2 Milyon İnsan Neden Öldürüldü?

Kamboçya Soykırımı, Yüzyılın en vahşice soykırımı, Kızıl Khmerler, Pol Pot, Fransızlar, Ölüm Tarlaları, Silahlı ” Kominist ” parti, Vietnam ve Amerika. 2 milyon insanın ölümüne yol açan hastalıklı beyinlerin ortak çalışmasının başlıkları bunlar.

Çok değil bundan 40 yıl önceden bahsetiyorum, yani bu savaştan bir şekilde sağ kurtulanların halen hayatta olduğu, acının halen yaşandığı yakın tarih. 1975-79 yılları arasında Pol Pot liderliğinde kurulan Kızıl Khmerler tarafından ülke nüfusunun 3 de 1’ini katledildi. Sadece silahla değil, aç bırakılarak, işkence edilerek, ölene kadar çalıştırılarak, kafaları ağaçlara vurularak, insanlık dışı ortamlarda sürgün edilerek yaptıkları bir vahşice bir katliam.

Bende Kamboçya’daki son günlerimde bunu araştırmaya ve derinine inmeye karar verdim. Öğrendiğim ve gördüğüm her şeyi sizinle paylaşmak istedim.

kamboçya soykırımı

2 Milyon İnsan Neden Öldürüldü?

Kamboçya’nın Phnom Phen şehrine geldiğimde öğrenmek istediğim bir şey vardı. 2 Milyon İnsan Neden Öldürüldü? Amaçları Gerçekten Ne idi? Nasıl bu kadar vahşice bir soykırım yapabildiler? Neden dünya güçleri buna sessiz kaldı? Bunun için internete olan tüm kaynaklara göz attım ama maalesef Türkçe kaynakların hepsi yetersiz kalıyordu. Benim istediğim cevabı bir türlü bulamıyordum. Kamboçya Soykırımı araştırmak için İlk olarak bir plan yaptım müzeleri ve ölüm tarlalarını ziyaret edecektim. Ama bu ne kadar yeterli olur du emin değildim. Ben daha da derine inmek istiyordum.

Seyahatim boyunca konaklamak için kullandığım Couchsurfing sitesinden Phnom Phen’de yaşayan Fransız bir kıza yazdım ve beni ağırlayabileceğini söyledi. Evine gittim, yerleştim ve muhabbet etmeye başladık. Avukat olduğunu ve bir süredir burada yaşadığını söyledi. O gün ona neyin avukatlığını yaptığını sormamıştım…

Kamboçya Soykırımı Öncesi 

Yıllarda iç savaş içinde olan Kamboçya o dönemde herkesi bir taraf belirlemek zorunda bırakıyordu. Kamboçya’nın tarihini, ya komşu ülke Vietnam ya da dış güçler belirleyecek böylelikle Kamboçya için ufukta karanlık bir gelecek bekliyordu. Bu dönemde kral olan Sihanouk ABD, Vietnam ve Tayland’ı baş düşmanı olarak görüyor. Kamboçyalı ve Vietnamlı tüm komünistlere kapılarını açan Sihanouk, ABD ilede olan tüm ilişkilerini kesiyor ve pirinç tarlalarını millileştirip ülkenin tek gelir kaynağı haline gelmesini sağlıyor. Ülke zaten karışık bir sürü farklı güçler ve gerillalar var. Sihanouk o dönemde diplomatik ilişkiler için Fransaya gitti sırada ülkenin yönetimine General el koyuyor. Ve Sihanouk Çin’e gidip yeni hükümeti kurma çalışmalarına giriyor. Bu arada bir yandan ABD’nin işleri Vietnam’da kötü gitmeye başlayınca Kamboçya’yı bombalamaya başlıyor. 4 yıl süren 250 bin kişinin ölümüne yol açan bu bombalamada halk daha fazla dayanamıyor ve o dönemde kurulacak olan Kızıl Khmerlere katılmaya karar veriyorlar.

 

Kızıl Khmerler ve Pol Pot


Çiftçi bir ailenin çocuğu olan Pol pot o dönemde Fransaya eğitim almak için gitti. Pol Pot burada komünizme ilgi duymaya başladı. Tabi onun yorumladığı komünizm tamamen hastalıklı bir beynin taş devri komünizmi idi. Fransada eğitim aldıktan sonra Kamboçya’ya dönen Pol pot gerçek adı ile Saloth Sar öğretmenlik yapmaya başladı. Daha sonraları 1967 yılları sularında Maocu adında bir gerilla örgütüne katıldı. Ormanlık bölgede bulunan bu teşkilat kısa sürede büyüdü ve Pol Pot’un önderliğinde Kızıl Khmerler kuruldu. 1975 yılında O dönemin kralı Sihanouk‘dan destek alarak ülke yönetimini kontrol eden askeri idareyi devirdi ve devletin başına geçtiler.

pol potÜlkenin her yanı savaş içinde herkes yorulmuş ve yıpranmış Pol pot’un bu zaferi doğal olarak ülkenin her yanında bayram havasında kutlandı. Halk artık barış geldiğini ve savaşların bittiğini düşündü ve kutlamalar yapıldı. Ama Pol Pot tanklarla ülkenin başkenti Phnom Phen’e girdiğinde aklında hastalıklı planlar yatıyordu. Ertesi gün tüm şehri boşaltı. Kentlerde yaşayan insanları köylere, pirinç tarlarına, çiftliklere zorla çalışmaya gönderildi. Rejime karşı çıkan herkes aileleri ile birlikte istinasız öldürüldü. Ve büyük Kamboçya Soykırımı başlamış oldu.

ormanlık alan kızıl khmerler

S-21 Hapishanesi

Ertesi gün sabah erkenden Tuol Sleng müzesine yani namı değer S-21 hapisanesine gittim. Burası lise iken sonradan vahşice işkencelerin yapıldığı gizli bir hapisaneye dönüştürülmüş. Pol Pot Phnom Phene şehrine girip tamamen boşalttıktan sonra geriye sadece bu hapisanede olan insanlar kalmış. Burada toplamda 17.000 insan işkence görmüş, öldürülmüş, tecavüz edilmiş. Sadece 7 kişi kurtulmuş. Bundanlar biriside ressam Bou Meng, zorla CIA ajanı olduğunu iftira ettirilmiş daha sonra ise resim yeteği sayeinde kurtulabilmiş. Şuan müzelerin duvarlarında olan tüm resimler Bou Meng yapmış

S-21 Hapishanesi
S-21 Hapishanesi

Bu hapishane toplamda 5 binadan oluşuyor ve her binanın işlevi farklı. Kulaklığımı ve İngilizce ses kaydını ayarladıktan sonra ilk olarak girişteki binadan başladım. Onlarca birbirinin aynısı oda ve her odanın içinde bir demir yatak. Yatağın kenarlarında işkencenin yapıldığı aletler. Bu bina tamamen devlet büyüklerine, ajanlara ya da o dönemde Kamboçya’da yaşayan yabancı uyruklu insanlara işkence ettikleri özel yerler. Her odanın duvarında ise gerçek siyah beyaz fotoğrafları var.

s-21 hapishanesiBinanın üst katlarında ise Pol Pot’un zoru ile tanımadıkları adamlarla evlendirilmeye zorlanan kadınların fotoğrafları, haykırışları, sözleri yansıtılmış. Kulaklığımda ki rehberin anlattığı hikayeler ise oldukça acı. O dönemde Pol pot kendi hakimeyetini kurduktan sonraki planlarıda uygulama koymuş. Bunlardan biriside evlilikler ve çocuklar yaptırarak popülasyonu kontrol altına almak ve böylece ülkenin geleceğide elinde olacaktı. Birbirini hiç tanımayan insanlar zorla seks yaptırılarak hamile kalması sağlanıyordu.

Bir gece yarısı zorla düğün yapıldı, 50 çift ile beraber
Bir gece yarısı zorla düğün yapıldı, 50 çift ile beraber

Burayı gezdikten sonra ikinci binaya geçtim. Burada ise o dönemde işkence gören, öldürülen herkesin fotoğrafları arşivlenmiş ve müzeye dönüştürülmüş. En acı olan ise 9-10 yaşlarında ki çocuklar. Hepsi acı içinde kameraya bakmış ve fotoğraf çektirmiş. Hapisanede kalan insanları sıralamak adına herkese yaka kartı verilmiş ve T-shirtü olmayan çocuklarına çıplak göğüslerine numaralar iğnelenmiş

Öldürülen ÇocuklarBahçeye çıktığımda kulaklığımda ses bekle dedi. Etrafına orada bir oyun parkı göreceksin, Barfisk aletleri. İşte o aletlere insanlar bağlanarak işkence edilmiş, zorla ajan ya da rejim karşıtı oldukları söyletilmiş.

Üçüncü binaya geçtiğimde ise her şeyin olup bittiği yere geldiğimi fark ettim. Burası tek kişilik hücrelerden oluşan yüzlerce hapisanenin olduğu bina. Binlerce insan çıplak, aç susuz bu hücrelerde tutulmuş. Ara sıra üzerlerine su serpiştirilerek yıkanmaları sağlanıyormuş. Ama bu durumda zaten yaygın olan hastalığın daha da yayılmasına sebep olmuş. Hiç bir mahkum yere dahi yatamıyor ayakta uyumak zorunda kalıyormuş. Çünkü uyursan ölürsün.

s-21 hücreleri
s-21 hücreleri
s-21 hücresi
s-21 hücresi

Buradan sonra dördüncü ve beşinci binaya geçtim. Buralarda ise işkence aletleri, kafa tasları ve kemikler ve dönenim fotoğrafları sergilenmiş.

Ölen ve işkence gören çocuklar
kamboçya soykırımı, Ölen ve işkence gören çocuklar

İşkence Aletleri, Kamboçya

Birleşmiş Milletlerin Avukatı Fransız

Akşam olduğunda hala gördüklerimin etkisindeydim. Eve döndüğümde Lea da evdeydi. Hissetiklerimi paylaştım, ve o akşam ilginç bir şey öğrendim. Lea, yani evinde kaldığım Fransız kız Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirilmiş bir avukat. Yani birlemiş milletler uzun yıllardır bu soykırım davasının sonuçlanması için burada bir çalışma yürütüyor. Bu oluşum suçluları yargılamak ve tarafların haklarını kazanmasını sağlamak. O dönemde yaşanan tüm acının dindirilmesi imkansız ama birilerinin bununla ilgilendiği gerçeği Khmerlileri mutlu ediyor. Üzücü olan ise Kamboçya’nın uzun yıllar Fransa sömürgesinde kalıp burayı koloni yapmaları. Yani zamanında sessiz kalan bir güç şimdi ise yargı kısmında.

Kamboçya Soykırımın Lideri yargılanıyor
Kamboçya Soykırımın Lideri yargılanıyor

Lea ve diğer avukatlar ise şuan hala hayatta kalan 2 liderin savunmasını yapıyor. Bunları öğrenince kısa süreki şok yaşadım ama hiç bozmadım ve yargılamadım. Üstüne daha da merak ederek sormaya başladım. Çünkü merak ettiğim tüm soruların cevabı Lea’da idi. Sanki hazine bulmuştum, aradığım meğerse yanıbaşımdaymış. Lea’yı biraz anlatmak istiyorum çünkü aklınıza ilk gelen kötü niyetli bir avukat olduğu olacaktır. Tabiki değil, gerçek adelet sağlanması için hukuka göre haraket ediliyor ve suçlularında bir avukata ihtiyacı var. Doğal olarak iki taraflı yürütülen bir çalışma bu. İşin ilginç tarafı ise döneme ait kanıtları bulmak gerçekten çok zor. Lea olan bitene tamamen hakim ve onu soru yağmuruna tuttum.

Neden Öldürüldüler?  Amaçlarına ulaşmak bunun başka bir yolu yok muydu? Nasıl bu kadar acımazsız olabildiler?

Lea şöyle cevap verdi ;

– Olan biten her şeyde Kızıl Khmerler bunu yan etki olarak görüyordu. Yani amaçlarına giden yolda bunun olması gerektiğine inanıyorlardı. Tek cevap bu olabilir yoksa akıl işi değil. Biz bunun paranoyak bir davranış olduğuna inanıyoruz. Yani ülkede ajan olabilecek, Vietnam yanlısı olabilecek herkes hiç düşünülmeden öldürülüyor. Baş kaldıran, okumuş hatta gözlük takan herkes aileleri ile birlikte öldürülüyor. Meslek sahibi olan herkesin öldürülmesi ise kominist rejimin bir yansıması. O dönemde herkes çiftliklerde tarlalarda çalışmalı ülkede tek bir düzen olmalı mantığı vardı. Yıllardır araları iyi olmayan Vietnam ile Kamboçya’nın sürtüşmesi zaten onlardan korkar hale getirmiş.

Ayrıca bugün gittiğin o müzede 17 bin kişinin öldürüldüğü anlatıyor ve 7 kişinin sağ çıktığını. Bu doğru değil, yani kesin kanıt bunun için. Orada öldürülen insanların fotoğraflarıda diye sergilenlerin hepsi aslında öldürülmedi. Tarlalarda çalışanların ve hapishane görevlilerin fotoğrafları da var aralarında. İşin ilginç tarafı ise liderlerin olan biteni tamamen kontrol edememiş olması. Yani işler öyle çığrından çıkmış ki, bir yandan dış güçler diğer yandan iç düşman paranoyası ile savaşıyorlar. Mesela büyük liderler tarlarda çalışan insanları ziyarete gittiğinde orada olan diğer liderler çalışanların üstlerini başlarını değiştiriyorlar ve mutlu gözükmesini sağlıyorlarmış. Öldürülen herkes vietnam yanlısı yada ajan diye itiraf ettirilip öldürüyor. Bu yüzden kimse onlara ses çıkartamıyor. 

Lea bunları anlatırken pür dikkat onu dinliyordum. Tüylerim diken diken sanki o günleri tekrar yaşıyormuş gibi hissettim. Cevabımı almıştım ” Paranoyaklık”. Her şey aslında paranoyaklaşan liderlerin yaptığı vahşice bir soykırımd

Ölüm Tarlaları

Tüm bu öğrendiklerimden sonra Phnom Phen şehrinin hemen dışında olan Ölüm tarlarına gitmek için sabah erkenden kalktım. Burası o dönemde hapishaneden işkence edilip, sorgulandıktan sonra insanların getirip aç, susuz çalıştırıldıkları yerler. Bir avuç pirinci çalmanın cezanın bile ölüm olduğu bir yer burası. İnsanlar günlerce durmadan çalıştırılıyor, bir çoğu açlıktan ve yorgunluktan ölüyor geri kalanlarla devam ediliyordu. En küçük baş kaldırmada kurşun sıkmaya bile gerek duymadan kafa taslarına bıçak batırılarak öldürülüyorlardı.

Ölüm Tarlaları, kafa tasları
Ölüm Tarlaları, kafa tasları

Diğer yandan topladıkları herkesi kamyonlarla getirip topluca öldürdükleri yerler yine buralar. Her yerde toplu mezarlar ve hale etrafta olan kemikler var. Inanılmaz ürpertici bir yer, gezerken karşınıza çıkan kemikler. Dedim ya daha çok tazen 40 yıl önceki bir soykırım bu. Müzenin girişe kocaman bir anıt yapmışlar içinde ise kemikler ve kafa tasları dolu. Oranın enerjisini hissetmek istemezsiniz.

İnsan kemikleri
kamboçya soykırımı, İnsan kemikleri
Lütfen kemiklerin üzerine basmayın
Lütfen kemiklerin üzerine basmayın
İnsanları öldürmek için kafalarını vurdukları ağaçlar
İnsanları öldürmek için kafalarını vurdukları ağaçlar
Ölen ve işkence gören çocuklar
kamboçya soykırımı, Ölen ve işkence gören çocuklar

Güney Asya’da Bir Türk Adası ; Koh Rong, Kamboçya

Türk Adası ; Koh Rong Kamboçya. Uzun zamandır seyahat ediyorum, yolda tanıştığım Türk sayısı toplasan bir elin parmağını geçmez.  Evet ! seyahat eden bir millet değiliz maalesef. Yıllarca göçebe olarak yaşam süren bizleri, yaşadığımız yerlere çakılı kalmayı başartabilmiş bir sistemin kölesiyiz. Eğer bir an önce kafamızı kaldırmazsak dünyada neler olup bittiğini anlamadan, saçma sapan nedenlerle birbirimi yiyip bitireceğiz. İşte tam bu noktada, başını kaldırmayı başarabilmiş bizlerden birilerinin hikayeleri sizlere anlatmak istiyorum, istiyorum ki bir kaç kişi dahi olsa bundan ilham alır, duvarlarını yıkar. Bu hikayeler kalıplaşmış yaşamların dışına çıkmayı başarabilmiş insanların, mutlu insanların, ‘’ Kaybettiğimiz ‘’ değerli insanların hikayeleri.

 

Koh Rong, Kamboçya
Koh Rong, Kamboçya

Burası Koh Rong adası, Kamboçya’nın en popüler destinasyonlarından bir tanesi.  Saklı kalmış ve el değmemiş plajları, partileri, bungalovları, ahşap restoran, barlarıyla; huzur ve eğlencenin müthiş dengesi. Fransa, Bulgaristan, Amerika gibi ülkelerin Survivor yarışmalarının yapıldığı bir ada burası. Bu adanın ününü, güzelliğini ben daha Tayland’da iken duymuştum.

Koh RongAma bu adaya gelmem ile beni şaşırtan başka bir şey oldu. Burası tam bir Türk adası. ‘’ Kayıp ‘’  ada desem yeridir. Ada da yaşayan Türklerin nüfusu oldukça fazla ve adanın hakimi Türkler diyebilirim. Adanın kurulmasından tutun bugüne kadar gelmesini sağlayan hep bizimkiler. Adanın elektriğinden, adaya ulaşıma kadar, İnternetinden, partilerine kadar her şeyi Türkler sağlıyor. Adada araç yok. Yollar sadece patika ve kumsal. Ulaşım uzak yerler için ise genellikle deniz üzerinden sağlanıyor.

Koh Rong, Kamboçya

Burada yaşayan Türklerin hikayeleri ise birbirinden ilginç. Tanıştığım herkesin hayat hikayesi filmlere konu olur.  30 bin liralık maaşı bırakıp bakkal çırağı olarak yaşayan adam var bu adada. Bakkaldan haraç kesecem diye jelibon alan mafya var. Aşık oldu diye ada kuran bir adam var. Gerisini varın siz düşünün. Yani sıradan insanlar yaşamıyor bu adada. Ama burada bir turist gibi gelseniz onların burada olduğunu anlamayabilirsiniz bile yani İtalya’da ki Türk köyünün, Türk kültürünün yaşandığı gibi bir yer canlanmasın aklınızda. Elbette burası Türk Adası Menemen, lahmacun, baklava, ince belli bardakta çay, rakı, tavla var. Uzun zaman sonra kendimi evde gibi hissettiğim bu adada 2 ay yaşadım. Bu adanın en güzel yanlarından birisi de gerçek bir tropikal ada deneyimi yaşatması.

Koh Rong Adasında Yaşayan Türkler ve Hikayeleri

 

Özgür Çağdaş ( Kamboçya’yı Türklere tanıtan adam, Fotoğrafçı, Yazar )

Özgür Çağdaş

Adaya gelmemin temelinde olan insandır. Neredesin dedim, Koh Rong dedi. Bekle geliyorum dedim. Geliş o geliş. Müthiş bir adam. 1 aydır beraberiz, hatta hemen yan bugolovda kalıyor komşuyuzda. Bilirsiniz işte tuz var mıydı acaba, annem sarma, dolma yapmış muhabbetleri.


Fotoğrafçı, Videocu iyi çeker. Türkiye’de çok az insanın başardığı bir hayat tarzını yaşamayı becerebilmiş bir insandır. Çalışkandır. İyi kafa açar, yorum yapar sorgular, çok şey öğretti sağolsun. Uzun zamandır bir kitap yazıyor, merakla bekliyorum neler çıkacak.

Takip Etmek İsterseniz : Dünya Bir Masaldır



Bora Abi (
Adanın kurucusu, sahibi, babası, her bir şeyi )

Bora Abi

İşte ! asıl anlatılması konuşulması gereken insan budur. Tüm bu anlattığım hikayenin baş kahramanıdır. Kendisi hakkında yazmamamı istese de az biraz anlatmak istiyorum. Buradaki bir çok işletmenin oluşumun sahibi, patron yani. Patron diyince aklınıza ne geliyorsa, gelmesin. Unutun tüm o gelenleri. Adaya ilk geldiğİm zamanlarda daha yeni yeni insanlarla tanışıyorum, arada ‘’ Bora ‘’ ismi geçiyor ama o kadar. Bir gün Coco’da oturdum yine yazılarımı yazıyorum, masaya biri geldi oturdu. Atletli, shotlu, terlikli yüzü gülen hafif tombiş bir abi. İngilizce ‘’ Nasılsın ‘’ dedi. Bende  Türkçe ” Türksün abi”, dedim. Sen nasılsın ne yapıyorsun diye gülüştük. Aradan yarım saat felan geçti epey muhabbet ettik. Tam masadan kalkıyordu  bu arada ben Bora ‘ dedi. Şak diye kaldım. Zaman yavaşladı, düşünceler anlamsızlaştı, konuşulanları felan düşünüyorum her şey saçma geliyor. Nasıl yani ? Tabi ben bu tepkileri verene kadar çoktan gitmişti. İlk böyle tanıştım. Adada kaldığım süre boyunca neredeyse her akşam sohbet eder olduk. Akşmları restorana geliyor  uyumadan önce mutlaka kitap okuyor. Gündüzleri çocuklarının elinden tutup sahilde koşturuyor, kimse umrumda bile değil. Burada yaşayan yerliler dahil olmak üzere herkesin gözünce  ‘’ Abi ‘’ olarak anılması aslında bir çok şeyi açıklıyor. O kadar çok insana yardım etmiş ki kimle tanışsam sohbet biraz derinleştiğinde ‘’ Sağolsun Bora ‘’ lafı geçiyor. Neyse çok konuşursam bana kızar, söz verdim 🙂


 


Arda Çelik
(
Aşçı)

Arda Çelik

Adanın en genci, daha 19 yaşında. Benim ise adada kaldığım süre boyunca en yakın arkadaşım oldu. Çocukluğunda yaşadıkları bir çok acı tatlı olaylar silsilesi onu beslemiş. Yaşıtlarına göre oldukça olgun ve ne yaptığını bilen birisi. Herkes onu kardeşi gibi görüyor, bu kadar güzel insanın arasında gençlik yıllarını geçirdiği için aslında çok şanslı. ’ hayat hikayesi ‘ diyemem ama bu yaşta yaşadıkları yazmaya değer. Turizm lisesinden aşçı olarak mezun olmuş. Uzmanlık alanı tatlı. Türkiye’de katıldığı yarışmalarda ciddi deceler almış. Bir çok okulda ücretsiz okuyabilecekken, Türkiye’de eğitim almayı reddelerin arasında girmiş.


Arda Çelik
-Türkiye’de Eğitim mi?  Hıh.

Sonra ise kendini Kamboçya’da bulmuş. Bir süre yaşayarak öğrenmek için geldiği Koh Adasında el atmadığı mutfak dalı kalmamış. Aslında bu hikayenin arkasında ailesi var. Annesi, ablası, abisi çok başarılı aşçılar. Yani aile komple aşçı. Annesi ile beraber 1,5 yıl önce buraya gelmişler. Şimdi bir çok tatlı bir mekanları var. Adada ekmek, simit yapan olmayınca arda olaya el atmış. O yüzdendir adı adada simitçi diye anılıyor. Biraz daha burada yaşadıktan sonra Dünya’nın en büyük aşçılık okulu olan Le Cordon Bleu’da okumak istiyor.


Ersel Çatalkaya ( Türkiye’de 30 bin lira maaşı bırakıp Kamboçya’da bakkal çırağı olarak yaşayan adam )

Kaptan, Ersel ÇetinkayaEfsane bir adam. Kaptan, yıllardır gemi ile bir sürü ülkeye uzun yolculular yapmış. 30 bin lira maaşı varken işi gücü bırakmış Kamboçya ya gelmiş, şimdi burada bakkal çırağı olarak yaşıyor. Muhabbeti sohbeti tatlı, abi gibi abi. Bakkalın önünde sabahladığımız geceler, partilerden daha fazladır. Hayat dolu bir insan, hakkında daha fazla merak ettikleriniz sizi röportajına alalım. Kaptan !


Maji ve Zeliş (  Hippie çift, Dj, Sinema )

Maji ve Zeliş

 

Adanın en güzel çifti. Bir insanın güzelliğini ürettiklerinden anlarsınız. Bunlar kullandığı sözler olabilir, el yeteneği, sanat, ses diye uzayıp gider. Eğer ortaya çıkan şey başarılı ise orada sevgi vardır.  İşte bu iki insan için hissetiklerim. Coco’nun ( Coco’nun neresi olduğunu aşağıda anlatacam ) üst katında bir bar bölümü daha var. Daha sakin bulduğum için yazılarımı yazmaya buraya geliyordum. İlk dikkatimi çeken şey ise oranın dekorasyonu oldu. Öyle güzel dekor etmişler ki, bırak orada oturup bira içmeyi, yaşarsın. Bende orada iken bir kaç sefer Maji ile sohbet etme şansı yakaladım. Aslında böyle bir şey yapmak Zeliş’in hayaliymiş. Kendiside ona yardım ediyor, sevgiyle aşkla yaptıkları ise ortaya çıkanlardan belli. Maji ise Dj, hatta ünlü dj. Türkiye’deki Ayata festivalini felan düzenleyen insan. Dünyanın bir çok yerinde yaşamış. Hindistan, Fas gibi ülkelerde olan hikayelerini nefesimi tutup dinledim. Şimdide bu adada partilere gidip arada Dj’lik yapıyor.


 
Hamza Abi (Bakkaldan haraç diye Jelibon alan mafya )

Hamza Abi

Harbiden mafya. Zamanında sağlam çalışmış İstanbul Aksaray benden sorulur diyor. Bu adada ise dönerci, partilere gidip döner yapıyor. Ot satıyor para kazanıyor. Arada da kafası atarsa ona buna dalaşıyor. Bakkaldan haraç diye jelibon alıyor, birayla jelibon yiyor. Böyle bir mafya. Adada sevenide var korkanı da nefret edenide var. Ben sevdim. Daha adaya gelirken botta tanıştık. Hikayesini ilk o zaman dinledim. 30 yıl hapiste yatmış bir insandan bahsetiyorum. Nasıl bir hayat hayal edebiliyor musunuz? 3 adam öldürmüş, uyuşturucudan da yargılanıyor. Bu adaya da kaçmış diyebilirim. Merak etmeyin, ben yazıyorum diye kimse gelip yakalamaz onu. O işler öyle kolay değil. Neyse benim için asıl ilginç olan ise o30 yıllık süreçte yaşadıkları oldu.

Hamza Abi dövmeVücudunda ki dövmelerin hikayeleri zaten her şeyi anlattıyordu. Hapishanede nasıl dövme yapabilirsinki? Bunun makinası var, iğnesi var, mürekkebi var. Hadi iğneyi buldun mürekkebi nasıl bulacaksın? diye sordum.

Aynen şöyle cevap verdi.

– Bizim zamanımızda radyolar vardı, onların içini açar motorunu sökerdik bazen motorlu diş fırçaları gelirdi onlarında motorlarını sökerdik. İşte o motorlarla  mürekkebi yavaş yavaş derinin altına işlerdik.

Mürekkebi nereden buldunuz abi?

-Kendimiz yapıyorduk, Kanla yaptık, bunlar hep bizim kendi kanımız. Sütle karıştırıyorduk donmasın diye…


 

Hikmet Amca ( Gizemli Adam )

Hikmet Amca

Ancak filmlerde görebileceğiniz bir adam. 65 Yaşında hayatı hepimizden hızlı yaşıyor. Dünyanın bir çok farklı yerlerinde uzun yıllar yaşamış. Fas, İsrail, Amerika, İtalya bunlardan sadece bir kaç tanesi. Bol bol seyahat ediyor. Daha geçenlerde kalktı Filipinlere sevgilisinin yanına gitti. Aslında gitmiş haberim yok, mesaj attım abi nerdesin diye Filipinlerdeyim dedi. Yılda 65.000 mil yol yapıyor. Bir çok uçak firmasında önceliği var. Kaç dil biliyosun soruma cevap vermesede onu ingilizce, İtalyanca, ispanyolca konuşurken bizzat şahit oldum. Dünyanın en zengin adamlarıyla ahbap, kimlerle oturup kalkmış anlatsam diliniz uçuklar. Şimdiye kadar gördüğüm en zeki adamlardan biri. Her sabah kalkıyor spor yapıyor, denize giriyor. Bir sabah onu uzaktan uzun uzun izledim. Üzerindeki yaşanmışlıkları izledim, yaşadıklarını…


Mert Eren ( Gurme )

Mert Eren

İşte adaya ” Lost ” adası dememin nedenlerinden birisi daha. Sanal mutfak Mert desem kimler tanır ? Mert abi. Yıllardır yemek kitapları yazmış, yemek programları yapmış, Türkiye’nin en iyi gurmeleri Vedat Milor gibi insanlarla Dünya’nın bir çok lezzetlerini keşfetmiş bir insan. Adaya geldiğinde 130 kiloymuş ne kadar yemekle içiçe olduğunu siz düşünün, şimdi 90 kiloya kadar düşmüş. Adada uzun süre kalmamı sağlayan insanlardan biridir kendisi. Çok güzel muhabbet eder, iyi iletişim kurar, anlatmayı ve dinlemeyi sever. İşinin ehli olduğu konularda adada başaralı. Karşı tarafta olan Koh Rong Semloem adasında bir mekanı var. İskele üzerinde, mavi süslemeriyle tatlı bir yer. Ayrıca adadaki bazı işletmelerde yöneticilik de yaptı, şimdi şirketin reklam kısmında yer alıyor. Arada akşamları yakalarsam soru yağmura tutuyorum, sağolsun sıkılmadan anlatıyor. Bir çoğumuz bilmez ama lösemi hastaları için #saçımsaçınolsun adlı proje bir proje var. Mert abi de bunun için uzun zamandır saçlarını uzatmış, geçenlerde bağışlamak için kestirdi. Farkındalık, sosyal sorumluluk aslında böyle bir şey.


Serkan abi ( Coco’nun yöneticisi, Hava Fotoğrafçısı )

Serkan AbiAdaya geldiğimde ilk selam verdiğim insandı. İyi insandır o sana her konuda yardımcı olur dediler bende gelip onu buldum. Geldiğimde Coco’nun resepsiyonuna bakıyordu şimdi Coco’nun yöneticisi oldu. Peki sen bu adaya nasıl düştün abi dediğimde altından çıkan hikayeler ise yine bambaşka. Serkan abi profesyonel hava fotoğrafçısı, yıllardır dünyanın bir çok yerinde freelanse olarak çalışmış, gezmiş. Dubai’de çok ünlü insanların fotoğrafçılığını yapmış. İşinin aşığı bir insan. Fotoğrafçılığın yani hakkını veren insanlardan. Bende merak ettim ve sordum.

Peki abi neden onu yapmıyorsun da şuan burada yöneticilik yapıyorsun? diye sorduğumda ise şöyle cevap verdi ; Eğer sevdiğin bir şeyi sürekli ” para kazanmak için ” yaparsan artık o seni sıkmaya başlar. Fotoğraf benim için çok değerli, ondan sıkılmak istemedim bu yüzden bir süre ara vermek istedim. Bence herkes hayatında böyle aralar vermeli. Dedi.


Settar Abi ( Yogi, Boksör, Kitap )

Settar AbiGüzel sorular güzel cevaplar demektir, işte bunu öğreten insan. Dünya’ya bakış açısı bir çoğumuzdan farklı. Settar abi benim gözümde canlı bir Kitap , al karşına oku eğer okuyabilirsen. Kendi iç yolculuğuna yıllar önce çıkmış, Hindistan ve Nepal’de uzun süre yaşamış. Meditasyon ve yoga üzerine eğitimler almış zaten bu ülkeleri söyleyince nasıl bir yaşam tarzı olduğunu az çok anlamışsınızdır. Asıl mesleği Boksörlük yani uzun yıllar maçlara çıkmış sonraları ise boks hocalığı yapmış. Kanada, Amerika, İsrail gibi ülkelerde devlet adamlarının ve ünlülerin yakın korumalığı yapmış. Paris Hilton beni şaşırtan isimlerden biriydi. Kanada’nın en ünlü hapishanelerinden birinde 6 ay ’yaşamış’.   Adada olduğum süre boyunca ‘’ doğru ‘’ soruların ne denli hayatımı etkilediğini fark ettiren insan. Ne zaman Coco’nun üst katına çıksam terastan uzun uzun denizi izliyor. Elinde de mutlaka paylaşacak bir şeyi…


Doktor Deniz 

Doktor DenizAdanın doktoru, İlk uzaktan gördüğümde Sagopa Kajmer demiştim. Uzun boylu kirli sakallı karizma bir adam. Daha sonra farklı ortamlarda sohbet etme şansı yakaladım. İstanbul’daki hayatından sonra Yıllarca İsveç ve Danimarka’da yaşamış. Yıllar önce tatil için Koh Rong adasına geldiğinde çok sevmiş buraları. Şimdi kardeşinin ( Pınar abla ) açtığı mekan ile beraber burada yaşamaya başlamış. Aslen Osmaniyeli, ailenin bir kısmı da Adanada yaşıyor. Bunları duyunca zaten mutlu oldum, ‘ memleketli ‘ damarlarım kabardı. Böyle başarılı insanlar aramızda değil işte, tanımıyoruz bilmiyoruz bu insanları. Ülkenin şuanda olduğu ‘’ Durum ‘’ bu ve bunun gibi güzel insanları ülkemizden gitmesi için yeterli oluyor işte.


Ömer Çatal  (Adanın Partilerini Düzenleyen İnsan)

Ömer AbiAdanın en eskilerinden hatta kurulumunda beri adada olan o günden beri adadan ayrılmayan insan. 5 yıldır burada Ömer Abi ve şuanda polis beach partilerini düzenliyor. Abisinin ( Sakıp abi ) bir çok işletmesi olmasına rağmen hala çalışıyor, yani istese yer içer yatar hiç bir şeye karışmaz. Öyle bir insan değil, kendi Bir polis beach partisi sabahı kumsalda uyanıp denize girdim. Denizin ortasında şişme bir bot vardı içinde de bir kaç tane insan kafaları güzel geceden kalmalar. Atladım bende bota uyanmaya çalışırken Ömer abi elinde koca bir çantayla geldi. Hepimize bira felan verdi ilk orada tanıştık. Sonraları arada bira içerken sohbet ediyoruz Coco’da. 


Bahadır Yel

Bahadır Yel

Türkiye’de lüks içinde yaşayabilecekken ’ Tıkandım ’ diye yola çıkan insanlardan. Türkiye’de 35 den fazla aile işletmeleri olmasına rağmen burada barmenlik yapıyor. Ailesinden bir kuruş bile destek almadan kendi halinde yaşıyor. Daha mutluyum diyebildiği için bu yaşamı seçmiş. Aslında o da bir gezgin, belki yakın zamanda yine yola çıkarım Güney Amerikaya yol alırım diye iç geçiriyor. Çok saygılı ve cana yakın davranışları onu çevresinde sevilen biri yapmış. Bazı akşamlar ben, Arda, Baha barda oturup tattı tatlı sohbet ediyoruz. Hazırladığı güzel kokteylleri söylemeden edemezdim.


Kıymet Anne

Kıymet AnneInanılmaz bir insan. Hayat hikayesini dinleyince Adada yaşayan insanlar hakkında yazı yazmaya ilham veren kişidir. Bu yüzden en son yazmak istedim.

İlk defa Koh Rong Adasından karşı ada olan Samloem’e geçtiğimde Mert abi ; Seni bir yere götüreceğim, bakalım beğenecekmisin dediğinde böyle bir yere geleceğim aklımın ucundan geçmezdi. Kıymet Anne ve Arda, yerlilerin arasında kendileri emek emek yaptıkları çok tatlı bir mekanın sahibiler. İlk geldiğimizde bize bir Türk kahvaltısı yaptılar. Tadı damadığımda kaldı, o kadar lezzetliydi ki unutamadım. Koh Rong Adasına terkar geçtiğimde aklım orada kaldı. Arda ile iletişim halindeydik, bir gün Arda Koh Rong adasına geldi, beraber bir kaç gün zaman geçirdikten sonra onların mekanın olduğu Samloem adasına geldik. Her gün müthiş kahvaltılar, akşamları pizzalar, gözlemeler yiyorduk. Öyle güzel misafirperverlik yaptıklar ki bana adada geçirdiğim en güzel günleri hep bu yemeklerle anacağım.

Peki Kıymet Annenin Hikayesi Nedir?

Kıymet anne, Çanakkalede doğmuş büyümüş. Gençliğinde çok güzel kadınmış. Eşi ile tanışmış ve evlenmiş. Uzun yıllar Almanya’da yaşamış. Almanya’da yaşarken kuaförlük yapmış, ana dili gibi Almanca biliyor. Daha sonra Türkiye’de yaşamaya başlamışlar. Mutfakla arası hep iyi olan Kıymet anne en büyük oğlu turizm okulundan mezun olunca onu Avurtusal’da bir aşçılık okuluna göndermiş. Mezun olduktan sonra atlayıp yanına gitmiş. Orada açtıkları bir restoran kısa bir sürede Asya’nın en iyi restoranı seçilmiş. Kendisinin lezettli elleri ve oğlunun bilgisiyle birleşince ortaya böyle bir başarı çıkmış

Arda ve İkbalDaha sonra sıra diğer çocuklarına gelmiş, Yurt dışında alternatifler ararken Kamboçya’yı keşfetmişler. Koh Rong hikayeside tam burada başlıyor işte. Kıymet annenin kızı, oğlu ve kendisi 6 ay kadar bir süre ana karada yaşamışlar. Sonra Bora abi (adanın kurucularından) Kıymet anneyi ve ailesini keşfetmiş ve Koh Rong adasına davet etmiş. Burada iskelenin hemen üzerine bir Buffalo adında restoran inşaa etmişler ve en ince ayrıntısına her şeyi kadar kendileri yapmış. Daha sonra Aşçı, şef, yönetici olarak burayı işletmişler. Kızı orada yönetici olunca, Kıymet annede orayı ona bırakmış. Yorulmuşluğun da etkisiyle biraz da dinlenmek, kafa dinlemek üzere hemen karşı ada olan Koh Rong Samloem adasında şuanda işlettikleri yeri satın almışlar. En küçük oğlu Arda ile beraber 1 yıl boyunca burayı rayına sokmuşlar. Adada en güzel pizza yapan yer ve kahvaltısı ile ünlü yer diye anılıyor. Bende Onu tanıdığım için o kadar mutlu oldum ki, umarım bir gün yollarımız yine kesişirde bana yaptığı iyiliği ödeyebilirim.

Blue Quay


Koh Rong Adasının Sosyal Sorumluluk Yüzü

Bu ada turistik olmadan önce balıkçı köyleriymiş. Şimdi o köylerin insanları turizm ile canlanan adada kendine daha kaliteli bir yaşam kurmuşlar. En azından daha sağlıklı su bulabiliyorlar ve turizmden kazandıkları ile yaşamlarını daha iyi sürdürebiliyorlar.

Koh Rong, KamboçyaDaha önce adadan ana karaya giden sadece bir tane bot varken şimdi neredeyse adada yaşayan her yerlinin kendine ait bir teknesi var. O dönemde hastalanan çocukları yada acil bir durumda olan çaresizliği düşünün. Bu yüzden bu adanın kurucularına ve bugüne gelmesini sağlayan insanlara minnettarlar. Yani bizim Türklere. Normalde böyle bir yazı yazmam güçtür. Rant derim, çıkar derim, iş, para derim. Belki bir çoğunuzun aklından geçmiştir bunları okurken. Ama öyle değil. Tüm bunların temelinde gerçek bir aşk hikayesi var. Türk Adası kurulmaya başlandığı ilk günle beraber burada yaşan çocuklar için okul inşaa edilmiş. Gönüllü olarak dersler verip, yemekler yapmışlar. Sabah güneşin doğmasıysa beraber önlüklerini giyip okula giden minikleri gördüğümde hissettiğim duyguları anlatamam.

Koh Rong, KamboçyaAdada kaldığım süre boyunca köyleri bende ziyarete gittim öyle sıcak kanlı cana yakın insanlar ki. Çocuklarla hemen arkadaş olduk koştuk, eğlendik beraber. Beni ne zaman görseler üstüme atlıyorlar, omzuma çıkıyorlar.

 Khmerler, Kamboçya


Koh Rong Adası Gezi Rehberi


Koh Rong Adası Yerlileri


 

Kadınları Diri Diri Yakma Gelenegi: Sati, Hindistan

Sati Geleneği, Dünya turumda Hindistan benim için bir çok nedeniyle dönüm noktası oldu. Bunlardan bir tanesi de Hindistan seyahatim boyunca öğrendiğim ve daha önce hayatımda duymadığım ilginç bilgilerdi. Hindista’nın bir birinden faklı o kadar çok gelenek var ki, Racastan bölgesinin ünlü şehirlerden biri Udaipur’da Couchsurfing üzerinden tanıştığım Hintli bir arkadaşımdan bunları dinlerken film izliyormuşum gibi hissettim.

Sati Geleneği, Hindistan

Bir kültür yahut din her ne derseniz diyin kadını aşaladığı taktirde saygı duyulacak bir tarafı kalmamıştır benim nazarımda. Bir kadını yakmak ne demek yahu ! Hem de diri diri, sırf kocası öldü diye, sırf toplum tarafından kötü gözle görülüyor diye bir kadını diri diri yakmak ! İşte Hindistan’daki Sati geleneği tam olarak da bu. Bu geleneğe göre bir kadın, kocası ölse dahi onu mutlu etmesi gerekir. Dul kalmak sanki ayıp bir şeymiş gibi kocasının ölümünden hemen sonra intihar etmesi beklenir yada kocasıyla beraber yakılır. Ölü yakma kültürünün bulunmadığı bazı toplumlarda kocasıyla beraber canlı canlı gömülür. Bu geleneğin diğer bir adı da devanagari. Aslında bu kültürde sadece kadının yanması gerekmez, eşi dostu, akrabaları, sadakatını kim göstermek istiyorsa canlı canlı yanarak bunu gösterebiliyor.

 

Varanasi, Ganj nehri kenarında yanan bir beden. Yasak olmasına rağmen gizlice çektiğim bir fotoğraf.
Varanasi, Ganj nehri kenarında yanan bir beden. Yasak olmasına rağmen gizlice çektiğim bir fotoğraf.

 

Hinduizmin yaşandığı bir çok önemli yerde de sati geleneği görülmüş. Bali ve Nepal Hindistan’dan hemen sonra geliyor. 17 yüzyıl sonralarına doğru bu geleneği engellemek için bir çok girişimler yapılmış, Hindistan’nın İngilizler tarafından sömürü olduğu dönemde yasa dışı olarak ilan edilmiş, Kimi krallar da çocuklu dulların yakılmasını yasaklamış ama bir türlü önüne geçilememiş. Şuan da hala Hindistan’nın Racastan bölgesinde yapılmakta ve binlerce kadın yanarak ölmekte.

Hindistan’ın bundan başka yine birbirinden ilginç gelenekleri var. Bunlardan bir kaçı ise şöyle ;

  • İntihâr 
  • Kızları Köpekle Evlendirme
  • Kurbağaların Evlendirilmesi
  • Çocukları Yüksekten Atma

 

Varanasi, Hindistan’nın Kutsal Şehri ve Ölü Yakma Törenleri

Varanasi, Hindistan’nın kutsal şehri. Hinduizm inancına göre Varanasi’nin koruyucu tanrısı Şiva Vishwanat’ın şehri de denilebilir. Öylesine kutsal bir şehir ki Hindularca burada ölmek insanı boyuttaki en son zirve olarak görülüyor. Aslında şehri kutsal yapan Ganj nehri. Himalayalardan doğan ve 2500 km sonra Varanasi üzerinden geçen bu nehirde yıkanmak Hinduizm inancına göre tüm günahlarından arınmak demek. Hindular, öldükten sonra nehrin kenarında yakılması ve vücutlarının her bir tanesinin tekrar doğaya karışması için küllerinin nehre bırakılması hayatlarındaki istedikleri son dilek. Varanasi, 2500 yıldır hac için gelinen ve dünya üzerinde eşi benzeri olmayan bir yer.

Varanasi gibi bir yerin atmosferini gezdiğim başka hiç bir yerde hissetmedim. Bildiğim tüm duygular adeta birbirine karıştı. Acı, hüzün, umut gibi daha çok matem havası içinde, sisler altında bir nehir hayal edin. Nehrin kenarlarında çok eski hindu evleri ve tapınaklar. Nehirde yüzen sandallar. Nehrin hemen karşı tarafında ise uçsuz bucaksız boşluk. Nehrin içinde yüzen/yıkanan ve dua eden turuncu çarşaflı insanlar. Etrafta dolaşan ve yakılmak için odun parası dilenen yaşlı Hindu amcalar. Hemen her yerde yanan ateş ve ateşin altındaki insan cesetleri…

Varanasi, Ganj nehri kenarında yanan bir beden. Yasak olmasına rağmen gizlice çektiğim bir fotoğraf.
Varanasi, Ganj nehri kenarında yanan bir beden. Yasak olmasına rağmen gizlice çektiğim bir fotoğraf.

Gece saat 3’e geliyordu Varanasi tren istasyonuna geldiğimde. Her zaman ki gibi tren istasyonunu ev yapmış insanlar yerlerde uyuyorlar, bütün köşe bucak kapılmış. Kafalarının altına koydukları bohçaları dışında altlarında başka bir şey yok. Onları ezmemek için üstlerinden atlayarak istasyonun dışına çıktım. Haritaya baktım nehre 12 km uzaklıktayım. Bu saatte otostop çekemem, yürümek içinde oldukça uzak bir mesafe. İki seçeneğim var ; ya istasyona dönüp sabahı bekleyecem yada bir tuktuk ile gidip gün doğumunu nehrin üzerinden izleyeceğim. Gözüme kestirdiğim bir tuktuk şöförü ile 50 rupiye anlaştım. Zor ikna ettim ama başardım. Yolda giderken gün batıma daha var, çay içer misin diye sordu. Tabi, olur dedim. Ara bir sokağa girdik önce sol sonra sağa tekrar sol yaptı. Her yer karanlık, hava serin, yollar çamurlu ve pislik içinde. Önünde sarı bir ışık yanan bir yere gelince durduk. Tüm tuktukcu abiler ve esnaflar gün başlamadan burada çaylarını içiyorlar. Bizim tuk tuk şöförü gitti iki tane çay aldı geldi. Bu çaylar bizim bildiğimizden biraz farklı sütlü ve bol şekerli. Kiremitten yapılma huni şeklinde küçücük bardaklarda veriyorlar. İçtikten sonra bardağı atıyorsun. Ben saklamak için çantama koydum. Tekrar yola koyulduk, 20 dakika sonra bir yere geldik. Ara bir sokaktı, bir motorun anca sığabileceği kadar küçük bir yer.

Tuk tuk şöförü ; Geldik. dedi. Burası mı? dedim. Evet burası. Dedi. Etrafıma baktım nehiri göremiyorum, emin misin? Dedim. Kafasını sağa sola sağa salladı, o ünlü kafa haraketini yaptı yani. Neyse dedim bundan sonrasını ben bulurum. Parasını verdim çay için teşekkür ettim. Ayrıldık.

Haritaya baktım, GPS nehrin hemen kenarında gösteriyor. Bir binanın arasından aşağıya inen merdivenler gördüm. Sanırım nehre gidiyordur dedim ve karanlık merdivenlerden inmeye başladım. Binanın içinden çıkar çıkmaz karşımda kocaman Ganj nehri beni selamladı. Güneş doğmak üzere etrafta kızıl-sarı bir ışık hakim. Arkama baktım, bina sandığım yer meğerse tapınakmış. Tapınağının hemen önünden yaklaşık 50 basamak daha merdiven nehre kadar iniyor. Sağ tarafımda turuncular içinde 25-30 tane çocuk yoga yapıyorlar hocalarıyla beraber. Telefonumu çıkardım, uzun uzun oturdum onları izledim, bir kaç tane de fotoğraf çektim. Arkama baktığım da ise güneş nehrin üzerinde yükselmeye başlamıştı.

Gün Doğarken, Varanasi
Gün Doğarken, Varanasi

Güneşin doğmasıyla beraber nehir kenarlarında yürümeye başladım. Nehrin bazı bölümlerinde insanlar günahlarından arınmak için banyo yapıyorlardı. Bu yıkandıkları bölüme Ghat diyorlar. Ghatlar nehre doğru inen merdivenlere deniyor aslında. Neden böyle olduklarını sorduğum da ise Ganj nehrinin yıl içerisinde yükselip alçaldığı için belli seviyeleri olması gerektiğini söylediler. Bu merdivenlerin yani Ghatların bazıların da ise ölü yakma törenleri yapılıyor. Benim olduğum yerde iki tane bunun için yer vardı. Bana yakın olana doğru yürümeye devam ettim. Nehir boylu boyunca Ghatlarda yıkanan insanlar, yoga ve meditasyon yapan insanlarla doluydu. Sağdan soldan inekler çıkıyor onlara ise kimse aldırmıyor. Bazı kısımlarda ise insanlar çamaşırlarını yıkıyor. Ne kadar garip bir değil mi? Bir nehir, hayatın tam merkezinde. Doğarken, yaşarken ve ölürken…

Varanasi, Hindistan
Varanasi, Kadın dua ediyor ve nehirde yıkanıyor

20 dakikalık bir yürüyüşten sonra tonlarca odunun üst üste yığılı olduğu bir yere geldim. Burada yerlerde uyuyan insanlar ve dilenen insanlar vardı. Bir kaç yaşlı amca gelip benden para istedi, olmadığını söyledim gittiler. Bu amcalar yakılmak için odun parası topluyorlarmış. Çünkü Ganj nehrinde yanmak her ne kadar kutsal bir olay olsada aslında zenginlerin yapabildiği bir şey. En az 300 kilo odun gerekiyor ve o özel odunun kilosu 3 dolar. Ayrıca bunun yıkanması ve diğer tören merasimleri de var. Doğal olarak inançlı ve fakir yaşlı amcalarda para toplayarak bunu yapmak istiyorlar.

Odunların hemen arkasında yükselen dumanları gördüm, yaklaştığımda ise bir ceset cayır cayır gözümün önünde yanıyordu. İlk başta tuhafıma gitsede atmosferin verdiği bir his ile alıştım ve izlemeye devam ettim. Elimde telefonu gören bazı adamlar gelip beni uyardı, fotoğraf çekmenin yasak olduğu söyledi. Cebime koydum, diğer Ghatları ziyaret etmeye devam ettim. Varanasi’de yakılmak ruhun tekrar dünyaya gelmesine engel olmak demekmiş. Kimi yerlerde nehrin üzerinde yüzen cesetler vardı. Onları neden öylece bıraktıklarını sorduğumda ise ölünce yanmaması gereken bir grup olduğunu öğrendim. Bebekler, hamileler, bazı din adamları, günahsız kabul edilenler, birde yılan ısırması, böcek sokması ile ölenler yakılmıyor. Onlar sarıp sarmalanıp öylece suya bırakılıyor.

Yanma merasimin yapıldığı yerden nehrin diğer tarafına doğru yürümeye başladım. Ganj nehri boylu boyunca tapınaklar, tanrılar ve kutsal saydıkları bir çok obje ile dolu. Bu kadar uzun süredir hac yapılan yere sanırım her gelen kendi tanrısını getirip bırakmış dedim. Yürümeye devam ederken 17-18 yaşlarında bir hintli çocukla tanıştım. Olan biteni birde ona anlattırdım. Sen inanıyor musun diye sorduğumda güldü. Nehri gösterdi, bu kadar pis suda yıkanıp temiz olmayı bekleyen insanlara inanıp inanmadığı mı soruyorsun, yoksa Hinduizm’e mi diye sordu. Sustum.

Hayatımda gittiğim en sıra dışı yer ; Hindistan, Varanasi

144 Tavsiye ile Hindistan Gezi Rehberi

 

 

 

İran’da Ayine Katılmak

İran ’a geldiğimizde kendimizce az çok plan yapmıştık. Tabi plana dahil olmayan bir çok şeyin de bizi yolda beklediğinden şüphemiz yoktu. Tahran’nı gezdikten sonra akşam üstü otostop ile İran’nın güneyine doğru yola çıktık. Bir araba aldı bizi tam nereye gittiğini anlamasakta atladık arabaya. Qom diye bir şehre gidiyormuş. 2 Saat sonra şehre vardığımızda bizi yol kenarında bıraktı gitti. Akşam olmuştu bizde başladık sokakta yürümeye bilinmeze doğru. Muharrem ayından dolayı sokakta İlahi çalıp, çay dağıtan bir sürü yer var. Bir tanesine gittik çaylarımızı içerken projektöre yansıtılan videoyu izlemeye koyulduk. Videoda bir dünya  insan var kendilerine vurarak ibadet ediyorlardı. Biz orayı izlerken bir adam yanımıza geldi, birer tane şeker verdi bize. Hafif şişko, yerel takım giymiş, güler yüzlü Pala bıyıklı bir abi. Kendini tanıttı adı Hasan imiş. Aşıkmış kendisi. Yarım ingilizce yarım Türkçe birazda Güler yüzüyle, arkasını göstererek burda bir yerim var buyrun gidelim diye teklif etti. O sırada bizi merak eden çoluk çocuk ne kadar kişi varsa hepsi etrafımıza toplandı.

” Hello, hey !! Where are you from! Welcome to İran!  ” Sesleri geliyor her taraftan.

Yaklaşık 20 kişi olduk bir anda, birisi çay getiriyor diğerleri bisküvi ikram ediyor derken Hasan abinin yerine çıktık. Hasan çok mütavazi bir insan, bize kendi ses kayıtlarının olduğu CD’lerden verdi. Sohbet ederken, başka bir adam aç mısınız diye sordu, mırın kırın ederek evet dedik.

Azeri Türkçesiyle

tamam hadi gidek mescide, sineye vurak sonra aş yerik. Dedi

Birbirimize baktık, Tamam deyip düştük abinin peşine. Ara sokaklardan geçip epey büyük ama bir o kadar zifiri karanlık bir mescide geldik. İçeriden ağlama sesleri, Hasan Hüseyin, Kuran sesleri geliyor…

İçeri girdik, hafif bir mor ışık var. Sessizce karanlık mescidin arka saflara geçip yan yana oturduk. Ağlaşmalarını izleyip mikrofonla birşeyler okuyan adamı dinlemeye başladık. Ortam gittikçe ilginç ve ürkütücü olmaya başladı. Bir süre sonra herkes birden bire ellerini yumruk yapıp ritmik bir şekilde göğüslerine vurmaya başladı. İlk başka anlamadık ama ortama uyum sağlamak adıma bizde aynısını yapmaya başladık. Bir yandan korkuyoruz, bir yandan da gülüyoruz halimizie.  Ritim gitgide arttı, hızlı ve sert vurmaya başladılar. Bir yandan cıs tak cıs tak beatbox sesi bir yandan kuran okuyan adam, diğer yandan hüngür hüngür ağlayarak kendini yumruklayan cemaat…

İçeride ki ortamdan çekebildiğim tek fotoğraf
İçeride ki ortamdan çekebildiğim tek fotoğraf

Yaklaşık yarım saat böyle devam etti. Sonra birden bire herkes soyunmaya başladı. T-shirtleri çıkardılar bu sefer çıplak vücutlarına vurmaya başladılar. Göz göze baktık Bestami ve Oktay abiyle, ve bizde t-shirltleri çıkarıp kendimize vurmaya başladık. Çok farklı bir boyutta ibadet ediyorlar, ediyorduk. Bir süre yükselen ritimle beraber ayağa kalktık. Hem ağlayıp hem kendilerini yumruklayan insanlarla çember yaptık. Ortam zifiri karanlık arada bir mor ışık yanıp geri gidiyor, etrafta 50 tane çıplak adam çember olmuş tuhaf tuhaf sesler çıkartıyor. Aynı anda bağırarak kendimizi yumrukluyoruz. O gün oradan çıkınca İslam bu mu diye bir kere daha sorguladım.

Uzun süre unutamadığım anılarımdan bir tanesidir.

İran Gezi Rehberi ve Tavsiyeler

Neredeyse Parasız Dünya Turu

Ben Emre, 22 yaşındayım ve yaklaşık 7 ay önce Dünya Turu‘na çıktım. Uzun zamandır yaşadığım hayatı, sahip olduklarımı, tutkularımı ve hayallerimi sorgularken kendimi bu yolda buldum.

Şimdiye kadar 26 ülke gezdim ve bu yazıyı hayalim olan Phi Phi Ada’sının manzarasında yazıyorum.

Eminim bir çoğunuz ” Parasız Dünya Turu ‘mu olur yahu ” deyip bu yazıyı okumaya koyuldunuz. Bunu başardım ve artık nasıl para biriktirmeden de çok az bütçeyle dünya turu yapılır bunları paylaşmak istiyorum.

Gerekli Malzemeler; Tutku, Merak, Biraz Cesaret ve İyi dostlar

Dünya Turu‘na çıkmak diyince binlerce liran olması gerektiğini düşünürsün, aslında bu düşüncenin nedeni iki temel kavramı iyi anlamamaktan kaynaklanıyor

Turist Olmak” ve “Gezgin   Olmak

Bu iki kavram benzerlik göstersede tamamen birbirinden farklı olgulardır. Parasız Dünya Turu nasıl yapılırı anlatmadan önce bu kavramları iyi anlamak gerekiyor.

Turist olmak turizm dünyasının üzerine kurulmuş bir düzenin parçası olmak demektir. Genellikle yıllık izinde bir kaç yer göreyim diye tatile çıkan insanları buna örnek verebiliriz. Bunlar için herşey planlıdır. Otel rezervasyonları önceden yapılır, uçak bileti alınır, turlar planlanır ve gün gelince herşey olması gerektiği gibi olur ve biter.

Bunlar iki şekilde katagoride edilir macera tatili veya dinlenme tatili. Evet turist olmak için çok paraya ihtiyacınız var. Bu kısım bizi ilgilendirmiyor.

Peki Gezgin olmak ne demek?

Bunun tanımını yaparak ahkam kesmek bana düşmez, ama şunu söyleyebilirim ki gezgin olmak hem fiziksel hemde ruhsal olarak yolda olmak demektir. Daha sen yola çıkmadan, Sırt çantası alıp yola çıkma düşüncesiyle beraber ruhsal/iç yolculuk başlar , sonra ise onu fiziksel yolculuk takip eder.

Bu yolculukta İnsan gezersin, farklı Kültürler tanırsın, farklı coğrafyalar ayak basarsın, dünyanın en güzel günbatımını/doğumunu izlersin, binlerce hayat hikayesi dinlersin. Tanımadığın insanlar sana yardım eder, sen onlara yardım edersin, Aşık olursun, büyük resmi görürsün, gerçekte sahip olduklarını bilir değer verdiklerini bilirsin, özlersin, kendini tanırsın, ufkun açılır, daha yaratıcı olursun, amaçların ve hayata dair hedeflerin dahada netleşir, iyilik güzellik ve sevgi kavramlarını dibine kadar yaşarsın! Dostlar edinirsin, yalnız seyahat etmenin inanamaz hafifliğini hissedersin. Hayatında hiç eğlenmediğin kadar eğlenir, gülmediğin kadar gülersin, Mutlu olursun!

turistmisin-gezgin-mi

Sırt çantanı alıp yola koyulmak için bekliyor musun hala? Bırak bahanelerini eğer arkada bakacağın çoluk çocuk bir aile yoksa diğer herşey kariyer, okul, iş hepsini senin yarattığın kafandaki engeller olduğunu bil ve bir daha düşün…

Her yiğidin yoğurt yemesi farklıdır o yüzden Gezginlikte kendi içinde ayrılır. Karakterine, isteklerine, hayat tarzına göre şekillenir. Binlerce dolar harcayarakta gezgin olunabilir.

Dünyayı gezmek kolay bir iştir, Zaman’ı ve parası olan herkes bunu yapabilir. Eğer yukarıda anlattığım içtenliğe çoktan sahip olduğunu düşünüyorsan, yani hazırsan o zaman bunu Nasıl Parasız Dünya turu yaparsın onları anlatayım.

Ama ondan önce ortalama bir bireyin İstanbul gibi bir şehirde yaşadığını varsayarak nasıl bir hayat şartlarının olduğunu ve temel ihtiyaçlarını göz önüne alalım.

Bir kere düzenli olarak mutlaka çalışmak zorundasınızdır, ve aileninizin desteği sizin masraflarınızı karşılayama yetmez. Türkiye’de ortalama bir aile ne demek hepimiz biliyoruz. Peki neden çalışıyoruz?

Tabi ki en azından temel ihtiyaçları karşılamak için, eğer kendi eviniz yok ise sağlam bir kira ödüyorsunuzdur, her gün yemek yapmak yada dışarda yemek zorundasınız bunun yanı sıra Doğaz gaz, Elektrik, Su, internet faturası var ayrıca ” Şehir yaşamına ayak uydurmak ” adına her zaman yeni ve temiz kıyafetleriniz olmalı kafanıza göre giyinip hippie gibi gezemezsiniz, toplum sizi kabul etmez. Kişisel eşyalar ve ev eşyalarına giremiyorum bile. Haftanın 6 günü çalışıp düzenli olarak işe gitmek zorundasınız bu işçide olsanız, müdürde olsanız aynı. Her gün birde ulaşım masrafı var. Aylık masrafı hesaplabildiniz mi?

Böyle bir düzenin içerisinde yaşıyorsan bunları kabul etmişsin demektir. Hayatınız da tanıdığınız kaç insan Freelense çalışıyor/çalışabiliyor?

İşte tamda bu noktada sormak istiyorum, Sırt çantasını alıp yola çıkan bir insanın yukarıda bahsettiklerimden kaç tanesini zorunluluktur? Cevap vereyim ; 3

  1. Konaklama
  2. Ulaşım
  3. Yemek

Gezerken Para Kazanmak

Dünya’yı parasız gezmek ile parayı yolda kazanmak farklı kavramlardır. Daha önce Nasil Yolda Para kazanilir anlatmıştım. Özet geçmek gerekirse yetenekli olduğunuzu düşündüğünüz her alandan para kazanabilirsiniz.

Gezerken Yapabileceğiniz Birbirinen Havalı 33 İş

Sokak showları bunlar için en güzel örnektir. Yahut müzik yaparak bunu sağlayabilirsiniz. Bileklik satarak, fotoğraf çekerek, resim çizerek para kazanabilirsiniz. Ben bunların hepsini yaptım. Eğer hiç bir yeteneğiniz yok ise bir kartona gezgin olduğunuzu yazıp yemek ihtiyacınız olduğunu belirtmeniz epey ilgi çekecektir ve Dünya’nın neresinde olursanız olun bunun işe yaradığını göreceksiniz. Dünyada hala iyi insanlar var.

snapseed-5

Anlattığım bu yöntemlerle para harcamak zorunda olduğunuz konularına halletmemiş olursunuz. Benim şimdiye kadar nasıl para kazandım?

Fotoğraf çekerek 
Bileklik satarak
Blog Yazarak (Şuanda okuduğunuz blog)
Hostel’de Çalışarak
Parti öncesi tanıtımlar yaparak (Hindistan Goa, Tayland Phi Phi)

Ülkeler arası geçişte Vize ücreti veya Ada ülkelerine uçmak durumunda kaldığınızda uçak bileti ücretini bu şekilde çıkarmanız mümkündür.

Parasız Nasıl Yemek yenilir?

Bu anlatacaklarım her zaman olmayacağı gibi benim tavsiyem yemek için para harcamak olacaktır.

Parasız yemek yemenin bir kaç yolu var

Bazı zamanlarda Klise, tapınak veya düğünlerde ücretsiz yemek dağıtılır.

Mc donals, Burger King, Subway gibi yerler akşam kapatmadan gün içinden arta kalan yemekleri paylaşmadan zevk duyarlar. Bunlar artık değil normal yemeklerdir. Genellikle hatalı sipariş gibi durumlarda kenara konulur. Eğer durumu biraz daha abartırsak, bunun gibi yerlerde insanlar yemedikleri yemekleride yiyebilirsiniz. Ben bundan gocunmam hemde faydalı bir iş yapmış olunur.

Herhangi bir restorana kendinizi tanıtıp yemek istediğiniz taktirde, en fazla 3. Denemenizde yemek bulabilirsiniz.

Peki gezdik tozduk  birde bunun müzeleri var, ünlü turistlik yerler var oralara Nasıl parasiz girilir onu anlatayım.

Bu yazımda Dünya’nın en büyük Hindu tapınağına Nasıl kaçak girdiğimi anlattım.

Orman ve Benzeri yerler; Bazı  ünlü turistlik yerler, Sigirya Kayası gibi (Sri Lanka) ormanın içindedir ve çok büyük bir alana hitap ettiği için heryerini kontrol etmek mümkün değildir. Arka tarafından ormanın içine girerek, 30 dolarlık bilet ücretinden kurtulabilirsiniz.

Bir şeyler uydurarak; Müzelerin önüne gelerek, içeride bir eşyanızı unuttuğunuzu söyleyerek girebilirsiniz. Bu şekilde bir çok müzeye girmişimdir. Daha önce girmiş birinin biletini alarak bunu yapmak en sağlıklısı olacaktır. (paranız varsa satın alın, bunları yapmayın!)

Çıkıştan girmek; Bira müzeleri gibi müzeler (Caisberk – Danimarka) girişi çıkışı farklı noktalardadır. Çıkış kapısından girerek müzeyi geçebilirsiniz.

Durumu anlatmak; Kapıda duran güvenliğe durumunuzu anlatıp, içeri girmeyi gerçekten çok istediğinizi ama paranız olmadığını söylediğinizde içeri girmeniz mümkündür. Defalarca girmişimdir.

Bazı yerlere duvardan atlayarak girmişidir, bu gireceğiniz yerin ciddiyetine bağlı. Yakalanma durumundaki doğabilecek riskin büyüklüğüme bağlı. Şimdiye kadar hiç bir sorun olmadı.

Dünya’da Bedava Olan diğer şeyler de var; Su, Deniz, Doğa, Sokaklar, Nehir, Şelaleler…

2- Yazının ikinci BölümüParasız Nasıl  Konaklama Yapılır?

3- Yazının Ucuncu Bölümü – Parasiz Nasil Ulasim Yapilir?

Hindistan Trenin’de bir seyyah | Yol Günlükleri

​Tren yolculuklarında hep kitap okumayı hayal eder,
Her seferinde müzik dinleyerek uyuya kalırım.
Trenin ritmik sesi, sallanışı beşik gibi uyutur adamı.
Bir de cam açıksa püfür püfür eser rüzgar deme o zaman keyfime.
Sabah olur
Güneşin doğuşunu izlersin elinde seyyar satıcıdan aldığın sıcacık kahve ile.
Bir bakarsın yağmur yağar,
Camdan aşağı süzülen damlaları seyredersin, sarılırsın battaniyeye.
Her durakta başka başka yüzler görürsün.
Tren bir dolar, bir boşalır.
Birbirinden farklı anlamadığın konuşmalara ortak olursun
Ellerinde eşyalarla satış yapmaya çalışan insanlar gelir geçer.
Bir bebek ağlar, bazende iki yaşlı adam düet eder sabaha karşı.
Çok kızmazsın ama, biri yeni geldi, diğeri anca gider
Tren gibi hayatta gelir, geçer…Hindistan'da Tren Yolculugu

Dünyanın en gizemli yeri | Sentinel Adası

Hindistana geldiğimden hep süprizlerle karşılaştım, onlardan biriside böyle bir adanın varlığını ve insanlarını keşfetmem oldu.

60.000 yıllık geçmişe sahip olduğu düşünülen Sentineller suların çekilmesi ile beraber afrikayı ilk terk eden insanlar olarak biliniyorlar. Tamamen ilkel olarak yaşıyorlar hiç bir teknolojiden haberdar değiller. Dünyanın en izole topluluğu olarak anılıyorlar.

Hindistanın doğusunda Andaman adalarına yakın Sentinal adasında yaşayan bu insanların nüfusu yaklaşık 300 kişi. Şimdiye kadar bir çok iletişim kurma girişi yapılmasına rağmen hiç birisinden olumlu sonuç alınamamış. Oraya giden kimse geri dönmemiş, iletişim kurmak isteyen herkesi öldürmüşler. 2004 yılında Tusunami’den sonra Hindistan hükümeti hala orada olup olmadıklarını öğrenmek ve iletişim kurmak adıma bir helikopter elçi gönderdiğinde ateşli oklarla helikopteri düşürmüşler. Daha sonra Hindistan hükümeti tarafından adaya gidiş yasaklanmış. Bu durum bir şekilde Tusunami’den haberdar olduklarını ve bu şekilde bunca yıldır korunduklarını gösteriyor. Kulağa oldukça vahşice gelsede bu kadar yıldır varlıklarını izole bir şekilde sürdürebilmeleri bunu gerektiriyor.

Bende onların bu davranışına ne kadar saygı duysamda içten içe nasıl yaşadıklarını merak ediyorum.
Belki cesur bir arkadaş çıkar da hadi beraber şu adaya gidelim der 🙂

  

213 ülke, yüzbinlerde şehir, sayısız dil ve dinin olduğu ve 7 milyar insanın yaşadığı yeryüzünde aynı anda neler oluyor?

Hiç düşündünüz mü şuanda, tam da siz bu yazıyı okurken dünyanın dört bir köşesinde neler olup bitiyor?

  • Bir yanardağ patlıyor belkide yıllar sonra
  • İki dost karşılıklı çay içiyor 
  • Denizin dalgaları kıyıya vuruyor
  • Yeni bir bebek daha dünyaya geliyor
  • Dünyanın bir ucundan güneş batarken diğer ucundan doğuyor
  • Soyu tükenmekte olan bir fok balığı sırf derisi için öldürüyor
  • Bir insan daha hayatını kaybediyor
  • Bir kadın yüksek sesle kahkaha atıyor
  • Kimseden habersiz Aşk acısı çekiyor bir insan 
  • Arabadan çıkan egsoz gazları ozon tabakasındaki deliği büyütüyor 
  • Bir adam camide namaz kılıyor
  • Dünyanın en kuzeyinde büyük buz parçası daha kopuyor denize doğru
  • İşinden yeni çıkmış bir sürü insan trafikte bekliyor
  • Bir orman daha yangına feda oluyor
  • Dünyanın güney yarım küresinde insanlar denize girerken kuzey yarım küresinde kar yolları kapatıyor
  • Bir inşaat işcisi nasır tutmuş elleriyle yöğmiyesini alıyor 
  • Bir clup’te sarhoş olmuş gençler dans ediyorlar
  • Sosyal medyada Aynı anda binlerce fotoğraf paylaşılıyor
  • Asyanın güneyine yağan muson yağmurlar ülkeyi sel altında bırakırken, Afrika kıtasında susuzluktan bir çocuk ölüyor
  • Bir kadın bir adama aşık oluyor
  • Bir adam tekerlekli sandalyesi olduğu için şöförüne otobüsün arka kapıyı açmasını rica ediyor
  • Bir evsiz çöplerden aldığı bidonları satıyor 
  • Bir asker yanık sesiyle şarkı söylüyor gece nöbetinde
  • Bir kadın Hapisanedeki kocasından bir mektup alıyor
  • Bir banka soyuluyor
  • Fotoğraf makinasını silah sanan bir kız çocuğu ellerini havaya kaldırarak ağlıyor
  • Bir devlet adamı sırf kendi çıkarları için halkına açtığı savaşda masum bir ailenin ölümüne neden oluyor
  • Bir Arkadaş grubu Cafe’de oturup sohbet etmek yerine internette geziyorlar
  • Doğum günü partisinde bir pastanın mumları yanıyor 
  • Bir kadın eşi tarafından dayak diyor sessizce çığlık atarak
  • Konser alanında bir adam su satmaya çalışıyor
  • Bir adam kendi büyüttüğü domatesleri toplayıp eşine veriyor
  • Küçük bir kız kafasını cama dayamış hayal kuruyor
  • Bir üniversiteli vizelere çalışamadığı için sınava gitmiyor
  • Müziği değiştirirken önünde aracı görmeyen bir şöför kaza yapıyor 
  • Rezidansın 38. Katında takım elbise giymiş adamlar tarafından bir dosya daha imzalanıyor
  • Pilot yolcularına iniş anonsu yapıyor
  • Uyuştucu almış bir adam bad tribe gidiyor
  • Bir adam uyuyor
  • Norveçli bir çocuk evinin penceresinden Kuzey ışıkları izliyor
  • Yol yapmak için emir verilen orman arazisinde bir ağaç daha kesiliyor
  • Bir kadın ve bir adam sevişiyorlar
  • Bir trenin penceresine ateş böceği içeri gidiyor
  • Kilisenin papazı öğüt veriyor
  • Bir taksi şöförü diğer taksi şöförüne korna çalarak küfür ediyor
  • Bir grup insan denizi kirlettikleri için çanlar eşliğinde denizden özür diliyorlar
  • Deniz manzaralı bir balık lokantasında sadece çatal ve bıçak sesleri geliyor
  • Bir adam, kadına seni seviyorum diyor
  • Bir çocuğun bisikletin tekeri patlıyor
  • Okyanusun fazla çekilmesi binlerce balığın ölümüne neden oluyor
  • Köy okulunun kardan dolayı yolu kapandığı için tatil ediliyor
  • Bir kadın otobüsün en arka koltuğunda kitap okuyor
  • Sabah güneşi sokakta uyuyan bir adamı uyandırıyor
  • Bir baba eve giderken çocuklarına çikolata alıyor
  • Yaşlı bir kadın ameliyat masasında öylece yatıyor, vücuduna açılan deliklerden habersiz
  • Sinemanın arka koltuklarında iki liseli öpüşüyor
  • Bir aile evde hep beraber yemek yiyor
  • Bir gazeteci daha tutuklanıyor…

Dünya Turu 104. Gün | Hindistan