yüzyıldan kalma binalar şehri görkemli bir hal haline sokuyor. Burda CS’den daha önce ayarladığım Chaterinanın evine doğru gidiyorum. Güzel bir akşam yemeği ile uzun uzun sohbet ediyoruz erken kalkması gerektiğinden Chaterina odasına geçiyor.  

 
Bizde yine couchsurfinden gelen Ali ile aynı odayı paylaşıyoruz. Sabah olduğunda tekrar trene atlayıp komşu ülke Danimarka’ya tekrar geçiyorum. Keşfedilecek çok yer var Kopenhag’da. Önce Nyhavne ye gidiyorum sonra da şehri tepeden gören Vor Frelsers kilisesi tırmanıyorum daha sonra hemen yanında olan Özgür şehir Christiania’yı keşfediyorum.

  
Burası 850 kişi nüfuslu özgürlüğünü ilan etmiş bir mükemmel bir yer. Hippi’lerin uzun savaşlar sonucu aldıkları ve sonunda bir yerleri var dedirten harika doğası olan 34 hektar büyüklüğünde bir yer. Burda herşey serbest ve içeri polis kesinlikle giremiyor. Böyle bir yerin varlığı öyle güzel hissetiyor ki Gezi Parkı zamanlarını hatıyorum. Fotoğraf çekmek yasak olduğundan çaktırmadan bir tane çekmeyi başardım sanırım.

 

danimarka
Christiania – Kopenhag
 
Gölün kenarında gezerken bir kız beni durdurup birşeyler soruyor. Sonra ingilizce anlamadım deyince, parkın sonunu gösterip burda bitiyor mu diye soruyor. Bende hayır aslında devam ediyor ve çember çiziyorsun deyince elimdeki gösterip bana katılmak isterimsin diye soruyor. Why not deyip bir banka geçip sohbet etmeye başlıyoruz uzun uzun.. Önümüzde bir göl arkamızda yemyeşil orman atlı bisikletli insanlar geçiyor önümüzden. Norveçliymiş kopenhag’ı çok bilmiyor Odesse trenini bekliyor akşam

için erkek arkadaşının yanına gidiyormuş o zamana kadar burda vakit geçiriyor. Uzun zaman önce hippie olarak yaşamış ve artık sistem beni yendi, çalışıyorum diyor. Bende kendi hikayemden bahsediyorum. Cesaret gerektirdiğinden bahsediyor ve herşeyi bırakıp yola çıkmak harika bir duygu bende tekrar birşeyler uyandırdığın in teşekkür ederim diyor. Bu mutluluk verici bir şey. İnsanlar yaşadıkları hayatı aslında ne kadar kolay bir şekilde kendi istedikleri gibi bir yaşam tarzına sokmanın tamamen bakış açısı ile ilgili olduğundan bahsediyoruz. Hemen arkadamızda mega bir şehir insanlar bir şeyler için koşturuyorlar biz burda elimizdeki Elma’nın ne kadar keyif verdiğini anlatıyoruz birbirimize. 
Parkın etrafında büyük bir çember yapıp hiç tanımadığım ama çok güzel vakit geçirdiğim insanla vedalaşıyoruz. 

 

kopenhag gece hayatı
 
Kopenhag gece hayatı epey canlı, burda pupclawl’a katılıyorum yaklaşık 50 kişilik grupla o bardan bu bara geçiyoruz ne kadar içsemde bir türlü şarhoş olamadım o gece ilginçtir içkilerde alkol yok ! Gece 4 gibi tren garına geliyorum artık uyumam lazım. Mülteciler için getirdikleri battaniyeden alıyorum ve garın bir köşesine kıvrılıp yatıyorum. 

 

emre durmuş
kopenhag – yol günlükleri
 
Bir kaç gün boyunca şehride bisikletim ve kulaklığımla şehirde öylece dolaşıyorum. Bundan sonraki geceler uyumak için İsveç’e Malmö’ye gidiyorum gündüz tekrar Kopenhaga geliyorum. Eğer avrupada bisikletin varsa ulaşım inanılmaz kolay ve bence şehri keşfetmenin en kolay şekli. 
Interrail biletinin olması özgürce istediğin trene binmene olasılık veriyor. Hal böyle olunca rastgele trenlere binip farklı şehirleri keşfediyorum. Helsingor baltık denizinin kalesi gibi bir şehir. Bizim çanakkale gibi boğazı bekliyor. Çok önemli tarihi var havanın kötü olmasına aldırmadan turist akınına uğruyor görkemli Kronborg Kalesi.
Ertesi gün Aalborga’a gidiyorum hiç bir fikrim yok yine bu şehir hakkında. CS’den Mie’nın daveti üzerine 8 saatlik bir tren yolculuğu yapıyorum. Mir bana küçük bir koltuk ve yumuşak bir yorgan veriyor bu dinlenmem için çok iyi geldi gerçekten sabah olunca Mie’ya bir mektup yazıp sırtlıyorum çantamı ve yola koyuluyorum. Öğrenci şehri ve sakin şehir de 24 saat geçirdikten sonra tekrar Kopenhag’a dönüyorum. Yol arkadaşım Bestami gelmek üzere şu günler onu garda kaşılamak istiyorum. O gelince hedef kuzey’e Norveçe gitmek… 

   

Kopenhag – Aalborg tren hattı
       

  

  

  

Couch Surfing Nedir? Couch Surfing Nasıl Kullanılır ve Tavsiyeler

Couch Surfing Nedir? Couch Surfing Nasıl Kullanırlır? Couch Surfing adına bilmeniz gereken 8 tavsiye

 

Couch Surfing, yani Kanepe Sörfü. Dünyanın en popüler misafir ağırlama ve misafir etme platformudur. Lise yıllarımda ike Hindistan’dan otostop çekerek ülkesine giden bir fransızla tanışmıştım. İlk o zaman duymuştum bu siteyi. İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra ise aktif olarak kullanarak dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları evimde ağırlardım, şehri gezdirdim, kültürümüzü anlattım.  Şimdi ise Dünya turundayım ve bu siteyi kullanarak gittiğim ülkede yaşayan insanların evlerine misafir oluyorum. Onların kültürlerini daha yakında tanıyorum, onların yemeklerini yiyorum, hayatlarına dokunuyorum. Couch Surfing sistemi amacına uygun kullanıldığı taktirde gezginler için gerçek bir nimettir. Eğer bir gün bağış yapacak kadar param olursa, hiç düşünmeden bu siteye yapacağımı biliyorum. Sizde bu şekilde gezmek, insanlarla tanışmak istiyorsanız. Couch Surfing harika bir sistemdir.

 

1- Couchsurfing’de istek gönderirken kişiye özel mesaj yazın.

Genellikle couchsurfing üzerinden host ararken yaptığımız hataların başında tek bir mesaj yazıp bunu o şehirde yaşayan herkese kopayala/yapıştır mantığıyla göndermektir. Bu yaptığınızı herkesin kolayca anladığı bir şeydir. Bu sebepten istek göndereceğiniz kişinin profilini okuyarak ortak nokta bulabilir (Spor, müzik, felsefe, düşünce) buna nazaran bir şeyler mesajınızda yer verebilir daha samimi bir ilişki kurabilirsiniz. Böyle yaprak daha kolay yer bulabileceksiniz.

2- Couchsurfing’de son gün istek göndermek genellikle başasızlıkla sonuçlanır. 

Bunun yerine o şehre gitmeden en az bir hafta önce iletişime geçerseniz hem hostunuz ile sağlıklı bir iletişim sağlamış olur hemde onun o haftaki planlanlarına sizi dahil etmesini sağlarsınız.

3- Mesajını yazarken kibar bir dil kullanın ve ne istediğinizi açıkça söyleyin

Couchsurfing ne kadar enerji dolu açık fikirli insanlarla dolu bir yer olsa da, açıklayıcı kibar bir dil kullanmak sizin kendinize ve karşınızdakine olan saygınızı gösterir. Saygı her zaman ön planda olmalıdır. ” Kanka naber ya ” gibi başlayan bir mesaja kimse itibar göstermez.

4- Kim olduğunuzdan bahsedin

İstek gönderdiğiniz kişi sizin profilinizi açıp incelemeye fırsat bulamayabilir o yüzden mesajınızda mutlaka kim olduğunuzdan bahsedin. Ne yaptığınızdan ve eğer daha fazla bilgi isterse onu yönlendirebiliceğiniz referanslar verin. Facebook, İnstagram, Blog…

5- CS’de referansa çok takılmayın

Sanki referans çok önemli, güven veren tek yer(!) tarzı söylemlerinizi duyar gibiyim. CS’de referansı çok olan kişiler artık belli bir doygunluğa erişmiş, her türlü insanla tanışma fırsatını yakalamış insanlar demektir. O yüzden daha yolun başında olan az referanslı insanları tercih etmeniz hem o kişinin heycanının pekişmesi sağlayacak, hem de  daha fazla ilgi alaka göreceksinizdir.

6- Farklı olun

CS’de özellikle popüler şehirlerde host bulmak çok zordur. Neyse ki şanslısınız ki bu yazıyı okuyorsunuz. Peki Farklı olmaktan kastımız ne? Yapacağınız gezinin, tatilin ya da ziyaretin bir anlamı olmalı ve bunu güzel bir dille anlatmalısınız.

Örneğin ” Dünya Turu yapıyorum ” demek ile ” Uzun zamandır Dünyayı geziyorum Hindistan, Nepal, Kamboçya gibi ülkelerden sonra xx. Ülkem burası ve burayı tanımak, keşfetmek istiyorum, Sizin profilinizi inceledim ve bu yolculuğumda sizinşe tanışmak beni çok mutlu edecektir ” demek arasında büyük bir fark vardır.

7- Cinsiyet ayrımı yapmak şansınızı azaltır

Genellikle “güzel”kadın ya da  “yakışıklı” bir erkeğe diğer hiç bir unsur göz önüne alınmadan öncelik verilir. Bu bakış açısıyla CS kullanırsanız karşınızdaki insanın gözünden sizin arayışınız, kalacak bir yer, yeni insanlarla tanışmak değil daha farklı amaçlar gözeten bir profil çizmiş olacaktır. Bu da başarısızlık ile sonuçlanan diğer bir istek gönderme şeklidir.

8- Profilinizi doldurken samimi olun

Orada yazacağınız hiçbir şey sizin Cv’niz değil, sizi evine alacak kişiye sizin hakkınızda bilgiler vermektir. O yüzden samimi bir dil kullanırsanız, hissettirdiğiz enerji size daha çok kapı açacaktır.

Dünya Turu 19. Gün | Amsterdam

Son Amsterdam trenini kaçırmış garda oturuyoruz burası Paris de Nord…

emre durmuş bestami köse
yol günlükleri – Fransa Lille’de bestami ile garda tren bekliyoruz

 

Lille treninin gelmesine 1 saat var yerde oturmuş insanları izliyorum boğazlarım biraz ağrı yapıyor halsizlikte üstümde tabi bestami bir oraya bir buraya gidiyor takip edemiyorum çantaya sarıldım yatıyorum. Lilleden sonra Bürüksel ordan amsterdama geçeceğiz yolumuz uzun.
Lille treni ile 1 buçuk saatlik yolculuktan sonra trenden iniyoruz. Halsizlik ve dikkatsizlik üstümüzde kameram trende unutuyorum. Koştur koştur arkasından gitsemde yetişemiyorum. Hemen information’a gidip durumu anlatıyorum ama trenin dankee diye bir yere gittiğini oraya gitmem gerektiğini söylüyor. İlk trene atlayıp malum yere gidiyorum. Olay burda başlıyor…
Küçücük bir gar bir şef bi kaç güvenlik görevlisi var can havliyle kameram burdaymış onu anlamaya geldim desemde beni pek kaile almıyorlar. Yaklaşık 1 saat dil döküyorum bana kameramı versin diye fakat fransızca cevap verip ara sıra 2 gün sonra gel pazartesi gel gibi şeyler söylüyor. Hastalık bir yandan iyice beni zorlamaya başlıyor. Adama gitmem lazım vaktim yok uçağım var gibi bir sürü şey söylesemde sana yardım niye edeyim diyor. Türk ve Müslüman olmamdan epey rahatsız sürekli bunları tekrarlıyor. Bugün fransızlardan nefret ettiğim günün ilk günüdür. Bir süre sonra o kadar halsiz düştüm ki bana yardım et ve kameramı ver diye yalvardım. 10 € verirsen veririm dedi. Keşke yanıma almış olsaydım herşeyimi lille’de bestami ile bıraktım trene atladım. Bir türkü ikna edemedim. Sonra o küçük garın içine girip ingilizce konuşabilen kimse var mı diye bağırdım. Kendimi korku filmin içinde bulmaya başladığım andır bu. Kimse cevap vermiyor. Fransız milleti ve gıt ingilizceleri. Sonra gördüğüm siyahi bir adamın yanına gidip, ingilizce konuşup konuşamadığını soruyorum. Şansıma çat pat bir şeyler geveliyor. Durumu anlatıyorum ve 10 € ihtiyacım olduğunu lille gidince vereceğimi söylüyorum. Güç’de olsa ikna edip 10 € veriyor ve şefin yanına gidiyoruz. Kameramı yine vermiyor bu seferde bana yardımcı olan kişiyle fransızca tartışıp gönderiyor bizi. Onun söylediğine göre kameramın iyi bir şey olduğunu anladığı için kendine saklamak istiyormuş. Üzgün bir şekilde son trene atlayıp lille gidiyorum. Oraya vardığımda hastalığım biraz daha ağırlaşıyor ve yattığım yerden kalkamıyorum. Bestami ambulans çağırıyor ve hastaneye gidiyoruz. Film gibi herşey.. Ambulans görevlilerinden hastanedeki doktora kadar dilini anlamadığım bir ülkenin hastanesinde sedyedeyim, fransız doktorlar bir şeyler söyleyip gidiyor. Sürekli test yapıyorlar. Yaklaşık 4 saat sonra serumunda etkisiyle ayaklanıyorum. Yavaş yavaş kendimi daha iyi hissediyorum. Sabah olunca tekrar Dankee ye kameramı almak için atlıyoruz trene. Şef değişmiş ofise gidiyoruz onlarda yaklaşık bir saat bizi oyaladıktan sonra kamerama kavuşuyorum. Bundan sonra işler yoluna giriyor. Bu akşam amsterdamdayız.


Yola giderken, Fransa sınırı geçince hemen insanların ve çevrenin değiştiğini fark ediyoruz. Üçken ev mimarisi yemyeşil doğası ile önce Belçika sonra Hollanda’ya bizi karşılıyor. Sonunda Amsterdam Central’deyiz her şeyin yasal olduğu şehir ” Amsterdam ”

 

Amsterdam central istasyonu

İlk gün şehri gezip, tren garında sabahlıyoruz. Sonra dinlenmek için Airbnb’den bulduğumuz bir yoga evinde 2 gün kalıyoruz. Bu şehir bisiklet şehri, köprü ve kanallarla çevrelenmiş düzenli bir avrupa şehri. Bazen sokakta gezerken bu yaşam tarzına ne kadar uzak olduğumuzu farkediyorum.

 

Amsterdam Bisiklet ve Kanalları

 

3 gün sonra Olcay’ın daha önce kaldığı Den haag’da bir türk abinin yanına geçiyoruz. Burası küçük ama güzel bir ev Cihan abi bizi çok güzel ağırlıyor.

 

Cihan abimiz

Geldiğimizin ertesi sabahı kalkıp yakınlarda olan Giethoorn’a gidiyoruz. Önce bir kaç aktarma tren sonra otostopla Hobbit köyüne varıyoruz, hiç durmayan bir yağmur var deli gibi yağsada önce tekne ile köyü geziyoruz sonra suyumuz çıkana kadar köyün heryerini adımlıyoruz. Büyülenmemek elde değil. ” İnsanlar nerelerde yaşıyor yahu ” dedirtiyor her baktığımız ev. Biz yağmurda ıslanıp, evlerin önünden yürürken içerde şömine başında oturup dışarıyı izleyen insanlar görüyoruz.

Burası kesinlikle görülesi bir köy…

giethoorn yol rehberi
giethoorn köyü

 

giethoorn köyü
giethoorn köyü

 

giethoorn köyü
giethoorn köyü

 

giethoorn köyü
giethoorn köyü