Sri Lanka Yol Günlüklerim | Dünya Turu 94. Gün

PAYLAŞ

Bugün Dünya Turuna çıkalı 94 gün oldu. 22 ülkede sayısız insan tanıdım, onlarca şehirde bulundum, kilometrelerce yol teptim çokça güzel anılar biriktirdim…

 

Şimdi ise ülkemden 6306 km uzaklıkta bir ada ülkesi Sri Lanka’da dün gece bizi evine davet eden bir doktorun evindeyim. 15 gün boyunca geçirdiğimiz Sri Lanka macerasının son gününde elimde kahve karşımda tropikal orman ve manzaranın tadını çıkartıyorum.

 

03.11.2015 gecesi

Tam arkamda bir adam oturuyordu. Baştan aşağıya beyaz giymiş, boynunda büyükçe bir kolye vardı. Türbülansa giren uçağın her sarsıntısında bir dua mırıldanıyor uçak yalpalandıkça adamın ” Bismillah ” ları tizleşiyordu. Bestami ve Oktay abi çoktan uykuya dalmışlardı, pilotun inişe geçiyoruz anonsuyla uyanıyor gibi olsalarda diğer tarafa dönüp uyumaya devam ettiler.

– Khaled Hosseini –

Çapraz olarak omzunun önünden beline doğru giden mavimsi bir elbise giymiş esmer tenli hostes, tek tek koltukları gezip kemerleri bağlayın uyarılarını yaptığı sırada 4 saat geçmiş ve havaalanına iniş yapıyorduk. İçimde diğer ülkelerden farklı olan bir heyecan vardı bu ülkeye karşı. Tropikal bir ada ülkesinde tamamen farklı bir coğrafyanın içinde bulunmak düşüncesi bile yeterdi bunun için.
Daha önce internet üzerinden online olarak 30 dolar karşılığında aldığımız vizelerimizi gösterip Passaport kontrolünü çok rahat bir şekilde geçtikten sonra otobüs terminalini andıran bir havaalanı ile karşılaştık. Taksi !! Taksiiii seslerine kulak asmadan havaalanında çıkıp yürümeye koyulduk hakkında hiç bir şey bilmediğimiz bir ülkenin yollarında.

Hava o kadar nemliydi ki sanki bir an seyreltilmiş bir suda nefes almaya çalışıyor gibi olduk sonra alıştık tabi. Bu bana küçükken yaz tatillerinde gittiğim Ankaradan dönüş yolculuklarımı hatırlattı. Okul açılmaya yakın tekrar Hatay’a döndüğümde otobüs Adana’da mola verirdi. Otobüsün kapısı açılınca nemden bir an nefes alamaz gibi hissederdim.

Okuduğumuz bir kaç Wikipedia bilgisi ve fotoğraf dışında hiç bir şey bilmiyorduk. Nerde konaklayacağız merkeze nasıl gideceğimizi düşünmeden ters yönden akan trafikte yürürken yeni bir yerde olmanın keyfini çıkartıyorduk. Tam o sırada az ilerde bir kamyon durdu, yanından geçerken ;
-you you!!, help come!, help you want!…
Yarım yamalak ingilizcesiyle kamyona davet ediyordu. Dakka bir gol bir deyip atladık kamyona merkeze yakın bir yere kadar gidiyormuş, yolculuk boyunca ne söylesek kahkaha atan Sri Lankada tanıştığımız ilk insan keyfimizi yerine getirdi. Bizi bir otobüs durağına bırakıp gitti. Çok geçmeden küçük bir otobüs geldi ağzına kadar insan dolu. Kapı açılınca insanlar aşağıya döküldü, biz heralde binemeyiz buna felan derken mavin bizi ite kalka zorla soktu bulduğu boşluğa. Biz bir yandan gülüyor espiri yapıyoruz arkayı kolla felan diye diğer yandan nefes almaya çalıyoruz. Neyse ki çok sürmeden Colombo merkeze geldik.

  
Sabah olmasına bir kaç saat kalmıştı. Bir Tuktuk şöförü geldi ve masaj istermisiniz, oda istermisiniz şunu istermisiniz bunu istermisiniz diye sürekli sorular sorunca bizde şehri gezelim götürsün bakalım nereye götürcek diye atladık tuttuğa. Bizi bir sürü yere götürdü

-ıhı beğendim

-buda değil

-bu hiç değil edalarında tüm şehri bedava gezdik ve en sonunda bizi bir parka bırakmasını istedik. Zorda olsa kurtulmayı başardık. Uyku tulumlarını açıp bir kaç saat uyumaya çalıştık. Sabah güneşi ile beraber şehri yürümeye başladık, önümüze eski bir deniz feneri çıktı tırmandık ve sessizce şehri izledik bir mühdet.

Sabah 9 a doğru sokaklar, çarşı, dükkanlar, cafeler yavaş yavaş açılmaya başladı. Sokaklar çok kirli ve yer yer lağam kokusu geliyor. neredeyse her dükkan önünde tütsü yakarak tüm sokağa tütsü yayıyorlar. Birden bire sokaklar tropikal meyve satan insanlarla doldu. 50 rüpiye (1 tl) Hindistan cevizi ( coconut ) aldık birer tane, bu sarı olanlardan. Adam bıçağı vurur vurmaz su fışkırdı, belkide bir tanesinin içinde bir litreden fazla coconut suyu var. İlk deneyimi böylece yapmış olduk. 

 Geceden kalma uykusuz ve yorgun olduğumuzdan dolayı ucuz bir yer bulup dinlenelim istedik, bir sahil kenarında ikinci sınıf bir pansiyonda ertesi güne kadar dinlendik. Bu arada ada için kabaca bir plan yaptık. Amacımız adayı baştan sona gezmek.

Hikkaduwa diye bir şehirden bahsetti Bestami, dünyanın her yerinden insanların surf ve plaj için geldikleri harika denizi olan bir sahil kasabası. İnstagram’da fotoğraflarını görünce hadi oraya gidelim deyip kendimizi tren istasyonunda bulduk. Tren istasyonu dediğime bakmayın demir yoluna sahip küçük kulübesi olan bir istasyon. Sahil kenarında boyunca derme çakma evlerde yaşayan insanların hayatlarının bir parçası olmuş istasyon insanları. 

 
Tren yolu muazzam manzaralarla dolu, okyanusa paralel ve yeşilin binbir tonu olan bir ornanı ikiye bölerek gidiyor.. 

 
Manu Chao; clandastino ! diye bağırdıkça özgürlük hissini dibine kadar hissettim trenin kapısından kendimi sarkıtırken

Hikkaduwa, küçükken evin salonunda asılı olan takvim yapraklarıki fotoğrafların çekildiği okyanusa kıyısı olan, tropikal orman ve deniz kum güneş birleştiği küçük bir tatil kasabası. Buraya vardığımızda gün batımına denk geldik, sahilde yürürken bulduğumuz bir şezlongta geceyi geçiririz diye attık çantaları kenara ve güneş okyanusun üstünden ilk defa battı.

  
Akşam beach parti olan bir bar’a gittik. Hikkaduwa’da ne kadar turist varsa bu partiye gelmişler. Dünya turuna çıkan avusturyalı Sam’den surf için gelmiş norveçli Eric’e kadar birbirinden farklı hikayeler dinledim. Bir kaç bira ile çakır keyf şezlogda sızdık sabaha kadar bizi yiyip bitiren sineklerle beraber. O gün anladık ki sahilde uyumak güzel bir fikir değil.

Uzun uzadıya giden plajın sonuna doğru yürüdük. Oteller ve insanların olmadığı bir yerde terk edilmiş bir küçük evin önünde keyf yaparken, bir adam geldi. Ayak üstü sohbet ederken coconat yermisiniz diye sordu, evet demeye kalmadan ağaca tırmanıp 3 tane kesti geldi. Uzun uzun sohbet ardından bize gelin lagunlara gidelim diye teklifte bulundu. Bizde hemen atladık affedermiyiz, gidip görelim bakalım ne varmış… 

 Yaklaşık 15 dk yürüdükten sonra sahile göre içerde kalan bir köye geldik, ağaçların arasından karşımıza birden bire bir göl çıktı. Atlayın ! demesiyle kano şeklinde bir bota bindik. Elimizde birer tahta parçası çarşaf gibi hiç kımıldamayan suyun üstünde timsah gibi ilerlemeye başladık. Sanki hiç keşfedilmemiş bir yer bulmuş gibi heyecanlandım. Bir yandan keyif yaparken diğer yandan nerenin fotoğrafını çekeceğimi şaşırıyorum, şanslı gezginleriz vesselam. 

 Gölün ortasına geldiğimizde karşı tarafta yan yana duran iki ada gösterdi bize. Bunların biri Kız Adası diğeri Erkek adası. Askerler tarafından giriş çıkış kontrol ediliyormuş. Dünyanın elit budistleri burada yaşıyor. Kimsenin varlıklarından haberleri yok, adaya tek ulaşım botlar. Budist dinine göre kadın ve erkeklerin ilişkiye kgirmesi yasak. O yüzden iki farklı adada yaşıyorlar. Biz, bizi kız adasına götür diye yakarsakta götürmedi tabiki, başı beleya girebilirmiş. Gölde bir saat gezdikten sonra hemen karşı tarafta bir köy var, botu oraya yanaştırıp köyü keşfetmeye koyuluyoruz. 

   
Burası yerli halkın yaşadığı bir köy, turizmden uzak mahalle bakkalarının olduğu çocukların sokaklarında bisiklet binip, bembeyaz önlükleriyle okula gittiği bir yer. Yerlilere göre beyaz adam olarak nitelendiriyoruz, uzun uzadıya süzüldükten sonra Hello ! hello sesleri geliyor her bir yandan.
Bize rehberlik eden abimiz köyde yaşayan bir arkadaşının evine götürdü bizi. Bahçesinden bol bol muz yedik, henüz daha tam sararmadıklarından ağzımızda buruşuk bir tat bıraktı. Daha öncede Colombo’da buranın muzunu yemiştik. Belkide şimdiye kadar yediğim en lezzetli muzlar bu ülkede.

Gün batarken halen göl üstündeydik. Bestami ile Oktay abi atladılar suya. Havadan daha sıcak olan suyun tadını çıkartırken onlar, bende fotoğrafçılık yapıyordum.
Hikkaduwa beş gün kaldık. Sahile göre iç tarafta kalan yerlerde oda kiralamak daha ucuzdu. Gündüzleri sahilde gezip denize giriyor akşamları bir bara gidip yeni insanlarla tanışıyorduk bazende uzun uzudıya okyanusun hırçın dalgalarını izliyorduk. 

 Muson sezonun bitmesine bir kaç hafta kalmıştı. Gündüzleri günlük güneşlik olan şehir akşamları sabahlara kadar şiddetli yağmurlar yağıyordu. Hikkaduwa kaldığımız son akşam sahil kenarında olan bir restoranın bahçesinde uyuyorduk. Gecenin yarısı bardaktan boşanırcasına yağan yağmur bizi uyandırdı.

Ertesi öğleden sonra Sri Lankanın daha da güneyine gitmek üzere otobüse bindik. Üç kişi toplamda 1 dolar ücretle saatlerce yolculuk yapmak mümkün bu ülkede. Otobüsün içinde çalan bangır bangır yerel müziklerle Galle’ye geldik. Buraya yakın olan bir yağmur ormanını olduğunu öğrenince haritadan baktık yaklaşık 40 km iç kısımda kalıyor. Ana yoldan otostop çekmeyi deneyelim bakalım çalışıyor mu diye elimizi kaldırmamızla bir kamyonun durması arasında sadece bir kaç dakika vardı. Şans bu kadar olur tek atış gitmek istediğimiz şehre, Deniyaya gidiyormuş.

Buranın halkında ilginç bir gülme olayı var. Yine az biraz çatlak bi kamyon şöförüne denk geldik, ne konuşsak adam kahkahalar atıyor. Bir şey konuşmadan önce çeşitli el ve mimik haraketleri yapıp cümlesini öyle tamamlıyor. Yılan gibi kıvrılan yollarda öyle bir viraj alıyor ki, aha öldük aha vurduk diyerek yağmur ormanlarının olduğu şehre Deniyaya geldik.

Geceyi geçirmek üzere bungala tarzı oda kiralayan bir yere gittik, yorgunluktan uykuya dalınca ücret ödeme faslını atladık. Sabah kalktığımızda kimseyi etrafta göremeyince de küçük bir not yazıp ödemeden ayrıldık. Böylece zaten çok kısıtlı olan paramızda cebimizde kaldı.

Yağmur ormanı Deniyaya 10 km içerde girişi bir köyün içinden oluyor. Devlet kontrolü altında olan bu yer için giriş ücreti 600 rp ( 12 tl ) talep ediyorlar. Bizde araştırma yapıyoruz üniversiteden geliyoruz diye bir kaç hikaye anlatıp buranın ücretindende yırtmış olduk. O sırada bizi girişe kadar bırakan tuktuk şöförüde rehberlik adına bizle geldi.
Not : Burası önemli ” biz çağırmadı k ”

Orman yoluna girdiğimizde adam yere eğildi bir şey aldı,parmağın ucunda dans eden sülüğü işaret ederek bunlara dikkat edin ” Kan emiciler ” dedi. Zaten vahşi bir ormana giriyoruz diye çantanın ipi çarpsa huylanıyoruz, o sülüğü görünce artık bütün ormanı sekerek gezecem. Çok geçmeden adam eline bi çubuk aldı kan içinde kalmış ayağın üstünden sülüğü fırlattı bi baktım Bestaminin ayağı. O bile farketmemiş, az ilerde banada oldu ayağında delik açıyor ama hiç bir acı hissetmiyorsun. Yolda giderken fıstık yeşili yılanlardan, iguana ya kadar bir sürü hayvan gördük patika yolun sonunda bir şelale karşıladı bizi buraya kadar gelmişken yüzmeden olur mu hiç. 

   
Hava kararmış ormandan çıkarken rehber ( tuk tuk şöförü) bu saatte şehre otobüs yok deyince bizde ormanın girişinde ki pansiyonda kalalım yarın gideriz dedik. 1000 rp ye odayı kiraladık yemek hazılığıma başladık, ben ve oktay abi motora atlayıp köye gidip biraz balık aldık o sırada bestami odada dinleniyordu. 

Geldiğimizde ise olay başladı…
Yemek yapmak için pansiyodan biraz yağ istedik, yağ için 500 rp para gaz için 200 rp para talep edince sinirlendik öyleyse kalmıyoruz burda diye atar yapıp eşyalarımızı toplarken tuktuk şöförü geldi, burayı bugün tuttunuz kalmasınız dahi ücret ödeyeceksiniz ve benim 1500 rp rehberlik parasını vereceksiniz diyimce biz kahkayı bastık tabi. Belli ki bizi paralı turist sanıp yolmaya çalışıyorlar. Defalarca biz seni çağırmadık kendin geldin desekte adam inatçıcının teki. Toplamda 3000 rp ye yakın para istiyorlar. Etrafımızda pansiyon sahibi 3-5 tuktuk şöförü köylüler felan göz dağı verip arada buradan bu saatte çıkamazsınız gibi söylemlerde bulunuyorlar. Bizde polisi arayacaz felan deyince anlaşma yoluna gitmeye başladılar, polisi arıyoruz düşmüyor, şebeke yok

Bestami konuşuyormuş gibi yapıyor Ben ara bulucu gibi iyi polis oynuyorum Oktay abi çok sinirlenip çat pat ingilicesiyle buz yutturuyor hepsine. Biz parayı vermemekte direnince daha düşük fiyatlar söyleyemeye başladılar, onuda kabul etmeyince adam kendi motoruna atlayıp bekleyin burda polis alıp geliyorum diye tam gaz gitti, o sırada diğer tuttukcular da dağıldı. Biraz bekledik gelmesini, kendimizce savunma hazırlıyoruz ağız birliği yapıp onu alt etmenin planlarını yaptık. Gelmedi. Ana yola 16 km uzakta olan yağmur ormanın içindeki bir köyden gecenin bir yarısı nasıl şehre gideriz diye düşünüyoruz.

Oktay abi ; Bunlar bizi bu köyden çıkarmazlar kesin bekliyorlardır ilerde deyip elindeki büyük sopayı çat diye üç eşit parçaya bölüp bize verdi. Kafa ışıklarını yaktık, sonra farkediliriz diye tekrar söndürdük. Elimizde sopalarda arkalı önlü zifiri karanlıkta yürüyoruz, bir yandan tırssakta bir yandan gülüyoruz halimize. Yokuştan biraz inince az ilerde bir tuktuk ışığı görüp hemen ağaçların arkasına saklandık. Ses git gide yaklaştı tam ağaçların arkasında durdu. Nesefimizi tuttuk bekliyoruz, tekrar gaza basıp yokuşu çıkmaya başlayınca derin bir nefes aldık.

 

Arkamızda ışığı yanan bir ev gördük, hadi gidelim durumu anlatalım izin verirse orda kalır sabah çıkarız köyden diye evin kapısını çaldık. Kısa boylu, oldukça zayıf bir adam kapıyı açtı, korkmasın diye uzaktan uzaktan konuşup derdimi anlatmaya çalışsamda İngilizce bilmediğini fark ettim. Sonra başladık beden dili ile bazı anahtar kelimer kullanarak konuşmaya. Biz turist , sleep here, vb. Adam zararsız olduğumuzu anlayınca içerden bir kaç sandalye getirip oturturdu bizi. Bu arada kulağımız hala tuk tuk sesinde.

Gelen giden olmadı gece boyu. Bir süre sonra içerden adamın eşi çocukları geldi, oturdular yanımıza çantamdan İstanbul’da aldığım Toto yumurtadan çıkan oyuncağı verdim sevindi koşarak içeri gitti. Adam içeri çağırdı bizi, bir yatak hazırlamış burası olur mu uyumusumuz diye işaret ediyor benim gözüm evin içine çocuklara takıldı. Evde nerdeyse hiç eşya yok, köşede yanan mumların arasında bir buda heykeli var birde kenarda televizyon oturmuş çocuklar izliyor. Tavandan su damlıyor , ev uzun süredir temizlenmiş. Böyle fakir bir ailenin kalbinin nasıl zengin olduğunu gördük nasıl mutlu olduk bu duyguyu anlatamam. Onlara vereceğimiz parayı bu adama veririz evine yemek alır çocuklarına bir şeyler alır diye konuşuyoruz kendi aramızda.

   

Sabah olunca köyün merkezinden otobüse binip, Deniyaya geldik. Bestami biraz üşütmüştü devlet hastanesine gittik. 1990 yıllarının türk hastaneleri gibi.

Hemşire geldi yatırdılar Bestamiyi, sonra eline aldığı hindistan cevizini ortadan ikiye ayırıp, suyunu bestamin vücuduna döktü, kabuğunu kafasına koydu. O sırada ananas soyan diğer hemşireler el ve ayaklarına sürüp kendi dillerinde dualar okudular. Samanyolu tv den geldiği her halinden belli olan ak sakallı doktor dumanların içinden çıka geldi muz yapraklarının üstüne papaya sürerek vucudunu ovmaya başladı…

 

Emre, emre kalk hadi gidiyoruz demesiyle uyandım oktay abinin. Bestamiye bir kaç hap vermişler ama hala kendini iyi hissetmiyor biraz dinlenmeye ihtiyacı var. Bir an önce buradan çıkalım isteğiyle atladık otobüse önce Galle’ye geldik buradan trene kaçak binip ilk geldiğimiz şehir olan Hikkaduwa’ya gelince burada Sabah 4 de ki Kandy trenini bekleyelim diye plajda uyumaya koyulduk.

Yağmur çok şiddetli yağıyordu ben o gece boyunca uyuyamadım, müzik dinledim. Bir ara kavga ederek kumsaldan geçen çifti izledim. İkiside zır sarhoş, birbirlerini okyanusun dev gibi dalgalarına atıyorlar sonra adam boğuluyor gibi oluyor kadın onu kurtarmaya çalışıyor, çığlık atıyor, el feneriyle birileri gelip onları arıyorlar. Film gibi bir sahne izledim. Yağmur şiddetini arttırınca üstü kapalı olan yerden bile içeri girmeye başladı, bizimkilerde uyandı. Hazırlanıp yağmurlukları üstümüze çektik tren istasyonuna doğru yola koyulduk, sandalet ayağımı yara yapıyordu çıkarıp elime aldım yağmurda 3 km çıplak ayak yürüdüm. Saat gece 4’e geliyordu.

 

Kandy Trenine binip tüm kıyafetleri kuruması koltuklara serdik, 4 saat yolculuk boyunca uyudum. Kand’ye gelince hiç paramızın olmadığını fark ettik, eşten dostan biraz para isteyip şehri tepeden gören bir hostele yerleştik. Burada bütün yorgunluğumuzu attık, kendine günibirlik bir şehir turu yaptık.  

 Ardından sırtçantalarımızı aiıpDambullaya giden bir otobüse bindik. Burada ünlü Sigirya Kayası, vahşi yaşamda filler, 6000 merdivenden oluşan tapınaklar varmış.

 

Gece Dambullaya geldiğimizde yine kalacak yer için üstü kapalı yerler bakıyorduk, atmler, banklar vs. Rastgele girdiğimiz karanlık bir sokaktan terkedilmiş bir okul bulduk. Sınıflar kafes gibi telle çevrilmiş üstü saçla kapalı kara mermeden yazı tahtası olan bir sınıf. Sıraları birleştirip uyku tulumun içine girip uyuduk. Bu geceyide oda ücreti vermeden geçirmeyi başardık.

  

 Dambulla’dan Sigirya’ya giden yolda otostop çektik, bir kadın bizi aldı yol ayrımına kadar bıraktı. Oraya giden yol o kadar güzel ki geri kalan 8 km yolu yürümek istedik, bir süre sonra yorulunca otobüse atladık. 18 rp ( 25 krş ) verip Sigiryanın girişine geldik.
Sigirya Sarayı ( Kayası ) devlet kontrolü altında, unesco tarafından korunan national bir park. 1200 merdivenle zirvesine ulaşılıyor. Giriş ücretinin 30 dolar olduğunu duyunca birbirimize bakıp güldük. Biz 30 dolara bir hafta yaşıyoruz. Birde üç kişi 90 dolar. Oldu canım. Burası orman değil mi her yerini kapatacak değiller ya deyip giriş kapısıyla çıkış kapısının arasından daldık ormana. Toplamda 4 saatlik tırmanış ve inişle beraber her yerini gezdik. 

  

Yağmurdan ıslanmış, ısınmak için yol kenarında ki bir cafede çay içerken yoldan dev gibi fil geçti. Ardından bir çatıdan diğerine atlayan maymunlar sardı her yanı. Belgesel tadında çay keyfi yaptık.

   

Dammulla’ya tekrar dönüp bir ucuz oda kiraladık. Bestami Mineria diye bir yer olduğunu okumuş internetten. Burası vahşi hayvanların en çok görülüğü bir bölgeymiş. Ertesi gün öğleden sonra buraya gitmek için yola koyulduk, dün otostop çektiğimiz yerden yine otostop çektik bir kamyon durdu. Atladık kamyona, Trincomalee gidiyormuş. Adanın en doğusu, sahil plajın en güzel olduğu bölgelerden. Ülkedenin doğusunu görmeden Sri Lankayı gezdik mi diyeceğiz dedik. Kamyoncu amca nereye biz oraya rotayı değiştirdik. Yolda giderken filleri gördük, ailecek otlanıyorladı. Şarkı söyleye söyleye 2 saat sonraTrincomalee’ye vardık.
Akşam vakti şehir merkezine doğru yürürken bir tuktuk durdu oda istermisiniz? Tuktuk istermisiniz diye soru yağmuruna tutarken no no deyip geçiştirdik. Hemen arkasından başka bir tuktuk geldi, brandanın arkasından saçı sakalına karışmış, gözleri parlayan yaşlı bir amca tuktuk lazım mı gençler diye sorarken ben adamı görünce gülmeye başladım, tam o sırada bizimkiler görünce onlarda gülmeye başladı. Çat diye öndeki tuktuğa vurdu, biz iyice kahkahayı bastık. Oktay abi gelin kavga izleyelim diye bekletti bizi. Sonra tuktuktan inen amca çantamın içinden gelen Bob Marley seslerini göstererek muhabbete girdi, kendini tanıttı. Yoga öğretmeni olan yogi amca yıllarca avrupanın çeşitli yerlerinde eğitim vermiş bizimde dışarda uyuduğumuzu öğrenince, gelin çocuklar benim evimde kalın muson bastıracak birazdan diye bizi evine davet etti, kabul etmek istemedik çünkü şimdiye kadar ne zaman tuktukculara güvensek sonunda bizden para talep etti. Ben ;

Neden bize iyilik yapıyosun diye sorunca – sizin durumunuzda daha önce oldum sizi anlıyabiliyorum dedi. Birbirimize baktık, hadi atlayın gidelim dedik dakka bir gol bir şehre yeni gelmişken şimdi şehirden uzak 13 km uzakta bir köye gidiyoruz. Cebimizce hiç para olmağını defalarca dile getirip, bunu gerçekten iyilik olduğuna emin olmaya çalıyoruz. Bir yerde durdu, siz türkler çay seversiniz değil mi dedi, evet diyince gitti elindeki bozuk paralarla çay aldı. Sonradan öğrendik ki o para o gün kazandığı tüm paraymış.

  

 Bazı anlar vardır ya sırf o an için yaşadığınız tüm kötü geçmişi affedersiniz, bir şeylere inancınız tekrardan yeşillenir, unutamazsınız ömür boyu. Sri Lankanın son günlerinde Yogi ile yaşadığımız deneyim tam anlamıyla böyleydi. 
Evinde hiç bir eşyası yoktu ama çok zengin bir düşünce yapısı, kültür birikimi, sevgi dolu bir kalbi vardı. Evinin salonunda hinduizme ait bir kaç eşya, tütsüler yanan mumlar bir kaç yoga kitabı vardı. Yerde büyük hasır, kenarda atılı şekilde duran dalgıç kıyafetleri. Diğer odalar boştu, bir odada kendi yatağı ve pembe sineklik vardı. Elektrik ve su yoktu, dışarda küçük bir çeşme tuvalet ise yine evin yan tarafında bir yerdi. Gaz lambasını yakıp gece boyu sohbet ettik hep beraber, sosyal bir proje yapmak istediğinden onu hayata geçirmek için bizi davet ediyordu. Arada elinde ki değerli taşları gösterip bunu denize dalıp bulmuştum, satarsam eğer kredisi olan tuttuğu ödeyebilirim diyordu. O saatten sonra samimiyetine tamamen inanmıştım, aslında insanlara güvenme konusunda sorunum yok ama bunu bize yapan Sri Lankalı bir tuktuk şöförü olunca acaba diyerek gelmiştik eve.
Sabah olunca zor da olsa bir ateş yaktı evin mutfağında bize çay yaptı, oturduk boş bir odaya çay içip dinlerden konuştuk. Sonra hadi biraz yoga yapalım diye bizi salona davet etti, 2 saat boyunca yoga yaptık ardından uzun uzun meditasyon. Öğleden sonra saat 4 e geliyordu, hadi biraz gezelim diye atladık tuktuğa bizi sri lankada gördüğüm en güzel yerlere götürdü. Gerçekten doğu tarafının daha güzel ve el değmemiş olması hepimizi büyüledi. Yerel halkın olduğu yerlere götürdü 10 rp çay içip 50 rp karnımızı doyurduk Colombo’da 200 rp ye çay içemiyorduk. Akşam olunca biz artık gidelim dedik, üzüldü. Otobüs durağına bıraktı dün için yemek yediğimiz restorana borcumuzu ödemek için para çıkardım, birde tuktuğunun benzini bitmeye yakındı birazda fazla koyup uzattım. Biz kabul etmez, mırın kırın yapar gibi düşüncelerdeyken paraya bile bakmadan cebine koydu. Onun bu haraketi, hepizi duygulandırdı. Bu durumda bir insan nasıl olurdu paranın yüzüne bile bakmaz diye düşünürken, cebimde kalan son 500 rp yi arkasından koşup eline verdim. Onun işine bizden daha çok yarayacağını kesindi.
Cebimizde hiç paramız kalmamıştı, arkadaşlardanda isteyip limizitimizi kullandık, ve iki gün sonraya aldığımız Hindistana uçak biletimiz vardı. Olduğumuz yerden 250 uzağa,   gitmemiz gerekiyordu ama bunu cebimizdeki son parayı verirken düşünmedik bile. Bir şekilde gideceğimizi biliyorduk hepimiz. Gerçekten de öyle oldu, otobüs şöförüne rica ettik bir kaç saat sonra inandılar bize ve aldılar otobüse. Böylece sayısız tuktuk, tren yanında otobüsede ücretsiz binmeyi başardık.

 

Colomboya gelince Bestaminin Couchsurfing üzerinden iletişime geçtiği bir doktor bizi evine davet etti. 2 gün boyunca tabidi caiz ise villada harika zaman geçirdik. Artık Hindistan için hazırız! 

 

Bir önceki yazım olan Dünya Turu 78. Gün | İran Yol Günlüklerim  başlıklı makalemde bedava gezmek, dünya turu ve dünya turuna çıkmak hakkında bilgiler verilmektedir.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK