Bisiklet ile İnterrail yapmak

 

Avrupa’nın tüm ülkelerini hiç bir ek ücret ödemeden ( rezervasyonlu trenler hariç) sadece bir biletle gezebildiğin İnterrail bileti size başka bir olanak daha sunuyor. 

” Bisiklet ile interrail seyahati ”  

Bir şehri keşfetmenin en güzel yoludur bisiklet ile gezmek. Özellike avrupa ülkeleri bisiklet cenneti olduğundan bunu yapabileceğiniz yegane yer burasıdır. Hiç bilmediğiniz sokaklarda keşif yapabilir yada şehrin diğer ucunda ki bir yere çok kısa zamanda ulaşabilirsiniz. Metro kullanmak yerine şehri hissederek gezmek, görerek gitmek çok daha keyiflidir bisiklet ile.

Rail planer uygulamasından hangi trenlere bisiklet koyabileceğinizi görebilirsiniz. Genellikle bisikletiniz için 5-10 € gibi ücret talep ederler.

Bisiklet ile İnterrail

Amsterdam, Hollanda
Amsterdam, Hollanda

Peki ücret ödemeden bisikletimle trene binip, gezebilir miyim?

Evet. Bisikletiniz için ücret ödemeden trene binmek istiyorsanız şu adımlara dikkat etmelisiniz.

1- Bisikletinizi trene koyarken bunu kondüktör görmeden yapın sonra normal yolcuymuş gibi bir yere geçip oturun. Bisikletin kimin olduğunu anlamayacaklardır.

2- Rail planer’de yeşil olarak gösterilen hatlar ücretsizdir.

3- indirirken sormazlar. Norveç’ten İstanbula 10’dan fazla trene binerek hiç bir bisiklet ücreti ödemeden geldik.

 

Not : Bisiklet kilidiniz, ön lambanız mutlaka olsun. Diğer profesyonel bakımlara ihtiyaç duymuyorsunuz çünkü sadece şehir içi kullanıyorsunuz.

Türkiyede Otostop çekmenin en kolay olduğu 10 şehir


1- Ankara

Ankara’nın çevre yolları her zaman bizi istediğimiz yere çıkarmıştır. Ankarada istanbul yönüne giderken Ol… Alışveriş merkezinin önünde bekleriz en fazla 5 dakika sonra tek atış istanbul arabasındasın. Samsun veya Konya yönü içinse mutlaka birisi sizi alır ve yol ayrımına kadar bırakır. Çevre yolu avantajı olan bir şehir.

2- Mersin
Sahil şehri olmasından dolayı otostopa çok elverişli kavşakları vardır. Yollar genelde sakin olduğundan şöförün sizi süzmesi ve güvenip alması bu açıdan önemli bir avantaj. Akdeniz insanın sıcaklığını burda hissediyoruz.

3- Hatay
Otostop şehir içinde dahi kültür halini almıştır. El kaldırmasanız bile birileri nereye gittiğinizi sorup size yardım etmek isteyecektir. Demirçelik sanayi bölgesi olmasından dolayı tır ve kamyonların uğrak yeri olan Hatay’dan Türkiyenin her yerine otostopla gidebilirsiniz.

Otostop_yolgünlükleri

 

4- Konya yolu
Düz ve etrafından yerleşim yeri olmayan bir yol olması sizi gören şöförlere gerçekten bir yerden bir yere gitmek isteyen otostopçu izlenimi vermektedir. Bu yolda tırcılardan yana şansınız çok.

5-Rize
Otostopçuların Ayder yaylası tutkusu üzerine epey bir otostopçunun akınına uğramış halk buna alışageldik bir şekilde kendi kültür haline getirmiştir. Karadenizde genel olarak otostop kolaydır ama Rizede diğerlerinden daha çabuk haraket edersiniz. Öyleki Ayder yolu kavşağında durupta yaylaya çıkamayan yoktur.

image

6-Bolu
Bolu insanı tam bir anadolu insanıdır. İnsanları birbirine sonuna kadar güvenir ve kapılar asla kitlenmez bu şehirde. Böyle bir kültüre ve insana sahip olan bir şehirde hayliyle otostopçuyu yolda bırakmaz.

  • 7-Adana
    Tamamen çevresine doladığı otoban yollarıyla, Akdeniz havası birleşince çok güzel bir otostop şehri oluyor. Anadolu’dan Akdeniz’e Doğudan Güneye adana üzerinden rahatlıkla geçebilirsiniz.

8-Antalya ilçeleri

Antalya merkezden şehir dışına çıkmayı başardıysanız artık çok daha kolay yol alabileceksiniz demektir. Sahil yönünden her iki tarafa da limanı geçtikten sonra insanları sizi daha rahat farkettiği göreceksiniz. Olimpostan, Adresan gibi yol ayrımlarında ikinci bir otostola tüm sahillere inebilirsiniz.

Emre durmuş Hasan bedir ezgi küçük
Yılın otostopu kemerde bir kepçenin kepçesinde 4 km yol gelmiştik

9-Eskişehir

Öğrenci şehri olan bir şehirden bu beklenirdi. Elini kaldırsan aha bu öğrenci deyip duran insanlar her yerde görebilirsiniz ama şehir biraz dışına çıkmanız gerek burasıda bu yönüyle antalyayı
10-Diyarbakır
Doğunun nerdeyse tüm şehirlerde otostop kolaydır fakat Diyarbakır bir adım daha önde. Son zamanlardaki karışık durumlardan dolayı ne kadar batının insanı oralarda otostopun zor olduğunu düşünsede gerçek farklıdır. Gezen bilir, gidin ve görün.

Dünya Turu 7. Gün | Sahra Çölü

Fas – Sahara Çölü
Sabah uyandığımızda saat 7.30 a geliyordu, geç kalmıştık. Koştur koştur gittik dün gece bin bir pazarlıkla aldığımız çöl turunu satan firmanın önüne. Neyse ki bizi beklemişler ve atladık minibüse Sahara Çölüne doğru yola çıktık bir grup turist kafilesiyle birlikte. Arabada ispanyol, çinli, fransız, faslı ve 2 türk 12 kişiyiz. İlk gün Fas’ın en önemli şehirlerini gezerek çölün yakınındaki bir otele gidiyoruz, ilk durak Atlas dağı ile Rif dağını tam ortasında olan ve yılan gibi kıvrılan yolları tepeden gören kırmızı toprak manzaralarıyla süslenmiş vadi.


2-3 saat yolculuktan sonra tepesinde kale olan bir şehre daha geliyoruz. Burası Gladyatör, Mumya, Game of Trons gibi bir sürü ünlü dizi ve filme ev sahipliği yapmış Fas’ın en eski yerleşim yerlerinden biri. Kenarından akan dereyi üstüne atılmış bir tahta parçasıyla geçiyoruz ve o tarihin içine giriyoruz. Evler saman ve çamur karışımı bir malzemeden yapılmış genel olarak kırmızı olan bu evler sanki yağmur yağsa yıkılacak gibi duruyor. Hatta yağmıyor o yüzden yıkılmıyor diye espirisini de yaptık. Ama öyle değil, yüzyıllardır burdalar.


  
Ordan çıkıp 2-3 saatlik yolculuk sırasında daha önce hiç görmediğim inanılmaz coğrafyası olan yerlerde küçük küçük molalar verdik.

Güneş yavaş yavaş batarken bugünün son durağı olan Tutagoz adında bir yere geldik. Burası iki tane dev gibi kırmızı dağın arasında akan nehrin olduğu bir yer. Fas’ın güneyinde ki deniz diyelim insanlar yüzüyorlar burda. Yarım saat moladan sonra otelimize geçip Fas’ın yerli yemeği Kuskus yedikten sonra uyumaya koyulduk. Sabah ballı gözlemeli bir kahvaltıya açtık gözlerimizi (çünkü başka bir yiyecek yok, kurban olayım bizim kahvaltı kültürümüze)


 Yola çıkıyoruz Sahara’ya doğru mola verdiğimiz bir köyü geziyoruz eğer uslu bir çocuk olursanız bu köyde meyve ağaçları, derede elbiselerini yıkayan kadınlar, sokaklarda top koşturan çocuklar görebilir, misafirperver insanların davetlerine icabet edebilirsiniz.


Burdan sonra Sahra’ya doğru giderken birden bire kum fırtınası başlıyor. Camları kaldırıp yola devam ediyoruz, incecik ve upuzun uzanan yoldan çöle doğru.

 Akşam gün batımına yakın, çölün hemen kenarındaki bir otele geliyoruz. Develere burdan binip, 2 saatlik bir yolculuktan sonra kamp alanına varacağız. Arka kapıdan geçip develerin yanına gidiyoruz. Bizi bekliyorlar, çöl adamları, oturan bir devenin üstüne biniyorum, biner binmez ayağa kalkıyor deve çok ilginç bir duygu devenin üstünde olmak…


Arka arkaya bağlanan develerle kızıl kumların olduğu çöle doğru bi sağa bir sola sallanarak gidiyoruz.

 Heyecandan devenin üstünde bir sağa dönüyorum bir sola bazende ters oturuyorum. İnanılmaz bir şey çölün ortasında saatlerce deveyle yolculuk yapmak, bazen rüyada mıyım acaba diye Bestami’ye soruyorum gerçek mi bu diye.

 Yaklaşık 1 saat sonra ilginç bir şekilde dünyanın en büyük ve sıcak çölüne şakır şakır yağmur yağmaya başlıyor. Şanslı mıyız, şanssız mı anlayamadım. En sonunda yaklaşık 15-20 tane yerli tarafından rengarenk olarak yapılmış kamp alanına geliyoruz. Bizden önce gelen gruplara selam verip geçip oturuyoruz bir mühlet. Nerdeyse herkes fransızca konuşuyor, anlamıyoruz doğal olarak. Bestami ben tepeye doğru gidiyorum gelmek ister misin diye sorunca takıldım peşine. Çıktık ve çıktık gecenin bir yarısı toz gibi çöl kumlarını ezerek yatıp sırt üstü uzun bir zaman konuşmadan müzik dinledik. Hissediyordum onun da benle aynı duyguları yaşadığını…


 birden bire yeniden yağmur yağmaya başladı biz yıldızları beklerken, hiç aldırmadan hissettik üzerimize düşen yağmur damlalarını.. Çadıra geçtik sıcaktan uyuyamayıp yatağı yorganı dışarı attık sabaha karşı 5 gibi bir ses
-Emre kalk olum kalk yıldızlara bak !

Yıldızlaeı görmeden yatmanın burukluğunu o güzel manzarayı görünce atıverdik.

Güneş doğmadan hemen önce uyandırıldık, gün doğumunda develerle çölü geçiyoruz…


  

Fas – Çöl Turu Tavsiyeler
– Ortalama 80 € olan bu turu pazarlıkla 55 € kadar alabilirsiniz

– yanınıza pantolon mutlaka olsun devenin üstündeyken şort bacakları acıtıyor.

-çöle gidiş bir gün dönüş bir gün o öğle yemekleri dahil değil yanınıza kendi yemeğinizi alabilirsiniz. Akşam yemeği ve kahvaltı karşılıyorlar

-Eğer güzel fotoğraf çekmek istiyorsanız geniş açılı bir kamera (go pro ve benzerleri) ayrıca mutlaka Powerbank getirin.

-Çadırlarda ortalama 8-9 kişi yatıyor büyük çadırlar fakat çok konfor beklemeyin

-Kafaya sarmak için fular güneşten korunmak için gerekli bir şey mola yerlerinde satıyorlar, fiyatı biraz tuzlu bu sebeple yanınızda kendi fularınızı getirmeniz iyi olacaktır.

Dünya Turu 5. Gün | Fas – Marakeş

İspanya ve Fas ; birbirine bu kadar yakın iki ülke arasında böylesine büyük fark olur mu? Adeta zamanda yolculuk yapıyoruz

Madrid havaalanından atladık uçağa 2 saatlik bir uçuştan sonra Cebelitarık boğazının üzerinden geçerek Avrupa kıtasından Afrika kıtasına geldik. Burası müslüman bir ülke, o yüzden Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyorlarmış pasaport kontrolünü de rahatça geçtikten sonra çıkarken kapıda ücretsiz sim kartlar verdiler, 3 er 5 er tane aldık internet falan var kartın içinde. Gece saat 12 ye geliyordu şehir merkezine gitmek yerine geceyi havaalanının hemen yanında ki çimlerde geçirdik. Sabahın ilk ışıklarında kırmızı duvar mimarisi ile bürünmüş gizemli şehrin sokaklarından geçerek Marakeşin ünlü meydanına vardık. Bir tarafta etnik müzik yapan insanlar, diğer yanda yılan oynatanlar hem de öyle böyle bir iki değil on tane falan yılan. Adamlar evcilleştirmişler resmen 🙂


 Ara sokaklara daldık… Sadece iki insanın yürüyebileceği darlıkta olan sokaklar bunlar, labirent gibi bazen bir evin altından bazen üstünden geçiyorsun kenarda kapüşonlu amca ağaç yontuyor diğeri eşeği ile yük taşıyor arkadan motor geliyor bu daracık sokakta ve sana değmeden geçiyor, alışmışlar. Biraz yorgun olduğumuzdan Airbnb bir oda bulduk ve o odanın adresin, bulmaya çalışıyoruz kime sorsak kolumuzdan tutup götürüyor bir yere sonrada para istiyor bizden, yer mi tabi?. Herkes bir şeylerden para kazanma derdinde özellikle turistlerden ama müslümanız türküz diyince selamın aleyküm-aleyküm selam oluyor. Sonunda aradığımız yeri buluyoruz güzelcene dinleniyoruz. Akşama dingin olmamız lazım çünkü bu şehir adete fotoğraf cenneti, nereye kafamı çevirsem kendimi 50 yıl öncesinde yaşıyor gibi hissediyorum.


  Akşam olunca meydana gidiyoruz, tüm meydan insan seli sokak showları, satıcılar, yemek yapıp satanlar şehirde adeta festival havası var bizde herkesin yemek yediği bir yeri gözümüze kestiriyoruz. 50 cente salata patates gibi bir sürü şey var 10 € ya ziyafet çekiyoruz burda. Sokak dansı yapanları izlerken birden kendimizi ortada buluyoruz, afrika müziği ile 100’lerce insan seni izlerken deli gibi dans etmek harika bir duygu.

  
Saat 12 ye geliyor hostelimize tekrar dönüyoruz, yarın sabah Sahra çölüne deve turumuz var. Çok heyecanlı, bütün duyguları bir arada yaşatacağına eminim. Bunu yapmak için sabırsızlanıyorum.


Dünya Turu 1. Gün | İspanya

Güneşin doğmasına az bi zaman kaldı, uzandığım kanepeden gökyüzündeki ışığı görebiliyorum.

Dünya Turu Sırtçantası Hazırlığı

 

Yerde bir sürü eşya var hepsini biraz önce Ezgi’nin uyuduğu odadan aldım koydum önüme. Uzun uzun baktım bana yol boyu arkadaşlık edecek eşyalarıma. Bi kaç T-shirt, kameram, bir kaç konserve yiyecek ve uyku tulumum biraz da ıvır zıvır var ; yolda ihtiyaç duyabileceğim şeyler işte. Çantamı sırtladığımda anladım ki tahminimden biraz ağır bir çantayla yola çıkıyorum. Bestami de salonda uyuya kalmış hadi kalk dünya turuna gidiyoruz diye uyandırdım, saat sabah 6’ya geliyor. Hadi dedi aldık çantalarımızı. Sıkıca sarıldım Ezgi’ye ve güneşin doğuşuyla bomboş sokaklarda havaalanına doğru yola koyulduk. Bugün o günün ilk günü dünya turu başlıyor.

 

Havaalanına varınca uykumuz açıldı yola çıkma heyecanı ile atladık uçağa ilk durak Madrid – İspanya. 5 saatlik uçuştan sonra Madrid havaalanına geldik ilk defa Shengen bölgesinden vizemle pasaport kontrolünden geçiyorum. Ertesi gün Real Madrid – Galatasaray maçı var şansımıza ayarlasak tutmaz. İndiğimizde kameramanlar vardı Galatasaray’ı bekliyorlarmış. Bizde bekledik onlarla beraber… Az sonra hepsi geldi, Muslera, Emre, Selçuk selamlaştık. Sonra atladık metroya şehir merkezine gittik. Yarınki maça 10 euro ya bilet aldık sonra stadın kenarında ki yeşil alana açtık çadırımızı 2 saat uyku çektik.

 

 

Emre Durmuş

 

İkimizde kendimizi iyi hissedince toplandık. Kocaman sırt çantalarımızla bilmediğimiz bir şehrin sokaklarındayız ve bu sefer bundan en az benim kadar zevk alan bir insanla beraberim. Canımız hangi sokağa girmek isterse oraya giriyoruz. İnsanlara saçma saçma sorular soruyoruz tanımadığımız adama durduk yere nasılsın diyoruz. İspanyanın Akdeniz ülkesi olduğunu unutmamak lazım 🙂

 

 


 

Yaklaşık 4-5 km yürüdükten sonra Sol meydadına geldik bizim oranın Taksim’i. Burda sokak showları efsane, işlerini çok iyi yapıyorlar ve gerçekten hak ediyorlar aldıkları parayı. Gece geç saate kadar zaman geçirdikten sonra haritada gördüğümüz yeşil alana gidip çadırımızı açtık uyuduk. Sabah kalktığımızda anlayacaktık ki burası Parlemento binasının bahçesi. Bugün maç günü Real Madrid – Galatasaray maçı var ve bunu Madrid’te izleyebildiğim için çok şanslı hissediyorum. Yarın uçağımız var Dünyanın En Uzun Tren Yolculuğunun başlayacağı ülke Fas’a doğru yol alacağız…

 

Arnavutluk Yol Günlükleri | Balkanlar

Yolda olmayı mario oyununa benzetiyorum , hep süprizlerle dolu. Mantarın , yıldızın yerini bilmiyosun ama hep atlaıp sıçradığın bi macera içindesin. bölüm atladıkça şehirler değişiyor , prenses bazen sonunda bazen seninle oluyor. ejderhalar sınır polisleri , geçince oyun değil bölüm bitiyor. yeni bir macera başlıyor.
Arnavutluk sınırı içinde giriyoruz saat akşam 7 ye geliyordu otostop çektiğimiz ve dilini hiç anlamadığımız iyi niyetli amcanın arabasında. Biz arnavutluğun başkenti tirana yön almamız gerekdiğinden bi kavşakta ayrılıyoruz arkasından ingilizce -türkçe bosnakça karışık iyi dileklerimizle. 
Tiran tabelasını takip edip arabaların bizi görebilecekleri bir yer ararken gözümüze kestiğimiz bir petrol ofisinin önümde otostop çekiyoruz , 100 km yolumuz olduğunu ve belli ücretlerde götürmek isteyen uyanık şöförleri es geçip otostop çekmeye devam ediyoruz. 
Bir anda duran güzel bi araç , nereye dediğimizde tiran yol ayrımına kadar bırakacağını güzel ingilizcesi ile anlatan bizim yaşlarda iki genç. Bu demek oluyor ki nerdeyse yolu yarılıyoruz. Yolda balkanların tarihinden, türkiyenin gelecek planlarına kadar dopdolu sohbet ettiğimiz kosavalı Irfan , bir kere daha kanıtlıyor dünyanın her yerinde böyle güzel insanlar bulmanın mümkün olduğunu. 
Yol ayrımında bizi petrol ofisinde bırakıp dönüyolar , daha henüz onunla tanışmanın mutluluğunu atamadan bi araba sesi duyuluyor. 
Bizim için tekrar dönüp gelmişler kendini bizim yerimize koyup o saatte orda ne yaparım diye empati kuruyor ve bizi Tirana bırakmak istiyorlar.
Böyle insanlar var arkadaşlar!

Hep beraber Tirana geliyoruz. Burası hiçte bloklarda yazan derma çakma bi şehir değil. Tam bi başkent şehri kocaman ışıklı devlet binalarından yol düzenine kadar , cafelerinden restrorantlarına kadar düzenli bir şehir. Araba ile bize küçük bir şehir turu yaptırdıktan sonra beraber bi restorana oturup yemek yiyoruz. O sırada mehmet yılmaz’ın (teşekkürü borç bilirim ) vasıtası ile iletişim kurduğumuz  

 Suelda ve Ambra’yı bize şehri göstermeleri için geliyolar.
Gece tiran sokaklarında dolaşıp bi cafede kahvelerimizi içiyoruz onların iyi niyeti , sohbeti ve kültüründen anladığım kadarıyla arnavutlar misafirperverliği bize çok uzak değil. Çok ısrar etmeme rağmen hesabı ödemeyi başaramıyorum içtimiz kahvelerin 

Gecenin sonunda bu iki şirin kıza teşekkür edip propaganda hostele yerleşiyoruz. 9 eurodan biraz eksik olan ücret aslında kışın bu vaktinde pek ucuz değil.

Duş , temiz yatak biraz sakinlik bize bu hostelin sunduğu imkanlar. 
İyi dinlenmek ve iyi beslenmek gezmenin altın kuralıdır. 

Sabah kalkıp kahvaltıdan sonra italyan mimari ile süslenmiş bu şehri keşfe çıkıyoruz. İlginçtir ki istanbulda bile çoğu yerde gördüğüm arnavut kaldırımlarını bu şehide göremiyorum. Belediye binaların önündeki kaldırımlarda bunu göstermelik olsada görmek mümkün. Opera binası , Arnavutluk tarihi müzesi , meydan cami ve kiliselerini gün içinde ziyaret ediyoruz. Bu şehirin çoğu bölgedinde akıllı kavşaklar kullanıldığından trafik ışıkları yok ve biraz karışık olan yoldan karşıya geçmek bizim buralardan farkı yok. Geçtiğimiz diğer ülkelerde yaya ışığına zor alışmışken burda kendimize geliyoruz 

  
Hava kararıyor ve bugün akşam ki planımız komşu ülke olan Makedonya da olmak. Hemen sınıra yakın olan olan bu ülkenin ve makedonların ortak olarak paylaştıkları Ohrid gölüne otobüs biletlerimizi alıp şehirde otobüs saatine kadar geziyoruz. 

Yerel birası ve ünlü balkan tatlısı tırlaçe denemeden bu şehirden ayrılmak olmazdı