Dünya Turu 59. gün | İstanbul’dan Tahran’a Otostop

PAYLAŞ

Öğleden sonra saat 3’e geliyordu. 2 gündür Balat’ta Harun’nun evinde kalmıştım. Kapıyı çektim son bir kere daha çantamı kontrol ettim pasaportumu yokladım, çünkü o oradaysa gerisi çokta mühim değidi.Telefonumda bir kaç cevapsız çağrı ve mesajlar vardı, Bestami ve Sümeyye’yi epey beklettim sanırım. Sırt çantamın bel kemerini sıkıp hızlı adımlarla ana yola yürüdüm buradan otostop çekip Eminönün’e geldim. Şehir içi otostop’un en kolay olduğu yerdir haliç kıyısı, hiç yolda kaldığımı hatırlamıyorum. Nereye diye soran amcaya Hindistan’a diyince biraz afalladı. O şokunu atlatana kadar ben arabadan indim zaten. Sümeyye Galata manzaralı çimlerde oturmuş beni bekliyordu. Hemen kalkmak yerine biraz konuşalım, son kez istanbul manzarasını izleyelim dedik ve oturduk bir mühlet. Sonrasında Bestamiyle buluşup İstanbulda ki son bir kaç işimizi yaptık. Dürüm Yemek, kapalı çarşıda İsveç kronu bozdurmak, aşı olmak vs.

Uzun otostop yolculuğu başladı böylece.
Oktay abi ve İbrahim beraber gidelim diye çamlıca gişelerinde bizi bekliyorlardı. Bizde bir iett otobüsüne atlayıp oraya vardık. İstanbul’dan Ankara yönüne gitmek için en iyi nokta burasıdır. Amacımız hep beraber Anlaraya gidip orada bir gece Ekrem abilerde kalmaktı. Selamlaşmamızdan sonra elimi kaldırdığım ilk tır durdu. 4 kişi bir tıra atladık. Gayet şanslı başlamıştık, şansımıza öyle kafa dengi birine denk geldik ki yaklaşık yarım saat sonra viskiler çıktı ortaya,muhabbet derin, kafalar hafif çakır keyif kahkahalarla boluya kadar geldik.
Abi burda uyumak isteyince, bizde yola devam edip tekrar otostop’a koyulduk. Elimi kaldırdığım ilk araç yine durdu. İki kişi alabileceğini ve Ankara’ya gittiğini söyleyince Oktay abi ve İbrahimi onlarla gönderdik. Bizde yola devam edip uzun süre otostop çektik, sonunda bir Metro Turizmin otobüsüne gittik ve yolda kaldık bizide Ankara’ya atarmısın deyince aldı yaşlı şöför amca kıramayıp aldı bizi.

Saat gece 3’e geliyordu ve Ankara da öyle bir yerde inmiştik ki otostop mümkün değil. Gecenin bir yarısı köpeklerin kediyi parçalamasını izledikten sonra aynı köpek bizede saldırdı. Bizde çantalarımızla savuşturup hızlı adımlarla yolu takip ederek uzaklaştık. Çok geçmeden yanımıza bir taksici durdu, bizde durumumuzu anlatıp otostop çektiğimizi söyledik. Gelin sizi şehir merkezine götüreyim dedi. Şansımız yine döndü, önce otobüse sonra taksiye otostop çekmiştik. Bizi bıraktığı yer Ekrem abilerin evine yarım saatlik yürüyüş mesafesinde bir yerdi. Yolun karşısına geçip bomboş Ankara sokaklarında yürüyorduk ki refleks olsa gerek araba sesini duyunca elimi kaldırdım. Birde önümüzde ne dursun. Tek kapılı spor bir Porshe. Bestamiyle birbirimize baktık , yok artık deyip atladık tek kişilik koltuğa ikimiz birden. Boş caddeleri fırsat bilip gecenin 4’ünde 250 km hızla uçak gibi gidiyorduk. Abimiz mafya babası gazino sahibiymiş sağolsun bizi evin önüne kadar bıraktı.

Ekrem abilerde bir gece dinlendik. Güzel bir kahvaltıdan sonra yol için alışveriş yapıp son dakika saat 6 da kalkacak olan Kars trenine binmeye karar verdik. 4 kişi 3 tane bilet alıp Sivasa kestirdik. Tren yataklı kuşetli yani tam keyf treni. Günler sonra trenle yolculuk yapmayı özlediğimi fark ettim. Hatta öyle bir duygu ki trene binince evimde gibi hissettim. Bence dünyanın en güzel yolculuğu tren yolculuğudur.


Sabaha karşı Sivasa gelince kondüktör bizi indirmek için kapıya dayandı, bizim inmeye hiç niyetimiz yok gideceğimiz yere kadar gitmek istiyoruz, ne kadar uyuyor numarası yapsakta uyandırdılar bizi. Biz de tren durunca iniyor gibi yapıp koltuklu bölüme geçtik. Burada da yaklaşık 2 saat için içinde kovalamacan sonra Sivas – Divriğin’de trenden atıldık. İyikide atılmışız, burası sivastan tamamen bağımsız, insanı insan bir köy. Özellikle Divriği Ulu Cami hakkında öğrendiklerim beni net bir şekilde büyüledi. Bu caminin kapısındaki her motifin bir anlamı var ve her şey o kadar ince düşünülmüş ki gördüğüm en iyi osmanlı eserlerinden.

İşte o muhteşem güzelliğin içinde kendimi kendim gibi hissetmemin fotoğrafı ve o muhteşem mimarisi …

image

imageDevam edelim… 

Divriği coğrafi konum olarak oldukça sapa bir yerde, buradan Erzincan üzerinden Ağrı’ya gitmemiz gerekiyordu fakat yolda geçen araba görmek neredeyse imkansızdı. Saatlerce bomboş yolda otostop çekmek için bekledik, sonunda bir araba geldi ama bizi görünce korkup gaza iyice yüklendi. Bizimde keyfimiz yerinde tabi, ne zaman sıkıntımız var ne de bir yere yetişmek için acelemiz. Oturdum bir kavak ağacının altına, ağzımda bi ot parçası geveleyip dururken. Bir araba daha geldi. Bizimkiler konuşuyordu hiç kalkmadım yerimden sonra Emre koş diyince dedim sonunda bulduk bir araba. Karayolları arabası çalışanlarda yolları kontrol ederek gidiyorlar. Araba pikap olduğundan arka kısmına geçtik. Soğuk bizi epey yordu üstüne birazda ıslandık. Zara’ya kadar geldik yol kenarında soba yanan küçük bir yerde gözleme açan teyzeyi görüce birer tane yiyelim istedik hemde ısınmış oluruz.
Burası Sivas’tan Erzincan yönüne giden ana yol üstünde bir şehir. Yol kenarında otostop çekerken üstümüze araba sürdü dilgil herifin teki arkasından epey giydirdik tabi kulağını çınlattık. Ardından Van’a giden bir otosbüs durdu. Otostop çektiğimizi anlattık ve bizi Erzincan’a kadar bırakabilir misiniz diye rica ettik. Atlayın ! Dedi. Erzincan otogara indiğimizde hepimiz söylene söylene ” of be ne yordu otobüs bizi ” oldum olası otobüs yolculuklarından nefret ettim. Bedava olsa dahi!
Otogardaki restorandan ekmek istedim, sağolsun kırmadı iki ekmek domates biber verdi. Akşam yemeğinide aradan çıkarmış olduk. Otogarda biraz dinlendikten sonra tekrar yola çıktık, Erzuruma giden bir tır alırsa yata yata gideriz düşüncesiyle bir iki saat otostop çektik. Bir araç durdu, ve Üzümlü’ye kadar gidiyoruz diyince bizde bindik. Bu biraz riskliydi çünkü orası neresi bilmiyorduk ve gidemezsek şehre geri dönememiz mümkün olmayabilirdi. Bu riski göze aldık ve Üzümlü yol ayrımına kadar geldik. Uzun bir süre gerçekten de kimse almadı. Murat bir şekilde öğrenmiş o taraflarda olduğumuzu, hemen aradı ve tamda otostop çekmeye çalıştığımız yerde arkadaşının olduğunu ve arabasıyla gelip bizi alacağını söyledi. Biz şanslı değiliz de neyiz şimdi ! Numan geldi aldı bizi, evde harika yemekler, güzel bir misafirperverlik bizi karşıladı. Buranın lezzetli üzümünüde yemeden gitmek olmaz. Ayrıca burada üzümleri lezzetli yapan şey insan gübresiymiş. Bunuda ilginç bir bilgi olarak yazdım bir köşeye.imageişte bilmediğimiz o Üzümlü.

Ardından…
Sabah Numan bizi yol ayrımına kadar bıraktı. Hemen ilk otostop çektiğimiz araç durdu. Duran caner abi, burada şantiyesi varmış. Yolda bir sürü hikayesini dinledik, sonra bizi iş yerine götürüp güzel bir kahvaltı ısmarladı. Yol hep süprizlerle dolu, öyle güzel hikayeler dinledim ki ufkum açıldı resmen. Caner abi kahvaltıdan sonra bizi yola tekrar bıraktı. Çok geçmeden arkası açık bir pikap aldı, Erzuruma gidiyormuş. Biraz rüzgar yesekte çok keyifli bir otostop yolculuğu oldu. Erzurum şehir merkezine kadar bıraktı bizi.
Erzurum bizi yordu. İnsanlarıyla iletişim kurmak oldukça zor oldu bizim için. Neyseki işlerimizi halledip akşama doğru yola koyulduk. Erzurum tabelasını geçince bir oh çekmedim değil.
Yoldan otostop çektiğimiz bir içki toptancısının minibüsünde iki kişilik yere üst üste 4 kişi binmeyi başardık. Uzun bir yolculuktan sonra, Erzurum’un ilçesi olan Horosan da bıraktı bizi. Gece olunca buradan tırlar, arabalar ağrıya gitmeye korkarmış terör olaylarından dolayı. Hatta bakkalda sohbet ettiğimiz çocuk şöyle dedi.

-Siz nereye gidiyor, teklikelidir ha orda devlet yoktur.

Dedim ki

-Ankara’da var da ne oldu?
Uzun bi aradan sonra bir araba durdu Ağrıya gidiyormuş. Atladık hemen arbaya, ve başladı ünlü teröristlerin yol kestikleri yerler. Öyle ziviri karanlık yerlerden geçiyoruz ki korkmamak elde değil. Zaten yol boyunca araba bir sessizlik hakimdi sanki her an bir şey olacakmış gibi. Neyse ki sağsalim Ağrı merkeze geldik. Bizim amacımız doğu beyazıta gitmek olduğundan tekrar otostopa devam edip gecenin bir yarısı Doğubeyazıt ilçesine vardık. Burda daha önceden konuştuğumuz, bizi evinde misafir edecek bir arkadaşımız vardı. Doğruca onun evine gittik. Evde bizden önce Couchsurfing ile gelen Arjantin’li bir çift vardı. 7 yıldır birlikte seyahat ediyolarmış ve bizim şuanda gideceğimiz rotadan geliyorlar. Blog isimlerini ve Facebook’larını aldım takip etmek keyifli olacaktır.

Sabah kalkıp güzel bir sucuklu yumurtalı kahvaltıdan sonra İshak Paşa Sarayı’nı görelim diye çıktık dışarıya. Uzunca bir yol ve tam karşı tepeye kurulmuş İshak Paşa Sarayı her zaman ki gibi şehrin en güzel yerini kapmış. Saraya doğru yürüyoruz görünen köy kılavuz istemez misali, derken bir tekkeli motorun arkasında buluyoruz kendimizi, ardından bizi saraya kadar çıkartan misafirperver Ağrı halkınım bağrından kopup gelmiş cevdet amca alıyor. Sarayda deli divana gibi koşturuyoruz, ordan oraya CS onar gibi zıplayıp dururken Bestami
Hadi tepeye çıkalım diyince hemen sarayın arka tarafında urartulardan kalma kaleye çıkıyoruz. Eğer yolunuz düşerse buraya, kalenin hemen arkasından biraz dikçe olan kayalıkları tırmanın ve İnanılmaz güzel Ağrı Dağı manzarasının tadını çıkartın.

image
Yağmur bulutların geldiğini görüp hızlı adımlarla şehre gidiyoruz, yolda yağmura yakalanıyoruz tabi suyumuz çıkıyor. Evde biraz kurulanıp eşyaları topladıktan sonra ana yola çıkıp Sınır kapısına otostop çekiyoruz. 4 kişi otostop çektiğimizden bağaj yine bana kalıyor, ufak tefek bir şey olduğumdan bağaja atıyorlar beni. Sınıra geliyoruz, oldukça sakin görünüyor. Passaportlarımıza damgamızı yiyip İran tarafında türk tırlarına otostop çekiyoruz. Henüz şebeke varken Annemi, ve sevdiğim bir iki insanı arıyorum.

İran tarafı biraz garip, yaya yolu yok sadece tırlar için geçişler var bizde yoldan yavaş yavaş yürüyoruz. Sonunda arka arkaya durmuş iki tane türk tırı bizi alıyor. İbrahim ile oktay abi diğer tıra, Bestamiyle bizde bir tıra biniyoruz. Tır Tebrize kadar gidiyormuş. Ben arka tarafa geçip yatıyorum hemen. Bir yandan Recep amca ile muhabbet edip diğer yandan bu yazıyı yazıyorum. Öyle bilgiler, deneyimler var ki recep amcada 2 yıl Afganistan’da yaşamış, 1 yıl fasta yaşamış ve birçok ülkenin kültürünü “özünü” iyi biliyor. Bir kaç saat sonra bir restorana çekiyor bize güzel bir yemek ısmarlıyor. Yanında da Pipi marka iran kolasıyla. İranda gece 12’den sonra tırların yolda olması yasak olduğundan Recep amca siz üst koltukta uyuyun ben aşdadakin de , sabah yola devam ederiz diyor. Bizde ayıp olmasın, rahatsızlık vermeyelim hem bizi götürüyorsun üstüne yemek ısmarlayıp tırda yatırıyorsun desekte o galip çıkıyor ve tırda sabahlıyoruz. Sabaha karşı, uyanıyorum karşımda güneşin mükemmel doğuşuyla. Recep amcada keyifçi yapmış kahvesini inmiş aşağıya Sigara içerek gün doğumu izliyor. Sessizce yanına gidip, anın büyüsünü bozmadan

– Günaydın Recep amca

– Günaydın, iyi uyabildin mi?

– Evet, iyi dinlendim. Güneş çok güzel değil mi…

– Sabahları keyfim bu benim, sigara kahve, güneş…

image

Bir önceki yazım olan Dünya Turu 54. Gün | Hazırlık ve tahmini rota 2 başlıklı makalemde dünya turu, dünya turunda ikinci yarı ve emre durmuş hakkında bilgiler verilmektedir.

PAYLAŞ
Önceki makaleSokak Sanatı Bubble ( baloncuk ) yaparak para kazanmak
Sonraki makaleDünya Turu 65. Gün | İran yol günlüklerim (1.bölüm)
Herkesin bir hayat hikayesi vardır ve bu yolu bireyin kendisin çizdiğine inanırım. Bende kendi hayat hikayemi yazmak, kalıplaşmış yaşam tarzlarından dışarı çıkmak istedim. Istanbul’da ki 3. Yılımın sonlarına doğru önce yaşadığım evdeki tüm eşyalarımı satıp hiç bir şeye sahip olmama duygusunu yaşadım. Daha sonra ise okulumu ve işimi bıraktım. Şimdi bir sırtçancam ve ben dönüşü belli olmayan bir dünya turundayım.

1 YORUM

  1. Emre,

    Seni ve Bestami’yi kıskanarak takip ediyorum. Böyle trenlere kaçak binmek yerine kondüktör veya 3. makiniste gidip, Abi biz dünyayı dolaşan Türk gezginleriz İran’a gideceğiz bize yardımcı olur musunuz deseniz EMİN OLUN size yardımcı olurlar. Defalarca trene biletsiz binip bunu söyleyerek kurtuldum. Size tavsiyem bunu yapmanızdır. 🙂

BİR CEVAP BIRAK