Bayram Ne Demekti? Şimdi Bayram Ne demek?

Benim için bayram demek, çocukluğumun en tatlı duyguları demek. Aile demek, Eski Türkiye demek. Ta bayramdan bir hafta önce temizliklerin yapıldığı hazırlıklar demek. Aile ile yapılan komşu ziyaretleri demek, en güzel kıyafetlerin giyildiği, hatta o kıyafetleri giyme heyecanıyla uyunduğumuz günler demek. Ailecek yapılan bayram kahvaltısı demek. Bayram namazından dönerken kahvaltı için aldığımız mis gibi kokulu Ramazan pidesi demek. Amcaların, teyzelerin ellerini öpüp bayram haşlığı almak demek. Sonra bayram haşlıklarıyla Luna parka gitmek demek. Eşkili çorba demek, ailecek yapılan piknikler, sohbetler demek. Kapıya gelen çocuklara şeker vermek demek. Uzaktaki akrabaları telefonla arayıp hoparlörden konuşmak demek. Mezarlık ziyaretleri demek. Kuzenlerle, arkadaşlarla toplanıp daha ilk günden 7. Kuşak akrabanın kapısını çalıp el öpmek demek ve her evden ikişer şeker alıp, birisini yolda yemek demek. O günlerde herkeste güler yüz ve tatlı bir iletişim olur. Kimse kimseye art niyetle yaklaşmaz, düşünmez bile. Küs olanlar barıştırılmaya çalışılır, küçükler büyüklerine saygılarını gösterir. Kocaman Kocaman bayram yemekleri için sofralar kurulur. Herkes birbirinin gerçekten halini hatrını sorar. Kimisi Bayram’ın Mubarek olsun der, kimisi Bayram’ın kutlu olsun…Müslüman olan olmayan herkes birbirinin bayramını kutlar saygı duyar.

Bayram demek tatlı heyecanlar samimi duygular demek. Bugün bunların yaşandığı ülkemden çok uzakta Çin’in özerk bir bölgesi olan Hong Kong’dayım. Ama biliyorum ki şuan Türkiye’de olsam bile bu tatlı duygular çoktan geçti ve bir daha olmayacak. 

Şimdi Bayram demek, Tatil demek. Aylar önce yapılmış planlar, otel, deniz, kum, güneş demek. Bir kaç telefon görüşmesi ve etraftaki aile fertleriyle bayramlaştıktan sonra olabileceğince insanlardan uzaklaşmak demek. Babaannesinin köyü yerine bilmem nerenin tatil köyüne gitmek demek. Kapitalizmin bizden aldığı en güzel kültürel özelliklerimizden bir tanesi malesef Bayramlarımızı kaybettik. Bunun örneklerini sadece etrafınıza bakarak bolca görebilirsiniz. Umarım ki göremezsiniz…

Umarım hala yukarıda anlattığım o tatlı duyguları yaşayan birileri vardır ve onlara sahip çıkar. 

Sevdikleriniz ile birlikte olduğunuz ve onlarla geçirdiğiniz her anın değerini bildiğiniz bir bayram diliyorum. Bayramınız Kutlu/Mutlu/Mübarek/hayr olsun. 

Dünya Turu | 324.Gün | Hong Kong

Angkor Wat Tapınaklarına Kaçak Girmek

Ankor Wat, Güney Asya’nın en popüler turistlik yeri Kamboçya’nın ünlü tapınakları olan Angkor Wat tapınaklarına kaçak girmeyi başardım. Şimdiye kadar kaçak girdiğim en zor yerdi. Adım adım anlatacağım aşağıda. Bu arada, Emre Angkor Tapınaklarına Kaçak Girebilir mi bahsine Evet diyenler Bahis’i kazandılar. Bilemezsin.com 😉

Her seferinde söylediğim gibi bunu yapmanın benim için geçerli sebebi var. Yani bununla mı övünüyosun gibi laflar etmeden önce bilin istiyorum. Bunlardan birisi gerçekten param olmadığı için yapıyorum. İkincisi ise az da olsa farkındalık yaratmak istiyorum, müzeye tapınağa kaçak girerek nasıl farkındalık yaratacaksın dediğinizi duyar gibiyim. Biriside demiyor ki kardeşim üretilmeyen veya tüketilmeyen bir şey için bu kadar para verilir mi diye. Günlük giriş ücreti 60 tl olan bir yer Angkor tapınakları ve asla bir günde gezilecek bir yer değil yani 3 günlük kombine bilet almanız lazım oda 120 tl. Şimdi diyeceksiniz ki, müzenin çalışanları var, temizliği, ülkenin gelir kaynağı felan. Bunu anlarım ve saygı da duyarım. Ama şunu da bilmenizde fayda var. Bu ülkede normal bir işçinin aylık geliri 300 lira. Bununla yaşamını sürdürebiliyor. Eğer 450 tl alırsa iyi maaş alıyorsun diyorlar. Yaşam stantlarının böyle olduğu bir ülkede bu fiyatlar sizce de çok saçma değil mi? Bu tapınaklara günde binlerce insan giriyor. Bu o yüzden birilerinin fayda gördüğü ve turist olarak kimsenin sesini çıkartamadığı böyle sistemi benden desteklememi beklemeyin.

Bundan bir hafta önce bilemezsin.com’da açılan bahis üzerine epey konuşuldu, eleştirildi, desteklendi. Kimisi parası neyse ben vereyim ne gerek var dedi. Kimisi dünya üzerinde olan her şey bizim görmeye hakkımız var bu yalnış bir şey değil dedi. Kimiside #bizbitmedenbitmez etikeleriyle olayı milleştirmeye yolunda türktür yapar dedi. Bununla birlikle bir sürü hikaye dinledim. İşte geçen yıl yine birisi oraya kaçak girmek istemişte sonra bir daha haber alamadık. Eğer yakalanırsan hapse atılırsın, deport edilirsin….kolay değil hatta imkansız orası askeriye gibi koruyor…

gibi bir sürü önyargı birikti kafamda ve bu durum oldukça heyecanlı kıldı olayı. Tabi bir yandan da diyorum ben görmeden inanmam, denemeden de bilemem. Diğer yandan da içim rahat çünkü kendimden eminim, bu ve ya bunun gibi durumlarda nasıl davranılması gerektiğini biliyorum.

Angkor Wat Tapınaklarına Nasıl Kaçak Girdim?

Hazırlık

Şebnem abla sağolsun ‘’ Al canım bu evin anahtarı, istediğin gibi kullan hatta kız bile atabilirsin’’  diyerekten evini bana verdi. Ona kocaman sevgilerimi yolluyorum. Eve varır varmaz, tüm elektronik aletlerimi şarja koydum, bu sırada küçük çantamı hazırladım. Geceyi de yasak olmasına rağmen tapınakta geçirmeyi planladığım için ona göre çantamı hazırladım. Heyecan dorukta !

Yağmurluk, Kamera, Tripot, Su, Pilav, meyveler, kafa ışığı, sinek ilacı, yara bandı, havlu ve kitap.

Ankor Wat, Hazırlık
Yola çıkmadan önce ilk yapmam gereken iş coğrafyayı iyi tanımak. Yolları bilmek ve ona bir strateji izlemek. O yüzden açtım haritaları Google earth ve maps.me ikisindende bakıyorum. Uzaklık 6 km gözüküyor oldukça uzakta. O yüzden bisiklet kiralamaya karar verdim. Kamera felan şarj olurken dışarı çıktım bisiklet bakmaya. Sağlam bir şey olsun ormana girdiğimde sorun çıkmasın diye iyisinden 3 dolara dağ bisikleti kiraladım. Ucuzları 1 dolar. Tekrar eve geldim, son kontrolleri yaptım, atladım bisiklete. Hedef Angkor Wat !

Ankor Wat Map, Harita

Yola çıkış ve ilk kontrol noktası

1 saat felan GPS’den Angkor Watı takip ederek pedalladım. Haritaya göre içine girdim gibi duruyor ama daha ne kapı gördüm ne de tapınak. Epey büyük bir arazi olduğunu anladım. Çok geçmeden hemen önümde ‘’ Chech Point ‘’ yani kontrol noktası karşıladı beni. 4-5 kişi arabaları, motorları durdurup bilet soruyorlar. Epeyde inceliyorlar, burada şansım olmadığını ilk görüşte fark ettim. Bende selam verip yanlarına geçtim.

İlk kontrol Noktası, Beyaz yolun ikiye bölündüğü kısım.
İlk kontrol Noktası, Beyaz yolun ikiye bölündüğü kısım.

– Buralarda yeşil T-shirtlü ve bisikleti birilerini gördüğünüz mü? Arkadaşlarımı kaybettim dedim ve böylece dikkati başka yöne çekmiş oldum. Sanki onları arıyor gibi etrafa felan baktım. Herhalde geride kaldılar diyip geldiğim yöne pedallamaya başladım. Köşeye gelince durup GPS’e baktım. İlk kontrol noktası burası ise ikinciside tapınağın oradadır. Yani ortalama 3 farklı nokta var.

GPS’si takip ederek yolun hemen kenarında ki patika bir yola saptım. Orman yolu iyice işi heyecanlı kıldı. Nereye gittiğimi bilmeden tek başına bir ormanın içindeyim. Bisiklet iyi olduğu için sorunsuz gidiyor. Ormanın içinde epey pedalladıktan sonra bir köy çıktı karşıma, boydan boya selam vererek köyün içinden geçtim. Hepsi güleryüzlü ve sıcakkanlılardı. Çocuklardan birine hangi patika yoldan gidecem Angkor Wat’a giyince geldiğim yönü gösterdi. Bu durumda iki seçeneceğim var ya çocuk beni anlamadı yada buradan çıkamayacağım.

Şansıma artık giyip yine GPS’i takip ederek ormanın içinde epey pedalladım. Arada köylerin içinden geçiyorum ama 5-10 tane ev var. Köpekler şaşkın şaşkın bakıyor sonra havlamaya başlıyor. Sonunda ana yol gibi yer karşıma çıktı. Oh çektim..

2. Kontrol Noktası

Ana yola çıkar çıkmaz tam karşımda Angkor’u gördüm. Sevinçle pedallamaya başladım ki arkadam düdük sesleri yükseldi. İlk başta aldırmadım ama önümde ki tuk tuk şöförleri bile ‘’ Bak seni çağırıyorlar ‘’ der gibi yapınca mecburen geri döndüm. Burası da diğer girişin yol kontrol noktası.

– Pardon, duymadım kusura bakmayın. (Kalbim nasıl hızlı atıyor)

Önemli değil, biletin nerede?

– Biletim arkadaşlarımda kaldı, bende onları arıyorum zaten. Buradan geçen hiç yeşil t-shirtlü birini gördünüz mü?

Hayır görmedim

-Peki şu tarafa ( Angkor’un girişini gösterip) bakıp gelebilir miyim iki dakika izin verseniz.

Hayır asla izin veremem biletin olmadan.

-Doğru,haklısınız.

Geç dinlen biraz, yorulmuşsun. (Bunu diyince rahatladım)

– Teşekkür ederim.

Onları bulmam lazım eğer buraya gelirlerde burada beklemelerini söyler misiniz. Ben arka taraflara bakıp tekrar buraya uğrarım.

Tekrar geri geldiğim yere pedalladım ve ilk gördüğüm patikadan biraz önce içinden geçtiğim köye gittim. GPS’e tekrar baktım. Şuanda tam olarak o iki yolun kesişim yerindeyim. Yani tam ortalarının çıkabilirim. Haritada otopark olarak gözüküyor, işte buldum diye bir sevinç, mutluluk. Çünkü tam karşı tarlanın oradan park edilmiş otobüslerin ucunu görüyorum.

Tamda tahmin ettiğim gibi kimsecikler yok, şöförlerlere selam verip otoparktan geçtim ve Angkor wat’ın önündeyim. Şimdi geldim asıl zor kısma. Çünkü buradaki her tapınağın kontrol noktaları tapınağa giden köprünün üzerinde ve tapınağın etrafı komple dev gibi su kanalları ile çevrili. Yani o dereyi yüzerek geçmek bile 1 saat alır en az o kadar büyük su kanalları. Benim girmek istediğim tapınakta Angkor Wat yani tüm tapınaklara genel ismini veren yer. Bu bölgede 50’den fazla tapınak olduğunu hatırlamak isterim.

Önce epey uğraşsam da ‘’ Bir arkadaşıma bakıp çıkacağım taktiği ‘’ yemedi. Saatte bakıyorum 6’ya geliyor. Hani bunlar 5:30’da mesai bitiyordu? Neyse o bölgede ki restoranların birine gidip 50 cent’e pilav yedim zaman geçirmeye çalışıyorum. Bu arada bisikletimide onlara emanet ettim, olurda içeri girersem birileri göz kulak olsun diye. Bu arada görünüşüm tam turist boyunda kamera, elde tripot renkli t-shirt yani hiç kaçak giren adam tipi yok.

Ankor Wat, Kamboçya
Ankor Wat, Kamboçya

Angkor Wat’a Giriş 

Tekrar girişe gittim, bizimki hala orada ama diğer adamlar gitmiş. Epey uzaktan izledim son kalan adamı. Bir ara diğer tarafa yürümeye gitti fırsat bu fırsat diye atladım köprüye. Hızlı adımlarla köprününden arka arka ilerledim. Gözüm adamın üstünde buraya baktığı anda sanki gidiyor değil de dönüyormuş gibi yapmak için ters yürüdüm. Şansıma hiç bakmadı bende epey uzaklaştım ve Tapınağın içine girdim. Ve başardığım an işte bu an !

Köprünün Üzerindeki Son Kontrol
Köprünün Üzerindeki Son Kontrol

Hava kararmaya yüz tutmuş o yüzden neredeyse bomboş tapınak. Sağdan solsan turunculu monglar çıkıyor, köşelerde de bir iki kitap okuyan turist görüyorum. İçeri girip bol bol fotoğraf çektim.

Kamboçya, Ankor Wat
Kamboçya, Ankor Wat

Tam ortalarında iken bir adam geldi. Kapanıyor diye bağırıyor, beni çağırıyor. Bende içerde arkadaşım var bekle onu çağırayım diye bir dakika izin istedim bağırarak. Tamam dedi. Koşar adım, yerlilerin olduğu bir yere gittim. Angkor tapınaklarının tam ortasında yaşayan bir köy var. Tapınağın çevresinde epey köy vardı ama bu tapınağın içinde. Bende geceyi burada saklanarak geçirebilirim diye hemen buraya geldim. Karşımdan telsizli bir adam geldi, kapanıyor dedi. Yüzüne bile bakmadan biliyorum, arkadaşım var burada dedim. Yanından geçip gittim. Evlerin arasına girdiğimde ise beni başka bir sürpriz karşıladı. Turuncu turuncu Budist Keşişler odun kesiyorlar. Hemen bende aralarına karıştım ve onlara yardım edebilir miyim diye sordum. Beraber odun kestik. Bence tapınak maceramın en güzel anısı da bu oldu benim için.

Ankor Wat, Monglar, Kamboçya
Ankor Wat, Keşişler, Kamboçya

Burada 1 saat oyalandıktan sonra motorlu adamlar geldi. Benim burada olduğumu öğrenmişler. Tapınak kapanıyor efendim dedi kibarca kovdu beni. Bende alacağımı aldım edasıyla yavaş yavaş yürüyerek çıktım tapınaktan. Hava karanlık olduğu için çok rahat istediğim yere gidebilirdim ama yağan yağmur bu gece yıldızları göremeyeceğimi söylüyordu. O yüzden tapınakta uyumanında pek espiri kalmamıştı. Zaten benim istediğim de kimsenin olmadığı dev bir tapınakta yalnız başına kalmaktı. Burada ise bir köy var. Bir başka sefere geceyi geçirmek için geleceğim.

Bu arada her şeye rağmen bunu yapmayı ve deneyimlemeyi istiyordum ona rağmen İsmail İşler arkadaşım bana hiç sormadan hesabına biletin parasını göndermiş. Her ihtimale karşı yanında dursun diye. Çok teşekkür ediyorum. Buradaki olay para değil, kendisine de söyledim. O ince ayrıntıyı düşünebilmiş olması, beni o kadar mutlu etti ki bu yüzden gönderdiği para ile bulunduğum yerdeki çocuklara dondurma, yemek felan alıp bende onları mutlu etmek istiyorum. İsmail İşler güzel insansın vesselam.

Angkor Tapınakların Hikayesi Nedir?

630 yıl hüküm süren bir krallık, Khmer Krallığı döneminde inşa edilen tapınaklar hala gizemini korumaktadır. Çünkü efsaneye göre bu bir aşk hikayesidir. Denizlerin hakimi Naga’nın kızı Brahman’a aşık olan Hintli Kaudinya’nın birlikteliğinden doğmuştur. Naga’nın babası da evlilik hediyesi olarak bölgedeki tüm suları kendisine çeker ve geriye kalan toprakları onlara hediye eder. Daha sonra bu topraklar üzerine krallıklar kurulur.

Angkor Wat Tapınağı ise bölgedeki diğer tapınakların en ünlüsü. Hindu Tanrıdı Vishu adına inşa edilen bu tapınak, o zamanlarda dünya üzerinde bulunan hiç bir yapıya benzemiyordu bile. Bu tapınak için insan üstü güçlerden yardım alındığıda bir şehir efsanesi. Dünya’da ki en büyük tapınaklarından biri olan Angkor Wat yalınızca büyüklük olarak değil, su üzerine inşa edilmesiylede oldukça büyüleceyi bir yapı. Yılda 2 milyon ziyaretçisi olan bu tapınaklar, Unesco tarafından korunmaktadır.

Not: Eğer olurda sizde kaçak girmeyi deneyecek olursanız şu tavsiyelerimi göz önünde bulundurun.

  • Paranız varsa verin girin macera sevmiyorsanız çekilir eziyet değil, işler yolunda gitmezse işkenceye dönüşebilir.
  • Kesinlikle saklanarak haraket etmeyin, doğal olun ve tuhaf haraketler yaparak dikkat çekmeyin
  • Eğer otostopla seyahat ediyorsanız muhtemelen paspal bir haliniz vardı, o yüzden bugüne özel temiz giyinin, dikkat çekmetin.
  • Diyelim ki yakalandınız ve biletiniz yok. Bu durumda panik yapmadan, ya kaybettiğinizi söyleyin ya da arkadaşınızda olduğu. Yani çok polemiğe girmeden olaydan ve konudan uzaklaşmaya çalışın. Biletinizin olmadığını söylemeyin yeter.
  • Ayrıca bu adımları izledikten sonra doğacak her hangi sorundan sorumlu değilim.

Videosuda İşte Burada 

https://www.youtube.com/watch?v=CuGIoCkvRiM

Koh Rong Adası Yol Günlükleri

…Geceden kalmayım, henüz uyuyalı bir kaç saat olmuştu ki  Adile ablanın ‘’ Tekne gidiyor çocuklar ‘’ sesiyle irkildik. Gözümden uyku akıyor, ona rağmen apar topar iskeleye koşuyoruz. Ne ayağımda terlik var ne de üzerimde bir T-shirt. Kafam halen güzel. Geceden yağan yağmur iskeleyi ıslatmış, kaymamak için önümde koşan ayakları takip ediyorum. İskelenin sonunda demirden oldukça eski eşya dolu bir yük teknesi bizi bekliyor. Arda’nın atladığını gördüm. Ardından elimden tuttu beni çekti. Teknenin arkasına geçip yere oturduk. Gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış, turkuaz denizin üstünde yavaş yavaş iskeleden uzaklaşmamızı izledik, az sonra yağmur fırtınasının içine doğru gireceğimizden habersiz….Hemen karşı taraftaki Koh Rong Samloem adasına gidiyoruz. Adalar arası bir yolculuk…

Koh Rong Adası 1. Gün

Kamboçya’ya geleli bir kaç gün oldu. Tayland sınırından itibaren uzun bir otostop yolculuğu sonrası Koh Rong adasına giden teknelerin kalktığı yere geldim. Çantamı yere koydum, etrafıma baktım güzel bir plaj burası oldukça haraketli ama güneş batmak üzere olduğundan denizin güzelliğini tam göremiyorum. Aklımdan kaba taslak bir plan yaptım. Bir an önce Koh adasına gideyim Özgür’ü bulayım tanışayım bir en fazla iki gün kalırım sonra yola devam ederim..

Merhaba, Koh Rong adasına ilk vapur ne zaman?

-En erken yarın sabah 8’de

Aa öylemi, tamamdır o zaman bu gece de sahildeyim.

(Hemen karşını göstererek )

-İstersen bizim restoranta yatabilirsin

Gerçekten mi? Super, teşekkür ederim.

Çantamı aldım iskeleden plaja yürürken restoranın önünde bira içen bir adama gözüm takıldı. Bu Barış abi ! Bali’de mekanı vardı ilk o zaman tanışmıştık. Koştum masasına abi naber, nasılsın diye sarıldık. Ardından Tuncay abi geldi. Oda yine Bali’de mekan sahibi idi. Şimdi restoranın yöneticiliğini yapıyor. Bira söylediler gece uzun uzun sohbet ettik. Koh adasından, adanın hikayesinden, buraların sahibi bora abiden…

Demek otostopla geldin buraya kadar he…Bali neresi burası neresi, halal valla ! diye söylenip durdu gece boyu. Artık bu duruma alışa geldiğimden insanların tepkilerine verdiğim karşılıkda reklex olmaya başladı.

Gece mekanı kapattılar, onlar evlerine gitti, bana yer yaptılar restoranda bir köşeye geçip kıvrılıp sabahladım. Gece sabaha kadar sineklerle boğuştum, ama güneş doğmadan önce bir kaç saat uyuyabildim.

Sabah oldu. Hemen İskelenin önünde tropikal kamboçya meyveleri satan yaşlı bir teyzeden 50 centlik ananas aldım. Kahvaltımı denizde yaparım, 2 saatlik vapur yolculuğum var nede olsa. Sarı bir tekne yanaştı iskeleye atladım hemen. Çantamı oturduğum bankın altına atıp, etrafı izlemeye koyudum. Bugün de kahvaltım ananas.

Az sonra teknenin dümeninde gözüm birine çarptı, bu adam gün gece biz Tuncay abilerle sohbet ederken yanımıza gelip selam vermişti.  Hamza abi, gittim yanına tanıştık, epey sohbet ettik. Uzun zamandır böyle bir hikaye dinlememiştim. 30 yılı hapiste geçen bir hayat vardı karşımda…

2 saatlik vapur yolcuğundan sonra Turkuaz denizin üzerinde yeşil bir kara parçası gözüktü. Burası Koh Rong olmalıydı. Burada kalmaya pek niyetim yoktu, ne kadar güzel olursa olsun artık Tayland’da adalara doydum diye yola devam etmeliyim diye düşünüyordum.

Tuncay abi bana Coco restoranta gidip Serkan diye birini bulmamı söyledi. O sana konaklama konusunda ve diğer ihtiyacın olan şeyler konusunda yardımcı olur demişti. Bende iskeleden iner inmez hemen karşıda olan Coco’ya gittim. Sekan abiyi buldum, kendimi tanıttım. Sağolsun Coco’nun hostel kısmında bana bir yer verdi.

Saat sabahın 10 olmasına rağmen adanın inanılmaz bir enerjisi var, masalar sandalyeler kumların içinde, mekanların hepsi ahşaptan rengarenk dizilmiş, insanlar ayak yalın etrafta yürüyorlar. Kızlar bikinili, erkeler shortlu. Kahvaltı yapıyorlar, sohbet ediyorlar.

Hostel bölümüne geçip duş aldım, bir iki saat kestirdikten sonra tekrar uyandım. Bu sefer ilk işim Özgür’ü bulmaktı. Vakit kaybetmek istemiyordum. Hem adanın keyfini çıkarmak hemde özgürü bulup bir an önce tanışmak istiyordum. Coco’da bir kaç tane daha Türkle tanıştım bu süreçte. Özgür arada gözüküyormuş ama o kadar. Coco’nun restoranına geçip Bilgisayarımı çıkarttım, bir kaç not aldım, fotoğrafları derledim. Aradan 1-2 saat geçti, kumsalda biraz yürüyüş yaptım, mekanları inceledim. Bu adada, bu kumsalda, denizde, mekanlarda beni neler bekliyor tamamen habersiz önünden geçtim gittim. Sanki yazılmış bir senaryonun isimsiz figüranı gibi…

Koh Rong, Kamboçya2. Gün

Uyandığımda saat 8 e geliyordu. Kapının üstündeki pencereden, hostelin içine güneş ışık süzülüyor. Çalışanlar çoktan ayaklanmış temizlikler yapılıyor, hostelde neredeyse herkes uyuyor. Tam köşe yataktan güvenlik kamerası gibi 14 kişilik yatakhanenin tamamını süzebiliyorum. Kızların hepsi geceden kalma üstleri deniz kumu, saçlar başlar karışmış bikinileriyle kendilerini zor yatağa atmış gibiler. Tayland’dan sonra bu kadar rahat bir hostel görmemiştim. Biraz daha yatakta sabah keyfi yaptıktan sonra, üst kattaki yatağımdan aşağı atladım. Gün başlıyor, kısa bir duştan sonra bir şeyler atıştırmak için Coco’ya gittim. Yemekler 3-4 dolar civarı, bana pahalı geldi ayrıca, canım da menüde ki hiç bir yemeği istemiyor, basit olsun ucuz olsun, bol su içeyim modundayım. İskele’nin üstünde khmer restoranı buldum 1 dolara güzelce karnımı doyurdum üstüne buzlu 50 cent’e buzlu kahve içince kendime geldim. Etrafıma baktım, turkuaz rengi bir denizin üzerindeki iskelede 1 dolara yemek yiyip keyif yapabiliyorum. İşte benim için lüks budur.

Özgür nerede acaba, gidip bir wifi bulsam diye iç geçirdim. Elimdeki buzlu kahve ile biraz plajda dolaşırken ‘’ WİFİ ‘’ yazan bir yer gördüm. Island Boys adında bir yer.

Pardon, acaba 2 dakika wifi kullanabilir miyim? Arkadaşımla burada buluşmam gerekiyordu da..

-Tabiki, Şifre : tigertiger

Teşekkür ederim.

Özgür’e yazdım, sanırım onda da internet yok iletilmedi. Neyse burası küçük bir ada, elbet bulurum. Coco’ya döndüm Serkan abi’ye sordum.

-Çok uzaklaşmış olamaz, ada burası. Üst kata baktın mı?

Hayır, hemen bir bakayım.

Merdivenleri ikişer ikişer çıkarak üste kata çıktım, tam köşede Türk’e benzer iki adam otuyor. Buldum sanırım…

-Merhaba, Emre ben ! Nasılsın?

Aa Emre, hoşgeldin bende de internet yoktu yazamadım sana. Ne yapıyosun, nasılsın?

-İyiyim, dün geldim bende buraya yerleştim. Seni bulduğuma sevindim.

Hemen yanında birisi daha vardı. Uzun saçlı, arkadan bağlamış hafif tombik, güler yüzlü.

-Merhaba

Merhaba, Mert ben de Memnun oldum.

– Bende memnun oldum. Sizi bölmeyim ben daha sonra devam ederiz nasıl olsa nerede olduğunu biliyorum artık.

1 saate yakın kendi aralarında konuştuktan sonra bana döndüler, sonra ben kendi hikayemi anlattım. Özgürü nasıl tanıdığımı ve neden bulmak istedimi anlattım. Uzun uzun sohbet ettik, ilk başta sorduğum sorulara anlam veremesede yavaş yavaş alışmaya başladı. Daha sonra akşam tekrar buluşmak üzere ayrıldık. Bu arada Mert abi sohbet etmeye başladık ve onunla uzun uzun sohbet ettik. Mert abi, de Coco’nun yöneticisiymiş. Uzun yıllar Türkiye’de yaşadıktan sonra bu adaya gelmiş ve burada yaşamaya karar vermiş. Gurme ve aşçı, yemek programları felan var. Sanal mutfak mert diye tanınıyor. Uzun yıllar blog yazmış. Tabi bende yeni bir blog yazarı olarak, aklıma gelen her şeyi sordum, sıkılmadan bildiği her şeyi anlattı sağolsun.

Coco’nun üst kattın rahatlığı beni cezbedince odaya gidip bilgisayarımı kaptığım gibi tekrar buraya geldim. Kemal abinin söylediklerini tek tek düşündüm. Aklımda kalan ise tek canlı bir kelime ‘’ Sürdürebilirlik ‘’. Oturdum akşama kadar bilgisayar başında geçmişe dönük fotoğraflarımı, videolarımı derledim. Hangi konular hakkında yazı yazabilirim onları düşündüm. Ve ilk blog yazma tohumları bugün attım.  Akşam olduğunda özgür ile Coco’da yine buluştuk. Elinde biralarla geldi yanıma, uzun uzun sohbet ettik. Burada yaşayabilirmiş ama oda emin değilmiş. Adada yaşamak baika bir şey. Şimdi sahilin en sonunda ki ağaç evlerde kalıyor. Eğer buralarda olmaz isem orayadayımdır dedi.

Emre Durmuş3. Gün

Coco’nun guest house’u bugün biraz daha sakin. Uyanır uyanmaz bilgisayarımı alıp Coco’nun üstü katına çıktım. Çünkü yapmam gereken bir sürü işim var, eski videolarımı toparladım, yazılarımı tekrardan sıraya dizdim. Ara sıra Hamza ile selamlaşıyoruz, ne zaman görsem elinde ot sarıyor bira içiyor. Daha sabahın 8 i başlıyor içmeye mekan kapanana kadar. Üst katta otururken bir ara wifi geldi gibi olunca Kemal abi (yoldaolmak.com) ile sesli görüşme yaptık. Yıllar önce oda burada kendi bloğunu iyileştirmek adına çalışmış. Tesadüf aynı ülke aynı ada…Gün boyu buzlu kahvem ve bilgisayarım ile vakit geçirdikten sonra akşam üstü güneş batamaya yakın denize gittim. Göl suyu gibi bir o kadar ılık olan denizde güneş batana kadar zaman geçirdim. Hostele gidip duş aldıktan sonra tekrar Coco’nun üst katına çıktım. Tekrar yazılarıma döndüm çok geçmeden yanıma biri geldi.

-Hello, How are you?

Abi Türksün sen, teşekkür ederim iyiyim sen ne yapıyorsun, nasılsın?

-HEHE, iyiyim bende ne olsun..

Felan derken muhabbet uzadı gitti, ben kendi hikayemi anlattım o dinledi arada sorular soruyor bende cevaplıyorum bildiğim kadarıyla. En son masadan kalkarken ‘ Bende Bora, memnun oldum ‘ dedi. Gitti. Nasıl yani? Bora mı? Patron Bora? hani buraların sahibi hep şu adı geçen, adanın tarihi yazan insan?

Patron diyince insanın aklına hiç bir şeyden memnun olmayan, takım elbiseli kıravatlı, yada ne bileyim en azından ayakkabı felan giyer. Bora abinin üzerinde siyah bir atlet, kısa bir short tombik bir vücut kocaman gülümsemeli bir surat var. Böyle patron mu olur yahu? demek ki oluyormuş. İlk böyle tanıştım bora abi ile. Gece bitmeden bir ara yine yukarı çıktı masaya geldi. Bu sefer Mert abi (Coco’nun yöneticisi) ile beraberler, yemek yerken, beni Özgürün kaldığı ağaç evlere davet etti. Bir kaç gün ağırlayım seni misafirim ol dedi. Nasıl mutlu oldum. Çünkü adaya ilk geldiğimde gördüğüm yer orasıydı vay be dedirtmiştir. Adanın en güzel yeri belkide.

Koh Rong, Kamboçya4. Gün

Güne bugün meyve yiyerek başladım, biraz adanın etrafını keşfedeyim diye bilgisayarımı almadım yanıma. Gördüğüm bütün güzel plajlarda denize girdim bir kaç insan ile tanıştım, muhabbet ettim. Bir ara coco’dan geçerken Mert abi ; yarın ne yapıyorsun? diye sordu. Aynı abi bir planım yok, takılıyorum. dedim. Gel seni diğer adaya götüreyim, benimde ufak bir işim var beraber gidelim. dedi. Süper dedim, bana uyar. Aynı Koh Rong gibi orası hakkında da en ufak fikrim yoktu. Keşfetme heyecanı sardı içimi, hostele dönüp kameramı şarj ettim. Akşam olunca Coco’ya geldim, yine tıp tıs tıp tıs müzik ile insanlar dans ediyor herkes çakır keyif. Zaten plajla iç içe olduğun herkes bayolu/bikinili. Ayaklarda terlik yok, heryerde deniz kumu. Ellerde biralar, koktelyler. Bir iki saat aralarına karıştıktan sonra yukarı çıktım, Özgür yazı yazıyordu. Planktomları gördün mü dedi? Hayır dedim ne onlar? Hadi gel göstereyim dedi, denize gidiyoruz. Gittim havlumu aldım geldim, plajın en az ışık olan yerine doğru yürüdük. Denize girdik. Birde ne göreyim ! Sihir gibi bir şey bu. Denizin içini yıldız kaplamış sanki, elimi haraket ettirdiğim yer yeşil yeşil parlıyor, sanki sihir yapıyorum. Mükemmel bir şey bunlar, hayatımda ilk defa böyle bir şey görüyorum. Onlarla yüzmek harika bir duygu. Burada bunu taktik olarak kullanıyorlarmış. Şarhoş güzel kızları avlama taktiği; Planktomları gördün mü?

5. gün

Uyanır uyanmaz Aşağıya inip Mert abiyi sordum. Bugün karşı ada Samloem’i keşfetmeye gideceğiz. Yanıma bir tek kameramı aldım, ne terlik giydim ne de T-shirt çıplak ayak atladık vapura. Samloem Adasının bir ucunda olan M’ Pay Bay köyüne gidiyoruz. Yolda giderken Mert abi bana buralardaki mercan adalarından bahsetti. Adaya ilk geldiklerinde yaptıkları temizliklerden, adanın kurulmasında köylerine kadar. Samloem’e gelince ben biraz fotoğraf çekeyim diye plajdan yürüyerek köye gittik. Köy iki sokaktan oluşuyor, ormanın içine doğru bir kaç ev daha var, ayrıca denizin üstüne yapılmış iskele kenarı bir kaç ev var hepsi bu kadar. Adanın yerlileri yaşıyor buralarda, aralarına serpiştirilmiş barlar, restoranlarda var. Mert abinin yeri İskelenin hemen üzerinde Mavi küçük bir restorant. Mekanına gitmeden önce seni bir yere götürecem gel kahvaltı edelim dedi. Köyün içinden bir yere girdik. Uzaktan ‘’ Merhaba, Nasılsınız’’ diye bağırdı. Burası Türk restorantı Kıymet anne ve Arda’nın yeri dedi. Selamlaştık masaya oturdum. Kıymet anne Türk kahvaltısıyla masayı donattı, nasılda özlemişim. Sonra geldiler Arda ile masaya oturdular. Uzun uzun muhabbet ettik.

Koh Rong Samloem Buraya geliş hikayesini anlattı, çok hoşuma gitti. İşte o zaman dedim, bu adadaki türklerin hikayeleri yazmaya değer diye ve işte bu yazımı yazmıştım. Türk Adası. Kahvaltıdan sonra mert abi kendi mekanına gitti, bende aldım kameramı köyü keşfetmeye. Çocukları buldum hemen kaynaştık zaten. Oradan oraya koşuyoruz, atlıyoruz zıplıyoruz. Epey oynadım onlarla. Bol bol fotoğraf çektim. Akşam üstü vapur gelmeye yakın Kıymet annelere selam verip tekrar iskeyele döndüm ve Koh Rong adasına geçtik tekrardan. Gittiğimde akşam olmuştu bende çantamı almak için kimseyi rahatsız etmeyim dedim ve direk Ağaç evlere yani Tree house’a gittim. Artık buraya taşınma vakti geldi. Oraya vardığımda İspanyol bir çalışanın ismini vermişti mert abi ‘Brays’ onu bul yardımcı olur demişti. Gittiğimde şansıma oradaydı, kendimi tanıttım Bora abinin misafiri olduğumu söyledim. Beni bir bungova yerleştirdi. Uzun zaman sonra kendime ait bir yerim olmuştu. Yalnız kalabileceğim, yazılarımı yazabileceğim, istersem çıplak bile uyuyabileceğim tamamen bana ait bir yer. Burada iyi dinlenmeyim. Sanırım koh ron günleri sandığımdan daha da uzun olacak.

6. Gün

Sabah huzurun içinde uyandım. Yemyeşil doğanın ortasına kondurulmuş bir bungolov sessizliğin içinde bir yerdeyim. Bu duyguyu doyasıya içime çektim, belki uzun süre bu huzuru bulamayacaktım. Balkonumda ki hamakta sallanırken bir müzik açtım, öylece sallandım durdum. Karnım acıkmaya başlayınca restorant bölümüne gittim. Orada özgür ile karşılaştım. Hemen yanımda ki bungolovda kalıyormuş. Bu sefer komşu günaydın diye selamlaştık. Bora abinin misafi olduğumu öğrenince sevindi ve hemen ardından yemek işini nasıl yapıyosun diye sordu. Bir fikrim yok deyince, sen Bora’nın misafirisin dur bir konuşayım kasadaki yönetici ile dedi. Konuştu geldi, tamamdır istediğini sipariş verebilirsin ödeneme gerek yok dedi. Süpermiş dedim, o zaman kilo alma zamanı geldi. Bu yemek olayı benim için çok iyi oldu, çünkü karnım doyduktan sonra mutlu olmamak için hiç bir sebeb kalmıyor bende. O gün akşama kadar restoranta özgür ile oturduk yedik içtik muhabbet ettik. Arada o bilgisayarına gömülüyor yazılarını yazıyor, bende bloğumun eski yazılarını toparlıyorum. Sonra başımızı kaldırıyoruz yine muhabbet ediyoruz. Arada denize girip geliyoruz.

Koh Rong Kamboçya

Koh Rong’da Geçen 1,5 Ay

Koh Rong’ da her şey böyle başladı işte. İlk günlerimde tanıştığım insanlar ve birazda şans ile adaya güzel başlangıç yaptım. Daha sonra ki günlerde sırayla koh rong adasında yaşayan türklerle tanışmaya başladım. Hemen hemen her gün birisi ile denk geliyordum ve onların hayat hikayesini dinliyordum. Bu adada olup biten her şey film gibi. Daha çok dizi gibi. Herkes başka bir karakter, dedikodular, kavgalar, aşklar gırıla gidiyor bu yüzden müthiş eğlenceli. Diğer zamanlarımın büyük çoğunluğunu bilgisayar başında geçirerek blog yazılarımı yazmaya gayret ediyorum. Bu işte daha çok yeni olduğum için de epey yavaş ilerliyorum.

Akşamları eğer kendimi üretken hissedersem restorant kapansa dahi wifi açık bıraktırıyorum ve gün doğumuna kadar bilgisayar başında zaman geçiriyorunum. Eğer sıkılırsam, köye inip adanın çılgın gece hayatına karışıyorum. Çarşamba ve Cumartesi günleri sürekli police beach partileri var onları kaçırmıyorum zaten. Police beach partilerinin en güzel yanı after parti bence. Bir defasında 4 gibi uyuya kalmışım sahilde, sabah güneş uyandırdı beni. Etrafıma bakıyorum kimse kalmamış. Denize gireyim açılayım dedim. Şişme bottan sesler geliyor. Yüzerek bota gittim, 6 tane anadan doğma çıplak kız ve bir tane adam var ,kafaları çok güzel. Muhtemelen ağır uyuşturucu almışlar.  Botun içine su dolmuş yani denizin ortasında jakuzi havası var. Atladım aralarına sürekli gülüyoruz ama neye gülüyoruz bende bilmiyorum. Sonra Ömer abi geldi, elinde bir sürü bira herkese atıyor suya düşüyor bulabilirsen alıp içiyosun 🙂 Sonra after parti diye ömer abi bizi bir bungovala götürdü tüm oradaydık. Böyle efsane after partilerde oluyor işte denk gelirse.

Tree house restoranında otururken yalnız seyahat eden bir sürü insanla tanışıyorum. Arada güzel kızlar gelirse onları ‘ Koh Rong Adasının Tanıtım Filmi ‘ oynatacam deyip adanın ıssız plajlarına götürüyorum. Bol bol çekim yapıyoruz, yüzüyoruz felan. Bazı günler bungolovdan çıkmak istemiyor canım, hamağa geçip akşama kadar sallanıyorum kitap okuyorum müzik dinliyorum. Canım aksiyonlu bir şeyler yapmak isterse restoranın önündeki kanolardan alıp denize açılıyorum. Taylanda hostelde çalışırken bir alman kızla tanışmıştık. Kamboçya’ya gideceğini söylüyordu, belki karşılarız diye iletişim bilgilerimi almıştık. Bir gün restoranta oturuken ondan mesaj geldi, Nerdesin? Ben Kamboçya’ya gelmeyi planlıyorum belki görüşürüz dedi. Adresi verdim direk adaya davet ettim oda uçarak kabul etti zaten. 4 gün beraber kaldık. Aslında beraber gezmeyi düşünmüştük ama ben artık yalnız gezmeye çok alıştım kimseyi çekemem diye vazgeçtim. O sonra yoluna devam etti, koh rong günlerime de renk katmış oldu. Daha sonraları iki hollandalı kız ile tanışmıştım. Onları epey fotoğraf çekiminde ve videolarda kullandım çünkü gerçekten güzellerdi.

Koh Rong, KamboçyaHer akşam Bora abi mutlaka Tree house’a uğruyor ve bir iki saat muhabbet ediyoruz. Her gün o efsane hikayesinden küçük küçük anılar anlatıyor, bazende öyle boş boş video izliyoruz beraber. Arada kitabını alıp köşeye çekiliyor, öyle sessizce selamlaşıyoruz. Bir gün otururken bir adam geldi restorana gece saatlerinde. Bora abi, bu benim babam diye tanıştırdı. Adam beyaz sakallı, beyaz saçlı yaşlı bir amca ama çok dinç duruyor. Her gün oda benimle birlikte restoranda sabahlıyor. Bazen güneş doğmadan önce kalkıp muhabbet ediyoruz, bazende beraber köye gidip geliyoruz. Uzun zaman sonra tanıştığım en efsane adamlardan birisi. Hikayesinin özetini şuradan okuyabilirsiniz.

Koh Rong Adasında Yaşayan Türkler

Bir ara karşı adada tanıştığım Arda Koh Rong’a geldi. Zaten onun gelmesiyle benim tüm düzenim değişti. Her gece deli gibi yiyip içiyoruz, kafalar güzel oluyor, partiden partiye gidiyoruz. Sonra da gidip onun bungovunda uyuyoruz. Bazen 4 kişi bazen sadece ikimiz gidiyoruz bungolova. Bir gün Arda ile beraber kano yapalım, plajları gezelim istedik ve atladık kanolara. 4 k beache giderken, solda kayaların arasında Settar abiyi gördük. Settar abinin yeri efsane bir yer, her zaman oraya gider otunu sarar içer. Küçük gizli kalmış 5-10 metrelik bir koy. Etrafı orhun harabeleri gibi taşlardan çevrilmiş. Bizde selam verelim sonra plaja gideriz diye koya kürek çektik. Epey muhabbet ettik, birer fırtta biz çektik sonra yola devam ettik. Plaja geldiğimizde deli gibi yağmur yağmaya başladı. Göz gözü görmüyor. Her yer bembeyaz. Plaj beyaz, gökyüzü beyaz, deniz beyaz ama sadece haraket şeyler kanolar ve yağmur damlaları. İnanılmaz güzel bir andı. Kanoları sahile çektik, başladık plajda koşmaya. Deli gibi gülüyoruz, koşturuyoruz. Epey yağmurla oynadıktan sonra yağmur durdu. Kimsenin olmadığı plajda restoranın içinden 3 tane kız çıka geldi. Onlarda kanolarına biniyorlardı, bizim suda olduğumuzu görünce yanımıza gelip selam verdiler. Denizde epey muhabbet ettik. Sonra onlara Settar abinin yerinden bahsettik ve oraya götürmeyi teklif ettik. Kabul ettiler, güneş batmaya yakın 5 kano denizin ortasında kürek çekiyoruz. Deniz durgun daha biraz önce yağmurla sevişmiş de durulmuş. Settar abinin orada kimse yoktu. Arda ben ve 3 fransız kız ile orada epey zaman geçirdik. Daha sonra akşam yemeği için Coco’ya kürek çektik. Bu fransızlar yemekle içki içmeye bayılıyorlar. Ben daha beceremiyorum ama bir iki koktely içebildim. Bu arada eğer coco da ise hesaplar ardanın oluyor. Tree house da isek de benim oluyor. Sonrasında zaten ipler koptu kafalar güzel olunca kumsaldan yürüyerek plajın karanlık yerine gittik, planktomları görmeye 🙂 O gecede Ardanın bungolovda kaldık.

Sabah oldu…Geceden kalmayım, henüz uyuyalı bir kaç saat olmuştu ki  Adile ablanın ‘’ Tekne gidiyor çocuklar ‘’ sesiyle irkildik. Gözümden uyku akıyor, ona rağmen apar topar iskeleye koşuyoruz. Ne ayağımda terlik var ne de üzerimde bir T-shirt. Kafam halen güzel. Geceden yağan yağmur iskeleyi ıslatmış, kaymamak için önümde koşan ayakları takip ediyorum. İskelenin sonunda demirden oldukça eski eşya dolu bir yük teknesi bizi bekliyor. Arda’nın atladığını gördüm. Ardından elimden tuttu beni çekti. Teknenin arkasına geçip yere oturduk. Gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış, turkuaz denizin üstünde yavaş yavaş iskeleden uzaklaşmamızı izledik, az sonra yağmur fırtınasının içine doğru gireceğimizden habersiz….Hemen karşı taraftaki Koh Rong Samloem adasına gidiyoruz. Adalar arası bir yolculuk…

Ardaların adasına yani Koh Rong Samloem’e geçtik. M’Pay May köyündeyiz. Burası sessiz ve huzurlu bir yer. Koh rong’un o keşmekeşi burada yok. Yerlilerin içinde bir kaç restoran bir kaç tane bar var o kadar. Buranın ayrıca enerjisi çok güzel. Tam bir hafta kaldım burada. Hem de çok güzel kaldım, pideler, pizzalar, gözlemeler, türk kahvaltıları. Arda’nın annesi kıymet anne sağolsun çok güzel baktı bana. Uzun süre unutamacağım o lezzetli yemekleri. Bunları yazarken bir yandan da sade pilav yiyorum o yüzden daha bir anlamlı geliyor kıymet annenin yemekleri. Gündüzleri akşama kadar restoranta takılıyoruz, bazen ben köyleri geziyorum iki fotoğraf çekiyorum. Akşam olunca düşük sezonda açık olan iki bardan birisini tercih edip gidiyoruz. Bu ya ingiliz güzel kız, Elise’in barı oluyor yada Alman kızın barı dragon fly oluyor. Kafalarımız güzel olana kadar içiyoruz sonra sallana sallana gelip uyuyoruz. Bu her akşam aynı. Bir gün yine bardan döneceğiz, ben denize girmek istiyorum dedim ve atladım. Şansıma o gün ay yoktu ve yıldızların altında gördüğüm planktonlar inanılmaz büyüleyiciydi. Sanki yıldızların içinde yüzüyor gibiydim. Bu adada elektrik olmadığı içinde karanlık olması atmosferi mükemmel kılıyor.

Couchsurfing’den Arda’ya bahsedince epey hoşuna gitti, hadi birilerini davet edelim gelsin bizim hostelde kalsınlar dedi. O gün Kamboçya’ya gelen insanlardan hoşumuza gidenleri davet ettik, daha 1 saat geçmeden kanadalı iki kız gelmeyi kabul etti. Böylece yeni bir macera başlamış oldu bizim için. Bir kaç gün sonra kızlar Koh Rong’a geldiklerinde bizde tekneye binip Koh Rong’a geçtik. Coco’da uyuya kalmışlar yorgunluktan. Beraber yemek yedikten sonra kızları bungolova çıkardık. Ertesi sabah onlar bizden önce kalkıp yogaya felan gitmişler, geldiklerinde ”Doğum günün kutlu olsun ” diye uyandırdılar. O zaman fark ettim tarihin 14 haziran olduğunu.

Gün için plan yaptık ve adanın arkasında olan Long beach’e gitmeye karar verdik. Uzun bir yürüşten sonra tam sahile geldiğimizde dev gibi kayaların olduğu bana göre fotojenik olan bir yer görünce zıpladım hemen. Onlarıda çağırdım hadi gelin üzerine çıkalım diye. Arkadam gelen ve hiç bir şeyden habersiz olan iki kız, masumca beni takip ettiler ve amansız gelen bir dalganın gazabına uğrayıp kızlardan birisi kayanın üzerinden düştü. Evet düştü ve ayağı kırıldı. O an kendime çok kızdım, benim suçumdu onları ben çağırdım…Vakit kaybetmeden yanına koştum ve benden neredeyse iki kat ağır olan kızı kucaklayıp karaya götürmeye çalıştım. Bir yandan dalgalar geliyor bizi ıslatıyor, diğer yandan dev gibi kayaların üzerindeyiz haraket etmek çok zor ve kucağımda ayağı kırılmış bir kız. Bir bacağı kanlar içinde, diğeri kırık. Çok güçlü bir kız ağlamıyor bile İyi olmadığını söylüyor yüzünden acısını anlayabiliyorum, zor bela karaya çıkarabildim ve ardından bizimkiler geldi. Turnike yaptık, sardık sarmaladık bir şekilde yola çıkartıp önce bir yere kadar motorla sonra kucakta daha sonra tekne ile adanın ön tarafına götürebildik. Uzun süre oflayıp pufladım özür diledim ama onlarda senin hatan değildi deyip rahatlamamı sağladılar. Ben olsam o kızın yerinde salya sümük ağlıyordum hayatımda gördüğüm en güçlü kızlardan birisi. Coco’ya gelince Eczaneden bir sürü ilaç felan alıp, buzla tedavi etmeye çalıştık ama görünüşe göre böyle olmayacak ana karaya gitmesi lazım. O yüzdendir yarın ki ilk vapur ile onları gönderdik. Buda böyle bir doğum günü anısıydı. Şimdilerde facebook’da görüyorum, kol dernekleriyle Vietnamda geziyor, iyileştiğini ve bir iki hafta içinde yürüyebileceğini söylüyor.

Adada yaşadığım son macerada böyleydi. En son Arda ile beraber gitmeden kıymet annenin elini öpeyim diye karşı adaya geçtik tekrar. Orada bir gece kaldım, ve ayrılık vakti geldi. Sarıldık, iskeleye yürüdüm tekrar. Vapur geç gelince Arda ile çok güzel sohbet ettik. İkimizde biliyorduk, ilk tanışmamızın son konuşmasıydı. Vapur geldi ve yavaş yavaş iskeleden ayrılırken Kıymet anneyi iskeleye koşarken gördüm el sallayarak geliyordu. Göz yaşlarımı tutamadım…

Koh Rong Adası Yol Günlükleri Özeti 

  • Nasıl bir yaşam istiyorum? Sorusunu cevapladım ve uygulamaya koyuldum.
  • Bol bol Türk yemeği yedim ve 5 kilo aldım.
  • 22 yaşımdan 23 yaşıma zıpladım, yolda büyüdüm
  • Seyahat anlaşımda değişiklikler yaptım
  • 2 Kitap bitirdim, 10 film izledim
  • Beni tatmin eden 5 güzel fotoğraf çektim
  • Parti hayatını dibine kadar yaşadım, sıkıldım.
  • Plankton diye bir sihir öğrendim
  • Yalnız kalmaktan daha çok zevk almaya başladım
  • Birbirinden farklı hikayesi olan Türklerle tanıştım
  • 35 adet blog yazımı yayımladım
Koh Rong'dan ayrılış
Koh Rong Adasına Veda Ederken

Koh Rong Adası Gezi Rehberi


Koh Rong Adasında Yaşayan Yerliler


Koh Rong Adasında Yaşayan Türkler 

Güney Asya’da Bir Türk Adası ; Koh Rong, Kamboçya

Türk Adası ; Koh Rong Kamboçya. Uzun zamandır seyahat ediyorum, yolda tanıştığım Türk sayısı toplasan bir elin parmağını geçmez.  Evet ! seyahat eden bir millet değiliz maalesef. Yıllarca göçebe olarak yaşam süren bizleri, yaşadığımız yerlere çakılı kalmayı başartabilmiş bir sistemin kölesiyiz. Eğer bir an önce kafamızı kaldırmazsak dünyada neler olup bittiğini anlamadan, saçma sapan nedenlerle birbirimi yiyip bitireceğiz. İşte tam bu noktada, başını kaldırmayı başarabilmiş bizlerden birilerinin hikayeleri sizlere anlatmak istiyorum, istiyorum ki bir kaç kişi dahi olsa bundan ilham alır, duvarlarını yıkar. Bu hikayeler kalıplaşmış yaşamların dışına çıkmayı başarabilmiş insanların, mutlu insanların, ‘’ Kaybettiğimiz ‘’ değerli insanların hikayeleri.

 

Koh Rong, Kamboçya
Koh Rong, Kamboçya

Burası Koh Rong adası, Kamboçya’nın en popüler destinasyonlarından bir tanesi.  Saklı kalmış ve el değmemiş plajları, partileri, bungalovları, ahşap restoran, barlarıyla; huzur ve eğlencenin müthiş dengesi. Fransa, Bulgaristan, Amerika gibi ülkelerin Survivor yarışmalarının yapıldığı bir ada burası. Bu adanın ününü, güzelliğini ben daha Tayland’da iken duymuştum.

Koh RongAma bu adaya gelmem ile beni şaşırtan başka bir şey oldu. Burası tam bir Türk adası. ‘’ Kayıp ‘’  ada desem yeridir. Ada da yaşayan Türklerin nüfusu oldukça fazla ve adanın hakimi Türkler diyebilirim. Adanın kurulmasından tutun bugüne kadar gelmesini sağlayan hep bizimkiler. Adanın elektriğinden, adaya ulaşıma kadar, İnternetinden, partilerine kadar her şeyi Türkler sağlıyor. Adada araç yok. Yollar sadece patika ve kumsal. Ulaşım uzak yerler için ise genellikle deniz üzerinden sağlanıyor.

Koh Rong, Kamboçya

Burada yaşayan Türklerin hikayeleri ise birbirinden ilginç. Tanıştığım herkesin hayat hikayesi filmlere konu olur.  30 bin liralık maaşı bırakıp bakkal çırağı olarak yaşayan adam var bu adada. Bakkaldan haraç kesecem diye jelibon alan mafya var. Aşık oldu diye ada kuran bir adam var. Gerisini varın siz düşünün. Yani sıradan insanlar yaşamıyor bu adada. Ama burada bir turist gibi gelseniz onların burada olduğunu anlamayabilirsiniz bile yani İtalya’da ki Türk köyünün, Türk kültürünün yaşandığı gibi bir yer canlanmasın aklınızda. Elbette burası Türk Adası Menemen, lahmacun, baklava, ince belli bardakta çay, rakı, tavla var. Uzun zaman sonra kendimi evde gibi hissettiğim bu adada 2 ay yaşadım. Bu adanın en güzel yanlarından birisi de gerçek bir tropikal ada deneyimi yaşatması.

Koh Rong Adasında Yaşayan Türkler ve Hikayeleri

 

Özgür Çağdaş ( Kamboçya’yı Türklere tanıtan adam, Fotoğrafçı, Yazar )

Özgür Çağdaş

Adaya gelmemin temelinde olan insandır. Neredesin dedim, Koh Rong dedi. Bekle geliyorum dedim. Geliş o geliş. Müthiş bir adam. 1 aydır beraberiz, hatta hemen yan bugolovda kalıyor komşuyuzda. Bilirsiniz işte tuz var mıydı acaba, annem sarma, dolma yapmış muhabbetleri.


Fotoğrafçı, Videocu iyi çeker. Türkiye’de çok az insanın başardığı bir hayat tarzını yaşamayı becerebilmiş bir insandır. Çalışkandır. İyi kafa açar, yorum yapar sorgular, çok şey öğretti sağolsun. Uzun zamandır bir kitap yazıyor, merakla bekliyorum neler çıkacak.

Takip Etmek İsterseniz : Dünya Bir Masaldır



Bora Abi (
Adanın kurucusu, sahibi, babası, her bir şeyi )

Bora Abi

İşte ! asıl anlatılması konuşulması gereken insan budur. Tüm bu anlattığım hikayenin baş kahramanıdır. Kendisi hakkında yazmamamı istese de az biraz anlatmak istiyorum. Buradaki bir çok işletmenin oluşumun sahibi, patron yani. Patron diyince aklınıza ne geliyorsa, gelmesin. Unutun tüm o gelenleri. Adaya ilk geldiğİm zamanlarda daha yeni yeni insanlarla tanışıyorum, arada ‘’ Bora ‘’ ismi geçiyor ama o kadar. Bir gün Coco’da oturdum yine yazılarımı yazıyorum, masaya biri geldi oturdu. Atletli, shotlu, terlikli yüzü gülen hafif tombiş bir abi. İngilizce ‘’ Nasılsın ‘’ dedi. Bende  Türkçe ” Türksün abi”, dedim. Sen nasılsın ne yapıyorsun diye gülüştük. Aradan yarım saat felan geçti epey muhabbet ettik. Tam masadan kalkıyordu  bu arada ben Bora ‘ dedi. Şak diye kaldım. Zaman yavaşladı, düşünceler anlamsızlaştı, konuşulanları felan düşünüyorum her şey saçma geliyor. Nasıl yani ? Tabi ben bu tepkileri verene kadar çoktan gitmişti. İlk böyle tanıştım. Adada kaldığım süre boyunca neredeyse her akşam sohbet eder olduk. Akşmları restorana geliyor  uyumadan önce mutlaka kitap okuyor. Gündüzleri çocuklarının elinden tutup sahilde koşturuyor, kimse umrumda bile değil. Burada yaşayan yerliler dahil olmak üzere herkesin gözünce  ‘’ Abi ‘’ olarak anılması aslında bir çok şeyi açıklıyor. O kadar çok insana yardım etmiş ki kimle tanışsam sohbet biraz derinleştiğinde ‘’ Sağolsun Bora ‘’ lafı geçiyor. Neyse çok konuşursam bana kızar, söz verdim 🙂


 


Arda Çelik
(
Aşçı)

Arda Çelik

Adanın en genci, daha 19 yaşında. Benim ise adada kaldığım süre boyunca en yakın arkadaşım oldu. Çocukluğunda yaşadıkları bir çok acı tatlı olaylar silsilesi onu beslemiş. Yaşıtlarına göre oldukça olgun ve ne yaptığını bilen birisi. Herkes onu kardeşi gibi görüyor, bu kadar güzel insanın arasında gençlik yıllarını geçirdiği için aslında çok şanslı. ’ hayat hikayesi ‘ diyemem ama bu yaşta yaşadıkları yazmaya değer. Turizm lisesinden aşçı olarak mezun olmuş. Uzmanlık alanı tatlı. Türkiye’de katıldığı yarışmalarda ciddi deceler almış. Bir çok okulda ücretsiz okuyabilecekken, Türkiye’de eğitim almayı reddelerin arasında girmiş.


Arda Çelik
-Türkiye’de Eğitim mi?  Hıh.

Sonra ise kendini Kamboçya’da bulmuş. Bir süre yaşayarak öğrenmek için geldiği Koh Adasında el atmadığı mutfak dalı kalmamış. Aslında bu hikayenin arkasında ailesi var. Annesi, ablası, abisi çok başarılı aşçılar. Yani aile komple aşçı. Annesi ile beraber 1,5 yıl önce buraya gelmişler. Şimdi bir çok tatlı bir mekanları var. Adada ekmek, simit yapan olmayınca arda olaya el atmış. O yüzdendir adı adada simitçi diye anılıyor. Biraz daha burada yaşadıktan sonra Dünya’nın en büyük aşçılık okulu olan Le Cordon Bleu’da okumak istiyor.


Ersel Çatalkaya ( Türkiye’de 30 bin lira maaşı bırakıp Kamboçya’da bakkal çırağı olarak yaşayan adam )

Kaptan, Ersel ÇetinkayaEfsane bir adam. Kaptan, yıllardır gemi ile bir sürü ülkeye uzun yolculular yapmış. 30 bin lira maaşı varken işi gücü bırakmış Kamboçya ya gelmiş, şimdi burada bakkal çırağı olarak yaşıyor. Muhabbeti sohbeti tatlı, abi gibi abi. Bakkalın önünde sabahladığımız geceler, partilerden daha fazladır. Hayat dolu bir insan, hakkında daha fazla merak ettikleriniz sizi röportajına alalım. Kaptan !


Maji ve Zeliş (  Hippie çift, Dj, Sinema )

Maji ve Zeliş

 

Adanın en güzel çifti. Bir insanın güzelliğini ürettiklerinden anlarsınız. Bunlar kullandığı sözler olabilir, el yeteneği, sanat, ses diye uzayıp gider. Eğer ortaya çıkan şey başarılı ise orada sevgi vardır.  İşte bu iki insan için hissetiklerim. Coco’nun ( Coco’nun neresi olduğunu aşağıda anlatacam ) üst katında bir bar bölümü daha var. Daha sakin bulduğum için yazılarımı yazmaya buraya geliyordum. İlk dikkatimi çeken şey ise oranın dekorasyonu oldu. Öyle güzel dekor etmişler ki, bırak orada oturup bira içmeyi, yaşarsın. Bende orada iken bir kaç sefer Maji ile sohbet etme şansı yakaladım. Aslında böyle bir şey yapmak Zeliş’in hayaliymiş. Kendiside ona yardım ediyor, sevgiyle aşkla yaptıkları ise ortaya çıkanlardan belli. Maji ise Dj, hatta ünlü dj. Türkiye’deki Ayata festivalini felan düzenleyen insan. Dünyanın bir çok yerinde yaşamış. Hindistan, Fas gibi ülkelerde olan hikayelerini nefesimi tutup dinledim. Şimdide bu adada partilere gidip arada Dj’lik yapıyor.


 
Hamza Abi (Bakkaldan haraç diye Jelibon alan mafya )

Hamza Abi

Harbiden mafya. Zamanında sağlam çalışmış İstanbul Aksaray benden sorulur diyor. Bu adada ise dönerci, partilere gidip döner yapıyor. Ot satıyor para kazanıyor. Arada da kafası atarsa ona buna dalaşıyor. Bakkaldan haraç diye jelibon alıyor, birayla jelibon yiyor. Böyle bir mafya. Adada sevenide var korkanı da nefret edenide var. Ben sevdim. Daha adaya gelirken botta tanıştık. Hikayesini ilk o zaman dinledim. 30 yıl hapiste yatmış bir insandan bahsetiyorum. Nasıl bir hayat hayal edebiliyor musunuz? 3 adam öldürmüş, uyuşturucudan da yargılanıyor. Bu adaya da kaçmış diyebilirim. Merak etmeyin, ben yazıyorum diye kimse gelip yakalamaz onu. O işler öyle kolay değil. Neyse benim için asıl ilginç olan ise o30 yıllık süreçte yaşadıkları oldu.

Hamza Abi dövmeVücudunda ki dövmelerin hikayeleri zaten her şeyi anlattıyordu. Hapishanede nasıl dövme yapabilirsinki? Bunun makinası var, iğnesi var, mürekkebi var. Hadi iğneyi buldun mürekkebi nasıl bulacaksın? diye sordum.

Aynen şöyle cevap verdi.

– Bizim zamanımızda radyolar vardı, onların içini açar motorunu sökerdik bazen motorlu diş fırçaları gelirdi onlarında motorlarını sökerdik. İşte o motorlarla  mürekkebi yavaş yavaş derinin altına işlerdik.

Mürekkebi nereden buldunuz abi?

-Kendimiz yapıyorduk, Kanla yaptık, bunlar hep bizim kendi kanımız. Sütle karıştırıyorduk donmasın diye…


 

Hikmet Amca ( Gizemli Adam )

Hikmet Amca

Ancak filmlerde görebileceğiniz bir adam. 65 Yaşında hayatı hepimizden hızlı yaşıyor. Dünyanın bir çok farklı yerlerinde uzun yıllar yaşamış. Fas, İsrail, Amerika, İtalya bunlardan sadece bir kaç tanesi. Bol bol seyahat ediyor. Daha geçenlerde kalktı Filipinlere sevgilisinin yanına gitti. Aslında gitmiş haberim yok, mesaj attım abi nerdesin diye Filipinlerdeyim dedi. Yılda 65.000 mil yol yapıyor. Bir çok uçak firmasında önceliği var. Kaç dil biliyosun soruma cevap vermesede onu ingilizce, İtalyanca, ispanyolca konuşurken bizzat şahit oldum. Dünyanın en zengin adamlarıyla ahbap, kimlerle oturup kalkmış anlatsam diliniz uçuklar. Şimdiye kadar gördüğüm en zeki adamlardan biri. Her sabah kalkıyor spor yapıyor, denize giriyor. Bir sabah onu uzaktan uzun uzun izledim. Üzerindeki yaşanmışlıkları izledim, yaşadıklarını…


Mert Eren ( Gurme )

Mert Eren

İşte adaya ” Lost ” adası dememin nedenlerinden birisi daha. Sanal mutfak Mert desem kimler tanır ? Mert abi. Yıllardır yemek kitapları yazmış, yemek programları yapmış, Türkiye’nin en iyi gurmeleri Vedat Milor gibi insanlarla Dünya’nın bir çok lezzetlerini keşfetmiş bir insan. Adaya geldiğinde 130 kiloymuş ne kadar yemekle içiçe olduğunu siz düşünün, şimdi 90 kiloya kadar düşmüş. Adada uzun süre kalmamı sağlayan insanlardan biridir kendisi. Çok güzel muhabbet eder, iyi iletişim kurar, anlatmayı ve dinlemeyi sever. İşinin ehli olduğu konularda adada başaralı. Karşı tarafta olan Koh Rong Semloem adasında bir mekanı var. İskele üzerinde, mavi süslemeriyle tatlı bir yer. Ayrıca adadaki bazı işletmelerde yöneticilik de yaptı, şimdi şirketin reklam kısmında yer alıyor. Arada akşamları yakalarsam soru yağmura tutuyorum, sağolsun sıkılmadan anlatıyor. Bir çoğumuz bilmez ama lösemi hastaları için #saçımsaçınolsun adlı proje bir proje var. Mert abi de bunun için uzun zamandır saçlarını uzatmış, geçenlerde bağışlamak için kestirdi. Farkındalık, sosyal sorumluluk aslında böyle bir şey.


Serkan abi ( Coco’nun yöneticisi, Hava Fotoğrafçısı )

Serkan AbiAdaya geldiğimde ilk selam verdiğim insandı. İyi insandır o sana her konuda yardımcı olur dediler bende gelip onu buldum. Geldiğimde Coco’nun resepsiyonuna bakıyordu şimdi Coco’nun yöneticisi oldu. Peki sen bu adaya nasıl düştün abi dediğimde altından çıkan hikayeler ise yine bambaşka. Serkan abi profesyonel hava fotoğrafçısı, yıllardır dünyanın bir çok yerinde freelanse olarak çalışmış, gezmiş. Dubai’de çok ünlü insanların fotoğrafçılığını yapmış. İşinin aşığı bir insan. Fotoğrafçılığın yani hakkını veren insanlardan. Bende merak ettim ve sordum.

Peki abi neden onu yapmıyorsun da şuan burada yöneticilik yapıyorsun? diye sorduğumda ise şöyle cevap verdi ; Eğer sevdiğin bir şeyi sürekli ” para kazanmak için ” yaparsan artık o seni sıkmaya başlar. Fotoğraf benim için çok değerli, ondan sıkılmak istemedim bu yüzden bir süre ara vermek istedim. Bence herkes hayatında böyle aralar vermeli. Dedi.


Settar Abi ( Yogi, Boksör, Kitap )

Settar AbiGüzel sorular güzel cevaplar demektir, işte bunu öğreten insan. Dünya’ya bakış açısı bir çoğumuzdan farklı. Settar abi benim gözümde canlı bir Kitap , al karşına oku eğer okuyabilirsen. Kendi iç yolculuğuna yıllar önce çıkmış, Hindistan ve Nepal’de uzun süre yaşamış. Meditasyon ve yoga üzerine eğitimler almış zaten bu ülkeleri söyleyince nasıl bir yaşam tarzı olduğunu az çok anlamışsınızdır. Asıl mesleği Boksörlük yani uzun yıllar maçlara çıkmış sonraları ise boks hocalığı yapmış. Kanada, Amerika, İsrail gibi ülkelerde devlet adamlarının ve ünlülerin yakın korumalığı yapmış. Paris Hilton beni şaşırtan isimlerden biriydi. Kanada’nın en ünlü hapishanelerinden birinde 6 ay ’yaşamış’.   Adada olduğum süre boyunca ‘’ doğru ‘’ soruların ne denli hayatımı etkilediğini fark ettiren insan. Ne zaman Coco’nun üst katına çıksam terastan uzun uzun denizi izliyor. Elinde de mutlaka paylaşacak bir şeyi…


Doktor Deniz 

Doktor DenizAdanın doktoru, İlk uzaktan gördüğümde Sagopa Kajmer demiştim. Uzun boylu kirli sakallı karizma bir adam. Daha sonra farklı ortamlarda sohbet etme şansı yakaladım. İstanbul’daki hayatından sonra Yıllarca İsveç ve Danimarka’da yaşamış. Yıllar önce tatil için Koh Rong adasına geldiğinde çok sevmiş buraları. Şimdi kardeşinin ( Pınar abla ) açtığı mekan ile beraber burada yaşamaya başlamış. Aslen Osmaniyeli, ailenin bir kısmı da Adanada yaşıyor. Bunları duyunca zaten mutlu oldum, ‘ memleketli ‘ damarlarım kabardı. Böyle başarılı insanlar aramızda değil işte, tanımıyoruz bilmiyoruz bu insanları. Ülkenin şuanda olduğu ‘’ Durum ‘’ bu ve bunun gibi güzel insanları ülkemizden gitmesi için yeterli oluyor işte.


Ömer Çatal  (Adanın Partilerini Düzenleyen İnsan)

Ömer AbiAdanın en eskilerinden hatta kurulumunda beri adada olan o günden beri adadan ayrılmayan insan. 5 yıldır burada Ömer Abi ve şuanda polis beach partilerini düzenliyor. Abisinin ( Sakıp abi ) bir çok işletmesi olmasına rağmen hala çalışıyor, yani istese yer içer yatar hiç bir şeye karışmaz. Öyle bir insan değil, kendi Bir polis beach partisi sabahı kumsalda uyanıp denize girdim. Denizin ortasında şişme bir bot vardı içinde de bir kaç tane insan kafaları güzel geceden kalmalar. Atladım bende bota uyanmaya çalışırken Ömer abi elinde koca bir çantayla geldi. Hepimize bira felan verdi ilk orada tanıştık. Sonraları arada bira içerken sohbet ediyoruz Coco’da. 


Bahadır Yel

Bahadır Yel

Türkiye’de lüks içinde yaşayabilecekken ’ Tıkandım ’ diye yola çıkan insanlardan. Türkiye’de 35 den fazla aile işletmeleri olmasına rağmen burada barmenlik yapıyor. Ailesinden bir kuruş bile destek almadan kendi halinde yaşıyor. Daha mutluyum diyebildiği için bu yaşamı seçmiş. Aslında o da bir gezgin, belki yakın zamanda yine yola çıkarım Güney Amerikaya yol alırım diye iç geçiriyor. Çok saygılı ve cana yakın davranışları onu çevresinde sevilen biri yapmış. Bazı akşamlar ben, Arda, Baha barda oturup tattı tatlı sohbet ediyoruz. Hazırladığı güzel kokteylleri söylemeden edemezdim.


Kıymet Anne

Kıymet AnneInanılmaz bir insan. Hayat hikayesini dinleyince Adada yaşayan insanlar hakkında yazı yazmaya ilham veren kişidir. Bu yüzden en son yazmak istedim.

İlk defa Koh Rong Adasından karşı ada olan Samloem’e geçtiğimde Mert abi ; Seni bir yere götüreceğim, bakalım beğenecekmisin dediğinde böyle bir yere geleceğim aklımın ucundan geçmezdi. Kıymet Anne ve Arda, yerlilerin arasında kendileri emek emek yaptıkları çok tatlı bir mekanın sahibiler. İlk geldiğimizde bize bir Türk kahvaltısı yaptılar. Tadı damadığımda kaldı, o kadar lezzetliydi ki unutamadım. Koh Rong Adasına terkar geçtiğimde aklım orada kaldı. Arda ile iletişim halindeydik, bir gün Arda Koh Rong adasına geldi, beraber bir kaç gün zaman geçirdikten sonra onların mekanın olduğu Samloem adasına geldik. Her gün müthiş kahvaltılar, akşamları pizzalar, gözlemeler yiyorduk. Öyle güzel misafirperverlik yaptıklar ki bana adada geçirdiğim en güzel günleri hep bu yemeklerle anacağım.

Peki Kıymet Annenin Hikayesi Nedir?

Kıymet anne, Çanakkalede doğmuş büyümüş. Gençliğinde çok güzel kadınmış. Eşi ile tanışmış ve evlenmiş. Uzun yıllar Almanya’da yaşamış. Almanya’da yaşarken kuaförlük yapmış, ana dili gibi Almanca biliyor. Daha sonra Türkiye’de yaşamaya başlamışlar. Mutfakla arası hep iyi olan Kıymet anne en büyük oğlu turizm okulundan mezun olunca onu Avurtusal’da bir aşçılık okuluna göndermiş. Mezun olduktan sonra atlayıp yanına gitmiş. Orada açtıkları bir restoran kısa bir sürede Asya’nın en iyi restoranı seçilmiş. Kendisinin lezettli elleri ve oğlunun bilgisiyle birleşince ortaya böyle bir başarı çıkmış

Arda ve İkbalDaha sonra sıra diğer çocuklarına gelmiş, Yurt dışında alternatifler ararken Kamboçya’yı keşfetmişler. Koh Rong hikayeside tam burada başlıyor işte. Kıymet annenin kızı, oğlu ve kendisi 6 ay kadar bir süre ana karada yaşamışlar. Sonra Bora abi (adanın kurucularından) Kıymet anneyi ve ailesini keşfetmiş ve Koh Rong adasına davet etmiş. Burada iskelenin hemen üzerine bir Buffalo adında restoran inşaa etmişler ve en ince ayrıntısına her şeyi kadar kendileri yapmış. Daha sonra Aşçı, şef, yönetici olarak burayı işletmişler. Kızı orada yönetici olunca, Kıymet annede orayı ona bırakmış. Yorulmuşluğun da etkisiyle biraz da dinlenmek, kafa dinlemek üzere hemen karşı ada olan Koh Rong Samloem adasında şuanda işlettikleri yeri satın almışlar. En küçük oğlu Arda ile beraber 1 yıl boyunca burayı rayına sokmuşlar. Adada en güzel pizza yapan yer ve kahvaltısı ile ünlü yer diye anılıyor. Bende Onu tanıdığım için o kadar mutlu oldum ki, umarım bir gün yollarımız yine kesişirde bana yaptığı iyiliği ödeyebilirim.

Blue Quay


Koh Rong Adasının Sosyal Sorumluluk Yüzü

Bu ada turistik olmadan önce balıkçı köyleriymiş. Şimdi o köylerin insanları turizm ile canlanan adada kendine daha kaliteli bir yaşam kurmuşlar. En azından daha sağlıklı su bulabiliyorlar ve turizmden kazandıkları ile yaşamlarını daha iyi sürdürebiliyorlar.

Koh Rong, KamboçyaDaha önce adadan ana karaya giden sadece bir tane bot varken şimdi neredeyse adada yaşayan her yerlinin kendine ait bir teknesi var. O dönemde hastalanan çocukları yada acil bir durumda olan çaresizliği düşünün. Bu yüzden bu adanın kurucularına ve bugüne gelmesini sağlayan insanlara minnettarlar. Yani bizim Türklere. Normalde böyle bir yazı yazmam güçtür. Rant derim, çıkar derim, iş, para derim. Belki bir çoğunuzun aklından geçmiştir bunları okurken. Ama öyle değil. Tüm bunların temelinde gerçek bir aşk hikayesi var. Türk Adası kurulmaya başlandığı ilk günle beraber burada yaşan çocuklar için okul inşaa edilmiş. Gönüllü olarak dersler verip, yemekler yapmışlar. Sabah güneşin doğmasıysa beraber önlüklerini giyip okula giden minikleri gördüğümde hissettiğim duyguları anlatamam.

Koh Rong, KamboçyaAdada kaldığım süre boyunca köyleri bende ziyarete gittim öyle sıcak kanlı cana yakın insanlar ki. Çocuklarla hemen arkadaş olduk koştuk, eğlendik beraber. Beni ne zaman görseler üstüme atlıyorlar, omzuma çıkıyorlar.

 Khmerler, Kamboçya


Koh Rong Adası Gezi Rehberi


Koh Rong Adası Yerlileri


 

Koh Rong Adası Yerlileri, Khmerler

Koh Rong Adası Kamboçya’nın güneyinde bulunan iki küçük adadan oluşuyor. Kamboçya’ya gelen turistler için eğlence ve tatil merkezi olarak görülsede bir de bu adaların başka bir yüzü var. Koh Rong adasında yaşayan yerliler, yani adanın asıl sahipleri Khmerler.

Koh rong adası, kamboçyaKoh Rong adalarında 2 ay kaldım. Kaldığım süre boyunca bir çok köyü ziyaret etme şansım oldu. Bu köyler buralar turistlik olmadan önce balıkçı köyleri olarak sessiz sakin bir şekilde yaşıyorlarmış. Tabi bu sessizliğin geçmişi çok uzak değil. 1975-1979 yılları arasında ülkeyi baştan aşağıda kırıp geçiren, bir tane bile okumuş insan bırakmayan dönemin generalin yaptığı soykırımdan sonra ki hayattan bahsetiyorum. Toplasan 20-30 yıllık bir huzurları var yani, o günlerden beri acı içinde ama barış içinde yaşıyorlar .

Koh Rong, KamboçyaAdada yaşamanın yerli olarak pek bir zorluğu olduğunu sanmıyorum. Ama genel olarak en büyük sorun su olsa gerek. Temiz su her zaman var, fakat çok az akıyor. Sıcak su diye bir şey yok zaten. Elektrik akşam 12 kapanıyor sabah 7’da açılıyor. Beslenme ve yemek konusunda ise köylerinde nasıl ise burada da böyle. Herkesin bahçesi var tavukları var, deniz zaten ana geçim kaynağı. Tüm balık ve balık ürünleri ana yemekleri. Evlerin hepsi ağaç ev. Genellikle yerden yüksekte yapılıyor, bunun bir çok nedeni var. En büyük nedeni muson zamanı su baskınlarından korunmak, diğer nedenler ise yılan, böcek, yada diğer hayvanlardan korunmak.

Koh Rong Adası, Kamboçya

Koh Rong Adası, Kamboçya
Khmerler

Bu adalar turistlik olduktan sonra yerlilerde bu turizmin bir parçası olmuşlar. Bir çoğu buradaki işletmelerde işçi olarak çalışırken, küçük bir kısmıda işletme sahibi. Yerliler pek fazla turizmden anlamadıkları için şuanda sadece işçi olarak çalışıyorlar. Kimisi bot kaptanı, kimisi inşaatçı, kimisi temizlikçi, kimiside bizim Türk aşçıların yanında yemek yapmayı öğreniyorlar.

Koh Rong, Kamboçya
Khmerler

Koh Rong, KamboçyaKhmerler, Kamboçya’nın yaşadığı bu acı geçmişten sonra bir çok konuda geri kalmış, bunun en başında eğitim geliyor. Koh rong adasında yaşayan yabancılar da sosyal sorumluluk adına çok güzel projeler başlatmışlar. Bir çok işletme kazandığı paradan bir şekilde pay bırakarak çocuklara bağışlıyor. Mesela sattıkları pizza 7 dolar ise 1 dolarını onlar için ayırdıkları kumbaralara atıyorlar.

Koh Rong, KamboçyaBunlar toplanıyor ve Khmerli çocukların eğitimleri için harcanıyor. Bununla yaptırdıkları küçük küçük tatlı okulları var. Adada yaşayan Yabancılar İtalyanca, İngilizce eğitimleri verirken aynı zamanda fizik, matematik gibi dersleri de kendi öğrentmenlerinden eğitim alıyorlar.

Koh Rong, Kamboçya

13445916_1059212157493025_1496859748_o13410814_1059211837493057_1759657556_oKhmeri çocuk, Khmerler

Neden Dünya Turuna Çıktım?

Oksijen Çarptı.

Ne olduysa oksijen yüzünden oldu…

Biraz şöyle ciğerlerime temiz oksijen çekeyim diye Balkan Turu yaptım, kış günü fena çarptı. Sonra bir baktım, oksijen kafa yapıyor hoşuma da gitti, bağımlısı oldum. 22 yıldır çekiyorum, böyle kalitelisi görmemiştim. Dedim ya oksijen bağımlılık yaptı. Sonra farklı oksijenler deneme merakı sardı beni. Uyandım ! Harbiden fena bir şey, bir süre sonra yeni oksijen almayınca vücut farklı tepkimelere girmeye başlıyor, zayıf düşüyor, kandırılmaya çok müsait oluyor. Oksijensizlikten ben bile bana inanmaya başladığım zamanları biliyorum. Tokatladım kendimi, kızdım bak dedim yapma dedim. Oksijeni hatırla dedim. Sonra aklım başıma geldi tekrardan, evet dedim kandırılıyorum. Kandırılıyoruz. Kanma dedim bir daha tokatladım kendimi. Baksana her sabah metrobüste giden insanlara. Yüzleri gülmüyor, işte onlar çoktan kandırılmış. Bir kaçına oksijen serpebilirim, belki yüzüne su çarparım ama çok kalabalıklar. Sonra beni yine kandırırlar. Uzaklaşmam lazım. Kaçtım. Kendime yaklaştıkça onlardan uzaklaştığımı hissettim.

Ülkemin en güzel oksijenlerini içime çekmeye başladım. Hep iki nokta arasında ki zaman diliminde olanlar en güzelleri oldu. Yolda Olmak yani. Sonra farklı fanteziler kurmaya başladım…Uzak memleketlerin oksijenleri çekme hayali heyecanlandırdı. Düşünsene, masmavi bir denizi tepeden gören bir yerdesin, karşında güneş yeni doğuyor, yanında çiçek gibi bir kız, ülkenin adı Endonezya. Oh mis gibi….Ya da düşünsene izlediğin Kore filmlerinde ki çok tatlı o minik minik insanlarla bira içiyorsun. Yada dur dur şöyle büyük bir çölün ortasında yıldızları izliyorsun, ne izlemesi dokunuyorsun ülkenin adı Fas. Avazın çıktığı kadar bağırdığın kuzey ülkelerinin teperine çıkıyorsun adına Norveç diyorlar. Zamanda yolculuk yapıyorsun, o özlediğin çocukluk duygularını yaşıyorsun. Gülle oynuyorsun, toz toprak içinde maç yapıyorsun, bahçeden meyve koparıp kaçıyorsun. Ülkenin adı İran.

İşte böyle hayallerle dolup taşarken, bir de dedim ki ;

Ulan herkesin bir hayat hikayesi var ve bunu yolu dolaylı yada dolaysız bir şekilde kendisi yazıp oynuyor. İşte o zaman ben neden kendi hayat hikayemi yazmayayım? Sistemin bana dayattıklarını reddet miyeyim ? Kalıplaşmış yaşamlar bu kadar bunaltmışken tamda çıkmanın zamanı değil mi ?

 Istanbul’da ki 3. Yılımın sonlarına doğru önce yaşadığım evdeki tüm eşyalarımı satıp/dağıtıp hiç bir şeye sahip olmama duygusunu yaşadım. Daha sonra ise üniversitemi ve işimi bıraktım.

Bugün Dünya Turuna çıkalı 10 ay oldu, Kamboçya‘nın Koh Rong adasındayım. Dalga seslerinin kulağıma geldiği bir akşam vakti, bungolovumdaki hamaktan bu yazıyı yazıyorum

Peki sen neden dünya turuna çıkmalısın ?

Çünkü ;
Bu yolculukta İnsan gezersin, farklı kültürler tanırsın, farklı coğrafyalara ayak basarsın, dünyanın en güzel gün batımını/doğumunu izlersin, binlerce hayat hikayesi biriktirirsin. Tanımadığın insanlar sana yardım eder, sen onlara yardım edersin, Aşık olursun, büyük resmi görürsün, gerçekte sahip olduklarını bilir değer verdiklerini bilirsin, özlersin, kendini tanırsın, ufkun açılır, daha yaratıcı olursun, amaçların ve hayata dair hedeflerin dahada netleşir, iyilik güzellik ve sevgi kavramlarını dibine kadar yaşarsın! Evrenselik, din, inanç, politika, ekonomi, çevre, insanlar hepsi üzerine bir kere sağlam düşünürsün. 
Dostlar edinirsin. Seyahat etmenin inanamaz hafifliğini hissedersin. Hayatında hiç eğlenmediğin kadar eğlenir, gülmediğin kadar gülersin, Mutlu olursun!

Ama sen yinede evde otur, boşver.

Emre Durmuş

Sosyal medyadan takip etmek isterseniz :

 

dip not : Uyuşturu ve türevlerini kullanmıyorum. 

 

Dünya Turu bütçe

985 Dolar ile Dünya Turu: 9 Ay, 20 Ülke, Yüzlerce Şehir

Dünya Turu bütçe

Dünya Turu, yola çıktığımdan beri hiç bir sponsor almadım. Yola çıkarken biriktirdiğim belli bir param vardı ama o para daha ben yola çıkmadan elimden uçtu gitti. Kısacası soyuldum. Neredeyse parasız dünya turu yapmam da bundandır. Yoksa yola çıkarken ben parasız dünya turu yapacağım diye çıkmadım. Param yoktu ve ben bunu gerçekten yapmak istiyordum.

Para!

Şimdiye kadar değer vermediğim ve sadece araç olarak kullandığım bir şeyin hayallerimin önüne geçmesine izin veremezdim. Yaşayacaklarımı az çok kestirebiliyordum ve hazırdım. Ve Nazım Hikmet’in de dediği gibi “Yaşadım !” diyebilmek için bu yola çıktım.

Onun dışında ailem her zaman maddi ve manevi beni desteleyen en büyük sponsorum oldu. Çok zor durumda kalmadığım sürece para istemedim. Ama biliyordum ne zaman istersem ellerinde ne var ne yok göndereceklerini. Tekrar söylemek istiyorum, böyle bir ailem olduğu için çok şanslıyım.

Arkadaşlarım ve seyahatimi buradan ve sosyal medyadan izleyenler, yani sizlerden gelen yardımlar sayesinde yemek yiyebildim kimi zaman da vize paramı karşıladım. Zorunlu uçak biletlerimi ise ailem karşıladı. Ulaşımların %90 ini otostop ile yaptım. Konaklamalarımın çoğunluğu ise Couchsuring ile sağladım. Gönüllü işler yaparak bunları karşıladığım zamanlarda oldu. Gece hayatının neredeyse tamamında fotoğrafçı olarak çalıştım, ücretsiz sağladım. Genel olarak para harcadığım tek konu yemek idi.

 

Otostop nedir

Benim dünya turumu iki kısma ayırmak gerekiyor. Birinci kısım azda olsa para harcayarak gezdiğim kısım Avrupa. İkinci kısım ise daha az para harcayarak gezdiğim Asya. Aşağıda kalem kalem ne harcadıysam her şeyi yazmaya çalıştım. Tüm bu giderlerim ise şu şekilde.

Dünya Turu  Avrupa : 460 Euro (510 Dolar) 
Dünya Turu Asya : 475 Dolar

2 defa telefonum çalındı tekrar satın alabilmek için takipçilerimden ve ailemden yardım istedim tekrar satın aldım.  Ayrıca bilgisayar satın almak bir süredir çalışarak biriktirdiğim param yine çalındı. Bir kısmını kendim bir kısmını ise sayın Kemal Kaya (yoldaolmak.com) destek oldu ve bilgisayar satın aldım. Bu harcamlarımı ayrı tutmak istedim.

1. Telefon : 300 Dolar
2. Telefon + Kamera : 600 Dolar
Bilgisayar : 500 Dolar

Not : Her hangi ülke hakkında merak ettikleriniz ayrıntılar için ülkenin ismine tıklayarak Yol Günlüklerimi okuyabilirsiniz.

Yola Çıkmadan

Schengen Vizesi:  60 Euro

İnterrail Bileti : Ücretsiz (yol arkadaşımın desteği ile bir firmadan ücretsiz almıştık)

İstanbul – Madrid Uçak bileti : 150 Euro

Toplam cebindeki tam olarak nakit para 172 euro idi. Banka kartımda ise 40 euro ( 120 tl )  vardı.

Couchsurfing nedir


 Dünya Turu Avrupa Kısmı

İspanya Gezisi (3 gün)

İspanya dünya turunun ilk ülkesi oldu. Aslında Fas’a gitmek için aktarma yaptığımız yer diyebilirim. 3 gün kaldığımız sürede çok az harcama yaptık.

  • İspanya Konaklama : Parkta çadırda konakladık.
  • İspanya Yeme-İçme : Marketten peynir, zeytin, ekmek, şarap alışverişleri şeklinde yaptık ve iki defa Mc Donals : 10 Euro
  • Real Madrid – Galatasaray Maç bileti : 10 euro
  • İspanya toplam : 20 Euro

Not : İspanya’da Balon satarak 5 euro kazandık. Gezerken Para kazanmak

Diğer videoları yavaş yavaş yüklümeye devam edecem. Takip etmek için Youtube kanalıma abone olabilirsiniz.


Fas Gezisi (15 gün)

Fas gezim boyunca satın aldığımız tur dışında yeme içme giderimiz oldu. Fas harcamalarım ise genel olarak şu şekilde.

  • Madrid – Fas, Marekeş uçak bileti Ryanair : 20 Euro
  • Fas Marekeş konaklama : Ücretsiz, Airbnb’nin fotoğraf yarışmasından kazandığım kodları kullandık.
  • Fas 3 Günlük Çöl turu : 55 Euro
  • Fas’ın diğer şehirlerine ulaşım : Otostop yaparak ve trene kaçak binerek yaptık ulaşıma hiç para vermedik.
  • Fas yeme – içme toplam : Bir kere yemek ziyafeti çektik, geri kalan yemekler marketten alışveriş idi : 20 Euro
  • Fas – Algacisras vapur bileti :  27 Euro ( Arkadaşım Onur Yağız Destek oldu )
  • Fas Yol Günlükleri
  • Fas Çöl Turu Yol Günlükleri
  • Fas Gezi Rehberi

İspanya Gezisi (Tekrar)

  • Algacisras 1 gece konaklama çadır, yemek ise Türk dönercinin ikramı oldu : ücretsiz
  • Buradan sonra İnterrail biletimiz sayesinde ulaşıma hiç para vermedik.
  • Barcelona’da 1 öğün Mc Donalds ve Trende dahil sonrasında 3 gün yetecek kadar Market alışverişi: 10 Euro
  • Barcelona – Paris : Ücretsiz, İnterrail bileti


Fransa (2 gün)

 

  • Paris Konaklama : Tren garı, ücretsiz
  • Paris Yeme- İçme : Zaten Marketten aldığımız yemekler olduğundan ücretsiz.
  • Paris İçi ulaşım : Ücretsiz, Metroya tersten bindik ve bol bol yürüdük.
  • Paris İlaç : 4 Euro, Hastalandığım için ilaç almak zorunda kalmıştım.
  • Paris – Lille ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Lille bir gece konaklama : Ücretsiz, Hasta olduğum için ambulans çağırıp o gece hastaneye gitmiştik. Sonra kaçtık.
  • Lille Kamera : 10 euro ( Kameram trende kalınca emanete aldılar o yüzde para ödemek zorunda kaldım )
  • Lille – Amsterdam Ulaşım ücretsiz : İnterrail Bileti

Fransa – Hollanda yol günlükleri


Hollanda Gezisi (10 gün)

  • Amsterdam Konaklama : Ücretsiz, Tren garı ve Airbnb kodları
  • Amsterdam 3 gün Yeme – İçme : Market alışverişi, 10 Euro
  • Rotterdam 1 Hafta  Konaklama, Yeme- İçme : Couchsurfing ( Cihan abi )
  • Giethoorn : 6 Euro, tekne turu parası
  • Amsterdam Müze : 4 Euro
  • Amsterdam Baba Shop : 17 Euro
  • Rotterdam – Kopenhagen Ulaşım : Ücretsiz, interrail Bileti

 Danimarka Gezisi (8 gün)

 

  • Kopenhag ilk 4 gün Konaklama, Yemek içme : Ücretsiz, Couchsurfing
  • Kopengahan Bira Müzesi : Ücretsiz, Tersten girmiştim. (Bira da dahil )
  • Kopenhag şehir içi ulaşım : Bisiklet, Couchsurfing’de kaldığım hostumun bisikletimi kullandım.
  • Kopenhag 2 gün Konaklama : Ücretsiz, Tren garı.
  • Kopenhag Yeme-İçme : Ücretsiz, O dönemde mültecilere ciddi bir yardım kampanyası vardı ve her yerde ücretsiz yemekler dağıtılıyordu sadece onlar değil halkda bunda o yemeklerden alıyordu bende sadece oradan yedim. Yemekeler genellikle restoranların sponsorluğunda idi.
  • Kopenhag Pub Crawl : 10 Euro ( Hani şu sınırsız içki olup da bütün barları gezdiğin olay )
  • Kopenhag Kule giriş ücreti : 2,5 euro, çok merak ettiğim için çıktım. Kartımdan çektirdim.
  • Kopenhag Cristiana : 3 euro


 İsveç Gezisi (2 gün)

  • Kopenhag – Malmö Ulaşım : Ücretsiz, Tren
  • İsveç Konaklama, Yemek içme : Ücretiz, Couchsurfing
  • Malmö – Lund ulaşım : İnterrail bileti, Ücretisiz
  • Lund Konaklama : Ücretsiz, Park’da kaldım.
  • Lund 6 Bira : Sevgilimden ayrıldım, 9 euro. ( Marketten )
  • Lund – Kopenhag ulaşım : Ücretsiz, Tekrar döndüm

 Norveç Gezisi (2 gün)

  • Kopenhag – Oslo Ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Kopenhag – Oslo Treninde yeme – içme : 5 euro, Market alışverişi
  • Oslo – Stavenger ulaşım : Ücretsiz, İnterrail bileti
  • Stavenger – Tau Vapur ücretsi : Ücretsiz, vapura kaçak bindik.
  • Tau – Pullpitrock ulaşım : Ücretsiz, otobüse otostop çektik.
  • Pullpitrock yeme – içme : 5 Euro, Market alışverişi Stavenger’de yapmıştık
  • Pullpitrock – Tau ulaşım : Ücretsiz, otostop
  • Tau –  Stavenger vapur : Ücretsiz, Kaçak bindik
  • Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya Tren ile ulaşım : Ücretsiz, İnterrail bileti

Norveç’de 50 Euro’ya yakın para kazanadık


Almanya Gezisi (2 gün)

  • Hamburg Yeme – İçme : Ücretsiz, iki defa türk dönerci abilerimiz yemek ısmarladı
  • Konaklama : Tren garı ve tren
  • Hamburg market alışverişi : 5 euro, peynir, zeytin, ekmek vb.
  • Hamburg – Münih ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Oktoberfest : Ücretsiz, sabahın ilk saatlerinde girdik.
  • Münih – Prag ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti

Gönüllü işler yaparak gezmek


 Çek Cumhuriyeti ( 1 gün )

  • Prag yeme – içme : 3 euro, 1 defa döner yedik diğer öğünlerde hostelde yemek yaptık
  • Prag gece hayatı : 15 euro
  • Prag Yeşil Peri : 5 euro, evet gördüm !
  • Prag hostel konaklama : Ücretsiz, bir arkadaşımızın kaldığı hostele gidip odasında ki boş yataklarda uyuduk.
  • Prag – Budapeşte ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti


 Macaristan ( 1 gün )

  • Budapeşte Konaklama : Ücretsiz, Tren Konaklama
  • Budapeşte Yeme – İçme Market : 5 euro
  • Budapeşte Tren içi bira : 2 euro

 Romanya ( 2 gün )

  • Bükreş Konaklama : Ücretsiz, Park ve Tren garı
  • Bükreş Yeme – İçme : Market 3 euro + Dönerci abimizin ikramı
  • Bükreş – İstanbul Ulaşım : Otostop, Ücretsiz (İnterrail biletimizin süresi bitti)

Dünya Turu Asya Kısmı

Bundan sonra genel olarak ülkede neler yaptığımdan ve harcağım bütçeyi yazacam. Çünkü Asya gezisinde her ülkede neredeyse 1 ay kadar zaman geçirdim her günü tek tek yazmak çok zor olacak zaman alacak. Yazdığım bütçeler ortalamadır. Not almadığım için tam hatırlamıyorum.

İran’a giderken cebimde 160 Dolar vardı.

Türkiye’den İran’a Otostop

İran (1 ay)

İran’nın tamamını otostop ile gezdik. Hiç bir ulaşım aracına para vermedim. Konaklama için sadece couchsurfing kullandık ve parklarda uyuduk. Ara sıra yediğimiz yemekler ve keyfi harcamaların dışında İran halkı neredeyse hiç para harcatmadı.

  • İran Harcama toplam bütçesi : 35 dolar
  • İran – Dubai- Sri Lanka Uçak bileti : 140 dolar

Not : İran’da yıllardır kullandığım kameramı özel bir nedenden dolayı sattım bundan dolaylı 1000 tl param oldu böylece.

Sri Lanka  ( 15 Gün )

  • Sri lanka ulaşım :  Çoğunlukla otostop kullandık, trenlere kaçak bindik onun dışında iki kere otobüs kullandık.
  • Sri Lanka Konaklama : Couchsurfing, plajlar, restorant bahçeleri, parklar, trenler terkedilmiş binalar aklınıza gelebilecek her yer uyuduk. İki defa hostel’de kaldık.
  • Sri Lanka Yemek İçme : ilk defa Tropikal iklimi olan bir yere geldiğimizden ve kültür çok farklı olduğundan dolayı ilk başlarda adaptasyon sorunu yaşadık. Yemek ucuz olsada, sürekli restoranlarda yumurta yada patates gibi bildiğimiz şeyleri yiyerek geçiştirdik. Balık çok ucuz olduğu için balık alıp Alüminyum folyo ile sahilde pişirip yedik.
  • Sri Lanka Müze ve National Parklar :  Sri Lanka’da 30 dolarlık bir Sigirya kayası ormanın içinde idi oraya kaçak girdik. Güneyde bulunan bir yağmur ormanına ise araştırma öğrencileri olarak girdik ve yine para vermedik.
  • Toplam Harcama Bütçesi : ( 80 Dolar vize dahil )
  • Sri Lanka – Hindistan Uçak : 70 Dolar

Hindistan ( 46 gun )

Hindistan Ulaşım : Hindistan’nın tamamını tren ile gezdim. Goa ve Kerala eyaletlerinin içinde ise otostop ile gezdim. Ulaşıma hiç para harcamadım.

Hindistan’da trene kaçak binmek

Hindistan Konaklama : Couchsurfing, trenler , tren istasyonları genel olarak konakladığım yerlerdi. Agra ise park olarak tek temiz bulup uyuduğum yer oldu. Goa eyaletinde plajda günlüğü 2,5 dolar olan bir yerde 3 gün kaldım. Bunun dışında Hiç hostelde yada otele para vermedim. İki defa otelde couchsurfing ücretsiz sayesinde kaldım.

Hindistan Yeme-İçme : Hindistan’da para harcağım tek konu yemekti. Buradayken bulduğum bazı yöntemler sayesinde epey ucuza günü kapatabiliyordum. Sadece meyve yiyerek geçirdim günlerde oldu hiç yemek yemeden geçirdiğim günlerde. Tren istasyonlarında ki restoranlardan yemek istediğimde oldu. Bir kaç kere ise ailemin gönderdiği para ile ziyafet çektim.

Meyve fiyatları şu şekilde :

1 kilo muz : 20 -30 rupi

1 adet Coconat : 40-50 rupi

1 kg Mandalina : 30 rupi

20 – 30 rupiye ise tren istasyonlarında satılan hamur işlerinden almak mümkün.

20 rupi : 1 TL

Hindistan Müze : Udaipur, Delhi, Jaipur ve Kerala’daki müzelerin hepsine bir şekilde parasız girdim. Kimisinde çantamı unuttum dedim, kimisinde çaktırmadan girdim kimisinde ise araştırma öğrencisiyim dedim. Tac Mahal için 2 saat uğraşsam da inandıramadım. Yerel insanlar için olan bilet ile girmeye çalıştım oda olmadı. Sonuç olarak başarız oldum. Bu eseri görmeden dönemezdim, mecburen bütçemi zorlayarak bileti alıp girdim.

Hindistan toplam temel harcama bütçem : 45 dolar

Hindistan Vizesi : İstanbul’da iken almıştım o yüzden burada bütçe ayırmadım.

Hindistan – Bali Uçak bileti : Ailem karşıladı : 64 Dolar idi ( Airasia )

Telefonum Hindistan’dan ayrılmadan bir kaç gün önce çalındı.

Hindistan Yol Günlüklerinin bazıları aşağıda hepsini yazamadım henüz. Eğer özel olarak merak ettiğiniz bir şey olursa facebook sayfamda girip ” Hindistan ” şeklinde arama yapabilirsiniz. Yada çekinmeden bana sorabilirsiniz.

Endonezya ( 31 Gün )

Endonezya benim en çok para harcağım ülke oldu çünkü burada ailemin ve arkadaşlarımın desteği ile telefon aldım. Ayrıca ülkeden çıkarken bir gün geç kaldım diye 20 dolar ceza ödedim. Endonezya gezimin 20 gününü Bali adasında 11 günü ise Jawa adasında geçirdim.

Endonezya Konaklama  : Couchsurfing ve plajlar en çok kaldığım yer oldu. Onun dışında tanıştığım insanların otellerinde de ücretsiz kaldım. Konaklamaya hiç para verdim.

Endonezya Ulaşım : Bali’de bir kere günlük motor kiraladım ( 5 Dolar ) onun dışında tüm seyahatlerimi otostop ile yaptım.

Endonezya Yeme-İçme : Nasi Padang, bu yemeği keşfetmem ile birlikte dünyalar benim oldu. Çünkü Pilav neredeyse ücretsiz üzerine koyduğun yemek kadar para ödüyorsun. Bende sadece tavuk sosu döküyordum 30 – 50 kuruş arası değişen bir fiyata öğün geçirebiliyordum. O yüzden yemek çok ucuza geldi. Meyveler zaten ucuzdu bol bol C vitamini için meyve yedim. Onun dışında otostop çektiğim herkes yemek ısmarlamak istedi.

Endonezya Müze : Burada ki bazı tapınaklar ücretliydi. Kimisine kaçak girdim kimisinde ise beni gezdiren Hostum ödedi. Jawa adasındaki İjen yanardağının ücretli olduğu bilmiyordum ve yanımda da para olmadığı için orada tanıştığım ve beraber tırmanmaya karar verdiğimiz İsveçli çift benim biletimi aldırlar.

Endonezya toplam temel harcama bütçem : 55 + 17 ( uçak ) Dolar

Singapur (5 gun)

 

Singapur’da sadece 5 gün kalabildim. O yüzden zaten para harcayacak bir zamanım bile yoktu.

Singapore Ulaşım : Şehir için 2 defa otobüs bir defa tren kullandım. Onun dışında bisiklet ve yürüyerek her yere gittim.

Singapur Konaklama : Couchsurfing üzerinden tanıştığım Vera,  ( adını veriyorum çünkü ilerde çok geçecek bir isim ) beni 2 gün ağırladı. Diğer iki gün ise şuanda Dünya Turun’da olan Sevgili Ulaş ağırladı. Onu takip etmek isterseniz buyrun efenim.  Son gün ise sevgili Ece ağırladı.

Singapur Yeme – İçme : Beni ağırlayan Vera evde sürekli yemek yapıyordu ve bir kaç kere çin lokantasına götürüp kendi kültürlerini tanıttı. Ayrıca Ulaşlarda kaldığım zamanda da evde beraber yemek yedik ve dışarda bana yemek ısmarladı. Ece, yaptığı humusun hala tadı damağımda.

Singapur Toplam Harcama Bütçesi : 5 Dolar

Malezya (35 gün)

Malezya benim için çok kötü başladı, Telefonum burada yine çalındı, Singapura tekrar geri dönemedim Ban yedim. Burada Ailem, yakın arkadaşlarım ve Takipçilerimin desteği ile ucuz bir telefon iyi sayılabilecek bir kamera aldım. Destek verenleri yakın zamanda bir liste şeklinde yayımlamak istiyorum.

Telefonumun çalınması ve Singapur’a 2 yıl BAN

Malezya Konaklama : Burada iken bir kaç kez dışarda, hamakta yatmak dışında hep couchsurfing kullandım. Bir kere hostelde kaldım. Çin mahallesinde olduğu için ucuzdu. Otostopta tanıştığım bir çift ise 3 gün boyunca kendi evlerini vermişlerdi.

Malezya Ulaşım : Bir kere otobüs kullandım. Melaka – Singapur. Onun dışında tüm ulaşımlarımı otostop ile yaptım. Kuala Lumpur içinde trenlere kaçak bindim.

Malezya Yol Günlükleri

Malezya Yeme – İçme : Burada Nasi Padang var ayrıca Malezya müslüman bir ülke olduğundan bizim damak tadımıza uygun ucuz güzel yemekleri de vardı. Marketlerin restoranlardan pahalı olduğu bir ülke burası.

Malezya Toplam Harcama bütçesi : 55 dolar

Telefon ve Kamera : 700 dolar

Tayland (44 gun)

Tayland en uzun kaldığım ülkelerden biri oldu. Fırsatını bulsam bir daha giderim. Burada harcamalarım ise tamamen çalışıp kazandığım paralar ile yaptım. Çoğu zaman fotoğraf çekerek paramı kazandım onun dışında hostellerde, barlarda ve partilerde çalıştım.

Tayland Ulaşım : Adalara giderken ki vapur ücretleri dışında ulaşıma hiç para vermedim. Tamamında otostop çektim.

Tayland Konaklama : Plajlar burada en çok kaldığım yer oldu. Malum güzel plajlar ülkesi uyumasak ayıp olurdu. Onun dışında Couchsurfing ve çalıştığım yerlerde konakladım. Ayrıca Bangkok’da beni ağırlayan Haluk abi ve İbrahim abiye selam olsun.

Tayland Yeme-İçme : Tayland’da kaldığım süre boyunca yeme içmenin çoğunluğunu 20 gün kaldığım hostelde ücretsiz karşıladım. Geri kalan zamanlarda ise lezzetli Pat Thai imdadıma yetişti. 7 eleven marketlerinde satılan tostlar ise en çok yediğim yemekler arasında yer alıyordu. Couchsurfing ve otostopta tanıştığım insanlar sayesinde yerel lezzetleri tatma fırsatım oldu.

Tayland Vize Uzatma : 1900 Baht = 50 Dolar

Tayland toplam temel harcama bütçesi : 70 dolar

Tayland Bilgisayar : 500 dolar Kemal abi’ye (yoldaolmak.com) bir kere daha teşekkür ediyorum.

Kamboçya

Dünya Turu devam ediyor Kamboçya çok yakında… 😉


Eğer Dünya Turuna DESTEK olmak isterseniz bunun iki yolu var ; 

1. Maddi destek yapabilirsiniz, hala bir sponsorum olmadığı için buna kapım açık.

Yolda Olmam İçin Destek Ol!

2. Manevi destek olabilirsiniz. Bir ”Merhaba” demeniz bile mutlu edecektir. Facebook sayfamı arkadaşlarınıza davet etmek yine bana destek olmak demektir. Onun dışında bloguma bir kaç reklam koydum eğer beğendiğiniz yazılar olursa onları sosyal medyada paylaşmanız yine bana destek olmak demektir. Mesela bu yazıyı paylaşarak başlamak güzel bir fikir olabilir 🙂

Desteğiniz için teşekkür ederim. Sosyal medyadan takip etmek isterseniz :

Issız bir adaya düşsem yanıma alacağım 3 şey

3 Kitap olurdu. Evet bildiğimiz 3 kitap. Bir tanesi edebi bir roman olurdu böylece adada yalnız kalmaz kendime bir arkadaş edinmiş olurdum. Öyle oturup hepsini bir çırpıda okumazdım, her cümlesini, kelimesini içime çekercesine. İkinci bir kitap da ‘‘ Issız bir adaya düşünce nasıl hayatta kalınır ” kitabı olurdu. Böylelikle adada hayatta kalmayı başarabilirdim. Adanın imkanlarından yararlanıp kendime bir dünya inşa edebilirdim. Üçüncü kitap ise ” Issız bir adadan nasıl gidilir ? ” kitabı olurdu. Böylelikle istediğim zaman adadan ayrılabilme özgürlüğüne sahip olurdum.

Bir kitap her şeye bedel !

Bu kadar basit ve yıllardır geyiği yapılan hikayeyi neden anlattım? Beni okuyan takip eden belli bir kitle var yani sizler. Bir çoğumuzda yaşıtlarımız hemen hemen aynı. Eğer beni bir arkadaşınız dostunuz olarak görüyorsanız size bir dost tavsiyesi vermek istiyorum. OKUYUN, arkadaşlar. Lütfen okuyun. Kitaplar en yakın arkadaşınız olsun, onlarla yatıp kalkın. Edebiyat okuyun, makaleler okuyun, roman okuyun, şiirler okuyun, hikayeler okuyun. Daha önce bu dünyayı tecrübe etmiş insanları okuyun.

Her gün akşama kadar şöyle mesajlar alıyorum.

Emre ne kadar şanslısın, dünyayı geziyorsun şunu yapıyosun bunu yapıyosun biz çalışalım, evde oturalım sorumluklarımız var felan filan Oh sen gez tabi  diye devam tonlarca mesaj.

Okumak demek öğrenmek, ufuk açmak demektir. Eğer seyahat edemiyorsanız bunu bahane etmeyin. Asıl seyahat insanın iç dünyasına yaptığı seyahattir. Ve bunu en güzel kitaplarla yaparsanız. Ne yazıkki dünyaya geldiğimizde

” Hayat nasıl yaşanır ? ” diye bir kitapçık elimize vermiyorlar. Önce ailemizin bize öğrettiklerini sonra çevremizin derken çember genişliyor ve sonunda ortak bir noktada ki tüm kanıksamalar doğru kabul ediliyor. Eğer 10 kişiden 8 kişi dünya düzdür derse artık dünya düzdür ve siz ” Doğru ” yu bulana kadar dünyanın düz olduğuna inanırsınız. Aksini söyleyene ‘ Hadi lan oradan ‘ dünya düzdür. Dersiniz. Ve bunu yaparken o kadar eminsinizdir ki, farkında bile olmazsınız. İnanın bana içinde bulunduğumuz hayatta bunun o kadar çok örneği var ki. Eğer ben bu yolculuğa çıkmasaydım bunları görmem mümkün değildi. Benim için de dünya düzdü.

Yaşadığımız dünyada bir çok kalıplaşmış, normalleşmiş ve aslında bize farketmeden acı veren durum var ki. Bunları farketmenin ve bize batan o dikenleri birer birer çıkarmanın tek yolu okumaktır arkadaşlar. Ben size okuyun, büyük başarılar elde edin, ülkenin kaderi sizin elinizde, okumuş gençlere ihtiyacımız var felan diye öğüt vermiyorum, bu hattime değil. Ama okuyun, kendiniz için okuyun. Etrafta olup biteni anlamak için okuyun. Kalıplaşmış düşünceleri kabullenmemek, kendi yolunuzu çizmek için okuyun. Bir konuda fikir sahibi olabilmek için okuyun. hopp !!! Bir dakika burada bir şeyler yalnış gidiyor!!!  diyebilmek için okuyun.  Aileniz için okuyun, arkadaşlarınıza çevrenizdekilere örnek olmak için okuyun geleceğiniz, çocuklarınız için okuyun. Eğitim dediğimiz şeyde aslında budur. Kendini ne kadar eğittiğindir. Okullar, iş hayatı ve sosyal yaşam eğitimin birer daldır ve siz onlardan ne kadar faydalanmak istediğinizle doğru orantılı olarak eğitim alırsınız. Okuyun arkadaşlar daha mutlu bir hayat sürmek için okuyun. Mutlu olmak için okuyun.

Bangkok Yol Günlükleri

Bangkok Yol Günlükleri

700 km lik bir otostop yolculuğundan sonra Bangkok’a geldim. İzlemeyenler için şöyle bir video yapmıştım.

Tayland Otostop Video

Bir önceki Ko Phangan adası yol günlüklerimi bu yazımdan okuyabilirsiniz

 

Tayland’ın hani şu dev şehri olan Bangkok, ünlü Bangkok. Şehirleri pek sevmem ama insanlar buralarda neler yapıyor diyede mutlaka uğrarım. Velhasıl geldiğimde saat gece 1’e geliyordu daha önceden couchsurfing üzerinden iletişim halinde olduğum shay beni bu gece ağırlacağı için çok da düşünmedim açıkcası. Şehre kamyonla girdiğim için, şehir merkezine gitmem mümkün değildi. Taksiye binmelisin felan dedi kamyoncu Taylandlı abi ben pahalı şimdi o, yürürüm felan diye haraketlere girdim. Kamyoncu abi sağolsun bir taksi çevirdi parasınıda ödedi beni gitmem gereken metro durağına bıraktırdı. Taksici abininde telefonunda Shay’ı aradık geldi aldı beni.

Shay İsrail vatandaşı yaklaşık 5 yıldır Bangkok’da yaşıyor. İsrail havayollarının işlerini buradan yürütüyor. Thaililer iş bilmez birilerinin gelip yapması lazımdı diyor. Kaldığı ev Bangkok’un en zengin muhitlerinin olduğu ( adını unuttum hatırlayınca editlerim ) bölgesi. Rezidansın 34 katına çıkıyoruz beraber. Evi 1 oda bir salon ama rezidans işte. Gece geç olsada uzun uzun muhabbet ediyoruz. Sonra salondaki koltukta kıvrılıp yatıyorum.

Benim Tayland’a geldiğimden beri aklımda olan bir şey vardı. Artık bir bilgisayar edinmeliyim. Hem blog yazılarımı daha iyi yazarım, videolarımı fotoğraflarımı editlerim diye düşünüyordum. Koh phangan adasında kalırken 3-5 çalışıp fotoğraf çekip para biriktirmeye başladım. Sonra ailem bir miktar gönderdi iyi kötü bir bilgisayar alacak kadar param oldu. Ailem beni her konuda sonuna kadar destekliyor. Bin kere söyledim bir daha söylerim. Dünyanın en iyi ailesine sahibim. Bugün istesem benim içim varını yoğunu önüme koyarlar. Hostelde benim eşyalarım her yerde, sanki evim gibi kullanıyorum. Adadan ayrılacağım gün yatağımın üstünden çantamı aldım içinden vapur parasını çıkartıp tekrar çantama koydum. Aşağıya inip vapur parasını ödedim, sonra çıktım tekrar çantamı hazırlama koyuldum. Sabah oldu çantamı aldım, yola koyuldum. Bundan sonrası ise İsrailli Shay’ın evine kadar olan hikaye.

Onun salonunda uyandığım sabah heyecanla çantamı açtım. Bugün büyük gün, bilgisayar alacağım gün. Düzene girme günü diye iç geçiyordum. Bir baktım paramın yarısı yok, birisi paramın yarısını almış. Paranın olduğu yer öyle açıkta felanda değil bildiğin çantanın iç gözünde ki fermuarlı yerindeydi. Birisi almış işte, bilen birisi. Ne olduysa Hostelde o son gece oldu. Üzüldüm. Morelim bozuldu, tüm motivasyonum düştü. Ne size anlatabilirdim artık bunca çalınma olayından sonra, nede aileme sızlanabilirdim. Hata benimdi, sorumsuz bir çocuk gibi davranıyordum. En azından öyle bir izlenim veriyordum. Bunun çözümü yoktu. Ama içim acıyordu artık durduk yere giden bu paralar, telefonlar yüzünden. Bunu anlatabileceğim bir kaç kişi vardı beni anlayacak o durumda tavsiye verip morelimin düzelmesini sağlayacak.

Kemal abi’ye yazdım. Kemal Kaya, yolda olmak bloğunun yazarı, yaratıcısı. Anlarsa şu durumu bir tek Kemal abi anlar, bu yollardan yıllar önce geçmiş biri,  bana bir iki güzel bir şeyler söyler kafamı dağıtırım diye durumu yazdım. Şansıma online idi ve hemen dönüş yaptı. Ve beni haksız çıkarmadı. O gün şunu anladım. Birini mutlu etmek kolay bir şey, ama birinin üzülmemesi sağlamak onu bir şekilde olağan durumdan motive etmek daha zor bir şey. Kemal abi bana bu iyiliği yaptı. Benim ona yazma acacım tamamen motive olmak amaçlıda olsa çalınan parayı bana vermek istediği söyledi. Ben kabul etmek istemesemde, anında hesabıma attı. Suç benimdi cezasını çekmem lazımdı ama artık bu durum benim çok yordu, ve kabul ettim. Şuan Kemal abinin sayesinde aldığım bilgisayardan bu yazıyı yazıyorum. Bu hikayede iyilik kemal abinin bana yaptığı maddi yardım değildi. Yüz yüze hiç tanışmadığı birine inanması, bununla empati kurup kendimi benim yerime koyabilmesi idi. Para önemli bir şey değil arkadaşlar, önemli olan bu düşünceye sahip olabilmek, bu karaktere sahip olabilmek. Para sadece bir araçtı onun bana yaptığı iyilikte. Asıl mutlu eden ise bu oldu. Bir kere daha çok teşekkür ederim. Büyük insansın vesselam.

O gün çıktım, Bangkok’un tüm bilgisayarcılarını gezdim. Bir tane güzel bir mac buldum. 1,5 saat pazarlık yapıp üzerine bloğumda reklamını yapacağıma söz verdim diye hatrı sayılır bir indirimle bilgisayarı satın aldım. Bangkok’da ikinci el alışveriş yapmak kolay bir şey değil. Güvenemezsiniz. Ben bir aydır nereden ne alınır, nasıl alınır diye sürekli yabancı kaynakları araştırdığımdan elimle koymuş gibi bir bilgisayar aldım. Aldığım yer ise gerçekten güvenilir, ve her konuda yardımcı olan bir yer. Eğer böyle bir düşüncesiniz varsa kart viziteleri şöyle. Benden aldığınızı ve türk olduğunuzu söylerseniz her konuda yardımcı olacaklarını söylediler.

Bilgisayarı aldıktan sonra, tekrar eve döndüm o gece Shay’da kalamazdım, misafiri vardı. Bende daha önce buraya gelmiş bir arkadaşıma yazdım. Esra’ya hemen bana birinin ismini söyledi. Sağolsun. Facebook’tan yazdım ve akşamına buluştuk. Haluk abi ve İbrahim abi. Onların hikayesi ise çok başka. Haluk abi yıllardır Taylandda yaşıyor buraların piri olmuş. Zamanında hostel işletmiş, dönerci işletmiş şimdi ise Türkiye ile Tayland arasında dış ticaret yapıyor. İbrahim abi ise bambaşka bir insan. Ordudan emekli eski Yarbay. Uzun yıllar dünyanın farklı yerlerinde görev yapmış. Şimdi Haluk abi ile beraber bir işe girişmişler onun için çalışıyorlar.

Onlarla buluştuğumuz akşam Bangkok’un ünlü yerlerinden kovboy sokaktalardı. Gider gitmez, bira ısmarladılar. Tanıştık, konuştuk. Burada ünlü bir mekan var, haluk abi orayı gördün mü diye sordu hayır dedim. İbrahim abiye sen bekle biz bi gidik geliyoruz dedi. Koydum çantaları düştüm haluk abinin peşine. Crazy House diye bir yer. Bir bar düşünün mor ve kırmızı ışıklarlala süslenmiş.  Duvar kenarlarında bara doğru doğrulmuş sandalyeler masalar ve turistler. Barın tam ortasında yerden 1 metre yüksekliğinde yuvarlak bir yer ve üzerinde dans eden çırıp çıplak Taylandlı kızlar. Görünce ağzım açık kaldı, çünkü böyle bir yer beklemiyordum. Beğendiğin kız olursa numarasını söylüyorsun yanına geliyor senle beraber içki içiyor, sonra istersen evine götürüyorsun. İşte buna sex turizminin yasal hali deniyor. Bir yandan bu nasıl bir şey olum ya, kızların hayatı, buraya gelen insanlar felan derken iç geçirip, bir yandan da gözüm kızlarda. Epey bir duygu karmaşası yaşadım. Birer bira içtik ve mekandan ayrıldık. İbrahim abiyide alıp taksiyle eve gittik.

3 gün Boyunca bu evde kaldım. İki güzel insan tanımanın mutluluğu ve onlarla olan muhabbetlerimiz, kahvaltılarımız Bangkok hatıranın en güzel yanı. Vizemin son günü geldi. Artık Tayland’ı terk etmem gerekiyor. Kamboçya vizesini nasıl alacam diye düşünürken Takipçilerimden Sedat abi (Sedat Yıldız ) bana bağış yapmak istediğini söyledi ve onun sayesinde Kamboçya vizesini alabildim. Buradan teşekkürlerimi sunuyorum.  Haluk abi ile İbrahim abi ben otostopla gidecem dememe rağmen, Tayland’ın sınır şehri Trat’a kadar gitmem için otobüs bileti aldılar. 3-4 saatlik bir yolculuktan sonra buraya geldim. Geceyi otobüs garajında geçirdim. Sabah olunca otostopla sınıra kadar gittim ve Kamboçya’ya geçtim. Burasıda hayatımda geçtiğim en ilginç sınır kapılarından biriydi. Şurada anlattım.

 

Kamboçya Yol Günlüklerinde görüşmek üzere…

Ko Phangan Adası Yol Günlükleri I Dünya Turu 247. Gün, Tayland

Hamak sallanıyor…Güneş batmak üzere, denizin üzerine son kızıllığı yansıyor. Kurumuş palmiye yapraklardan oluşan çatının ortasını delerek geçen ağacı süzüyorum. İplerin bağlı olduğu tarafana güneş vuruyor. Hafif ve ılık bir rüzgar esiyor. Sessiz. Ayak uçlarımda biraz kum kalmış, hamak sallandıkça dökülüyorlar. Hostel’de kalan misafirlerden biri kumsaldan geçiyor. Gülümseyerek selamlaşıyoruz. Telaşsız. Hamak sallanıyor…

Bugün tam 20 gün oldu bu ” ütopya “ ile tanışalı. Şimdi ise bu adadan ayrılma vakti, göz yaşlarımı tutamıyorum…

Dünya turuna çıktığımdan beri çok güzel hikayeler biriktirdim. Her seferinde bu mucize olsa gerek dediğim şeyler yaşadım. Her seferinde bunu uzun süre unutmayacam dediğim hikayeler yaşadım. Ve her seferinde bir başka hikaye gelip en üste yerleşti. Ko Phangan Ada’sında geçen 21 günde ise tam olarak hissettiğim bu.

Hani hep soruyorsunuz ya “ Emre yaşanacak bir yer buldun mu? Gelelim mi? Diye işte orası burası. Gelin yaşayın.

Ben bu adaya geldiğimde ada hakkında tek bir bilgiye sahiptim. Bu adada Asya’nın en çılgın partisi Full Moon kutlanıyor. Sadece buydu. Sahilde yatarım parti zamanı partiye gider eğlenir yoluma devam ederim diye düşünüyordum. Adanın en güzel hostellerinden Wanderlust hostel ile tanışmamla bu başka bir maceraya dönüştü. Burada 20 gün boyunca gönüllü olarak çalıştım/yaşadım.
Bu hosteli Ramona ve Nenad evli bır çift adında genç bir çift işletiyor. Ramona Romanyalı Nenad ise İtalyan Sırbistan karışımı. Çok da önemli değil zaten kimin nereli olduğu. Bu iki güzel insan benim ailem oldu.

Peki bugünler Nasıl geçti? Bazı günleri ise şöyle özetleyebilirim.

1. Gün
Henüz daha yeni geldiğim için Hostelde işler tam olarak Nasıl yürüyor bilmiyorum, herşey çok yeni heyecanlıyım. Hostel harika duruyor gelip giden insanlarda öyle. Burada öğreneceğim çok şey var.
Bugün Full Moon partisinden bir önceki gün yani Jungle partinin olduğu gün. Buda adada epey ün salmış bir partiymiş. Ormanın içinde kutlanıyormuş. “Muş” diyorum çünkü biraz önce öğrendim. Akşam saatlerine Hostel’de doğru içki oyunların hepsini kurduk. Hem eğlenip hem çalışıyorum. Sonra hostelin sahibi Nenad elinde boyalarla geldi ve herkes birbirini boyamaya başladı. Gece 1 gibi hostelin özel taksileri geldi atladık partinin olduğu yere. Rengarenk neon süslerle süslenmiş orman partisinde epey eğlendikten sonra Hostele dönmek istedim ve haraket halinde bir taksinin arkasına sarktım. Taksiler burda pikap gibi bir araç. Taksi meğerse ters yöne gidiyormuş. Sahile gelince bir şezlong bulup, güneş beni uyandırana kadar plajda uyudum. Sabah olunca Hostele otostop çekerek gittim.

2. Gün
Bugün hostelde ikinci günüm ve büyük gün. Çünkü bugün Full Moon partisinin olduğu gün. Hostel tıklım tıklım insan kaynıyor. Gün içinde bir kaç odanın yerlerini süpürdüm ve bir kaç odanında yatak kılıflarını değiştirdim. Akşam üstü daha güneş batmadan herkes içmeye başladı bile oyunlar çıktı müziğin sesi yükseldi. Marketen buz almaya giderken restoranda oturan Alman iki kızıda bizim Hostele davet ettik. Tüm gece oyunlar, boyalar, müzik, dans diye geçti. Yine pikap taksiler geldi atladık arkasına Full Moon partisinin olduğu plaja…

3. Gün
Hostelin Sahibi Nenad yanıma geldi.
– Ne kadar kalmayı planlıyorsun bu adada?
Aslında hemen gitmem lazım vizem bitmek üzere. Malezya’ya doğru otostop çekecem.
– Yetişebilecek misin?
Tarihe ve saate baktım harbiden çok zor duruyor. Bir gün için adadan ayrılıp otostop çekip sınırdan çıkmak. Otobüsle gidebilirim belki, fiyatlarına baktık çok pahalı. Aynı parayla hemen yan adada ki gümrük ofisinde vizemi uzatabiliyorum. Hem bir aylık vizem oluyor hemde zaman kaybetmiyorum. Sonuç olarak o parayı vizemi uzatmak için verdim.
Böylece Wanderlust Hostel’de gönüllü olarak çalışmaya devam edebildim.

4. Gün
Bugün iki saatlik bir işten sonra hostelin etrafını keşfettim. Ramona yanıma geldi, akşam 5 gibi secret mountain e gidicez hep beraber, Gün batımını izlemek için. Dedi. Ne güzel patron bunlar ya, hostelin misafirlerini toplayıp Oray’a buraya götürüyorlar. Atladık motorlara hepberaber tepeye adayı yüksekten gören ve sadece bir barın olduğu noktaya. Güneş battı batacak, son anına yetiştik bu büyülü manzaranın. Havuz da cabası.

5. Gün
Hostel’de benim gibi çalışan biri daha var, Bugay. Uzun soluklu çalışmanın ardından Ramona bugünü boş gün olarak ilan etti. Bizde atladık motorlara adayı gezmeye. Önce büyük ağaç sonra filler, sonrada plajları tek tek gezdik akşama kadar her yeri didik didik ettik. Akşam olunca bizim daimi mekan olan gün Batı’mı izleme noktasına çıktık.

6. Gün
Bugün epey geç uyandım, hosteldeki işler öğleden sonra bitti. Bende kendime bir kokteyl yaptım koltuklardan birine yayılıp günü öylece geçirdim.

7. Gün
Kumsal boyu koştuk, elimizdeki içkileri yere bırakıp denize atladık. Su sıcacık. Ay tam tepemizde kocaman ve etrafı yıldızlarla süslenmiş. Hiç ses yok sadece palmiyelere hafif hafif değen rüzgarı duyuyorum. Sarıldık, suda dans ettik uzun uzun öpüştük…

8. Gün
Artık Hostele iyice alıştım. Evim gibi hissetmeye başladım. Ramona ve Nenadda ailem gibi oldular. Günlük işler bitince bardan bir kaç içki alıp günü öyle geçiyorum bugün. Akşam ise hemen arkamızda olan plaja ” Cozzy ” bar a gidiyoruz. Bu bar adada olan iki özel bardan bir tanesi. Diğeri ise Amsterdam bar. Her gün huzur ve mutluluğu bu bungolo’da buluyorum.

10. Gün
Gece yatarken Ranzadan telefonumu düşürdüm. Ekranı kırıldı. Üzüldüm çünkü bu yeni masraf demekti. Ekranı değiştirmek için arkadaşlarımdan destek aldım ve gidip tamirciye verdim. İki gün sonra ancak tamir olabilirmiş. Telefonsuz olmam aslında bir yandan iyi geldi, okumadığım kitapları okudum, defterimle daha bir samimi oldum. Bu akşam Hostelin yeni misafirleriyle beraber yine Cozzydeyiz.

11. Gün
Bugün Hostel’de hazırlık var. Çünkü bu akşam Halfmoon partisinin olduğu yani Yarım ay partisinin olduğu gün. Her partiden önce tüm hostellere ön parti yapılıyor ve gece geç saatte ise asıl partiye gidiyor. Bu parti için giriş 80 TL Ada’nın en pahalı partisi tabi ben bunu istesemde veremem. Ormanın içinde olan bir partiye kaçak girmek kolay olsa gerek. Pikap Taksilere doluşuyoruz ve partinin olduğu yere bırakıyor bizi. Ben iner inmez bizimkilerden ayrılıp etrafı kolaçan ediyorum ve girişin hemen sol tarafından karanlık ormana dalıyorum. Her yerime diken batıyor. Hiç ışık yok ve Ağaçların arasında eğilip kalkıp giderken bir ses duyuyorum, eğiliyorum. 2 dakika sonra fark ediyorum ki iki tane benim gibi kaçak girmeye çalışan Amerikalı, onlarda beni görünce korkmuşlar. Neyse toplamda 10 dakika sonra pat diye partinin ortasında buluyoruz kendimizi. Bizimkileri epey sonra buluyorum tabi hikayeyi anlatmıyorum onlara. Be cool
?

 

12. Gün

Hostelde nenadın çocukluk arkadaşı Dzratan diye birisi daha var. Bugün kardeşinin öldüğünü haberini aldı. Yıkıldı. Bizde öyle. Hostel bugün sessiz.

13.Gün
Hostel’de işler bugün çabuk bitti. Nanetın motoruna atladım ve tamirciye gittim. Telefonum verdiğim yer yapmamış üstüne fiyatı arttırmış. Bende aldım telefonumu başka bir yere gittim yarım saat içinde tamir etti verdi. Bu sürede beklerken içeri bir kız girdi. 5 dakidan sonra yanıma gelip – Fransız mısın? Diye sordu. Normalde hoşuma giden biri olursa ben gider konuşurdum ama bu adada işler farklı yürüyor
?
Tek başına seyahat eden birisi daha. Yarın akşam blackmoom partisi var biliyor musun dedi. Evet bizim hostelin az ilerinde felan diye muhabbet ederken iletişim bilgilerini alıp beraber gitmeye karar verdik.

14. Gün
Hostel’e artık evim diye hitap etmeye başladım. Gerçekten öyle. Her gün yemek yediğim, yatıp kalktığım yer artık evim oldu. Bu akşam blackmoon partisi var. Telefoncuda tanıştığım Milly Hostele geliyor. Sonradan öğreniyorum ki bu partide ücretliymiş. Millye diyorum ki, bak ben bu parayı veremem (50 TL) benle beraber maceraya hazır mısın? Kaçak girecez! Tamam diyor. Nanad’dan motorunu alıyorum partiye doğru gidiyoruz. Girişin sağı solu kapalı zor görünüyor. Sonra düşünüyorum bu parti plajda değil mi? O zaman bir yolu olmalı. Plaja giden başka bir yol buluyoruz ve orada da bekleyenler var. Tam plajın az gerisinde duvarın üstünde bir açıklık bulunuyoruz ve oradan atlıyoruz. İçeride dikkat çekmemek içinde kolumuza giriyoruz sanki sarhoşuzda o yüzden terste geliyoruz gibi yapıyoruz. Ve içerdeyiz!

15. Gün
Bugün Hostele yeni gelenlerle beraber farklı bir şey yapalım geçen hafta Ada’nın kuzeyinde gittiğimiz Rasta Bar’a gidelim diyoruz. Ben bizim motoru alıyorum Neomi ( benim gibi gönüllü olarak çalışan bir kız ) ile önden gidiyoruz diğer herkes taksiye atlıyorlar. Burayı en az cozzy bar kadar seviyorum. Her şey ahşaptan insanlar ayakkabınız ve doğal. Zaten ben bu adaya geldiğimden beri ne terlik giydiğimi ne t-shirt giydiğimi hatırlamıyorum.
Regie müzik çalışıyor, Gülen insanlar hamakta sallanan insanlar küçük sahnede dans eden insanlar…daha önce bu kadar samimi bir yer gördüğümü hatırlamıyorum.

16. Gün
Sabah hasta kalkıyorum. Klimanın yüzünden Boğaz’larım davul gibi. Hemen gidip bir zencefil limon bal çayı içiyorum ama nafile Ateş’imde var. Eczaneye gidip ağrı kesici Ateş düşücü alıyorum. Tüm gün öylece yatıyorum bugün hiç çalışmadım.

17. Gün
Boğaz’larım daha kötü hal alıyor. Antibiyotik kullanmam lazım eczaneye gidiyorum ve onun önerdiği iki seçecekten ucuz olanını alıyorum. Ne yemek yiyebiliyorum nede kendimi iyi hissediyorum. Hostel’de herkes benim için bir şeyler yapıyor çay yapıp geçiyor meyve ezip Shake yapıp getiriyorlar derken gün yine hiç bir şey yapmadan geçiyor. İşte bu Wanderlust ailesi…Ama cozzy gitmeden günü bitirmek olmaz.

18. Gün
Antibiyotik kullanmama rağmen hala geçmiyor üstüne daha kötü oluyor. Murat doktoruma soruyorum ve başka bir ilaç öneriyor. Gidip hemen onu alıyorum. Etkisini ilk günden gösteriyor. Tek atış teşekkür ederim Murat abi.
19. Gün
Bugün kendimi iyi hissediyorum hatta Songkran su savaşı festivaline bile dahil oluyorum. Festival sabahın 8 inde başlamasıyla gün batımına kadar tüm ada insanın katılımıyla sürdü. İnanılmaz renkli ve eğlenceli bir festival. Tüm yol kenerlarıda insanlar elinde su silahlarıyla diziliyor ve yoldan geçen herkes nasibini alıyor. Yerel halk kendi çalgı ve müzikleri eşliğinde dans ederek yürüyüş yapıyorlar. Hemen arkalarında Arabaların üzerinde özenle çiçeklerle süslenmiş Prenses gibi Taylandlı kızlar geçiyor.

20. Gün
Bugün yine Ateş’im var ama ilk günler gibi değil. Ramona annem
?
yanıma gelip iyi değilsin dinlen diyor. Biraz dinlensemde sıkılıyorum motora binip son kez bir ada turu yapıyorum.

21. Gün
Hostel’de yine ummalı bir çalışma var. Full Moon yaklaşıyor tüm yatakları yapıyoruz, yerleri tuvaletleri temizliyoruz. Çünkü hostel en çok bu zaman kalabalık oluyor. Ve bugün benim hosteldeki son günüm. Yarın sabah önce ana karaya vapurla gidip, oradan Tayland’ın kuzeyine doğru otostopla çıkacam.

Bu adada kaldığım sürece nerdeyse hiç para harcamadım. Telefonun ekranı kırılınca bir arkadaşım ( o kendini biliyor ) destek oldu. Bunun için tekrar çok teşekkür ederim. Otosop macerasında görüşmek üzere.