Koh Rong Adası Yol Günlükleri

…Geceden kalmayım, henüz uyuyalı bir kaç saat olmuştu ki  Adile ablanın ‘’ Tekne gidiyor çocuklar ‘’ sesiyle irkildik. Gözümden uyku akıyor, ona rağmen apar topar iskeleye koşuyoruz. Ne ayağımda terlik var ne de üzerimde bir T-shirt. Kafam halen güzel. Geceden yağan yağmur iskeleyi ıslatmış, kaymamak için önümde koşan ayakları takip ediyorum. İskelenin sonunda demirden oldukça eski eşya dolu bir yük teknesi bizi bekliyor. Arda’nın atladığını gördüm. Ardından elimden tuttu beni çekti. Teknenin arkasına geçip yere oturduk. Gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış, turkuaz denizin üstünde yavaş yavaş iskeleden uzaklaşmamızı izledik, az sonra yağmur fırtınasının içine doğru gireceğimizden habersiz….Hemen karşı taraftaki Koh Rong Samloem adasına gidiyoruz. Adalar arası bir yolculuk…

Koh Rong Adası 1. Gün

Kamboçya’ya geleli bir kaç gün oldu. Tayland sınırından itibaren uzun bir otostop yolculuğu sonrası Koh Rong adasına giden teknelerin kalktığı yere geldim. Çantamı yere koydum, etrafıma baktım güzel bir plaj burası oldukça haraketli ama güneş batmak üzere olduğundan denizin güzelliğini tam göremiyorum. Aklımdan kaba taslak bir plan yaptım. Bir an önce Koh adasına gideyim Özgür’ü bulayım tanışayım bir en fazla iki gün kalırım sonra yola devam ederim..

Merhaba, Koh Rong adasına ilk vapur ne zaman?

-En erken yarın sabah 8’de

Aa öylemi, tamamdır o zaman bu gece de sahildeyim.

(Hemen karşını göstererek )

-İstersen bizim restoranta yatabilirsin

Gerçekten mi? Super, teşekkür ederim.

Çantamı aldım iskeleden plaja yürürken restoranın önünde bira içen bir adama gözüm takıldı. Bu Barış abi ! Bali’de mekanı vardı ilk o zaman tanışmıştık. Koştum masasına abi naber, nasılsın diye sarıldık. Ardından Tuncay abi geldi. Oda yine Bali’de mekan sahibi idi. Şimdi restoranın yöneticiliğini yapıyor. Bira söylediler gece uzun uzun sohbet ettik. Koh adasından, adanın hikayesinden, buraların sahibi bora abiden…

Demek otostopla geldin buraya kadar he…Bali neresi burası neresi, halal valla ! diye söylenip durdu gece boyu. Artık bu duruma alışa geldiğimden insanların tepkilerine verdiğim karşılıkda reklex olmaya başladı.

Gece mekanı kapattılar, onlar evlerine gitti, bana yer yaptılar restoranda bir köşeye geçip kıvrılıp sabahladım. Gece sabaha kadar sineklerle boğuştum, ama güneş doğmadan önce bir kaç saat uyuyabildim.

Sabah oldu. Hemen İskelenin önünde tropikal kamboçya meyveleri satan yaşlı bir teyzeden 50 centlik ananas aldım. Kahvaltımı denizde yaparım, 2 saatlik vapur yolculuğum var nede olsa. Sarı bir tekne yanaştı iskeleye atladım hemen. Çantamı oturduğum bankın altına atıp, etrafı izlemeye koyudum. Bugün de kahvaltım ananas.

Az sonra teknenin dümeninde gözüm birine çarptı, bu adam gün gece biz Tuncay abilerle sohbet ederken yanımıza gelip selam vermişti.  Hamza abi, gittim yanına tanıştık, epey sohbet ettik. Uzun zamandır böyle bir hikaye dinlememiştim. 30 yılı hapiste geçen bir hayat vardı karşımda…

2 saatlik vapur yolcuğundan sonra Turkuaz denizin üzerinde yeşil bir kara parçası gözüktü. Burası Koh Rong olmalıydı. Burada kalmaya pek niyetim yoktu, ne kadar güzel olursa olsun artık Tayland’da adalara doydum diye yola devam etmeliyim diye düşünüyordum.

Tuncay abi bana Coco restoranta gidip Serkan diye birini bulmamı söyledi. O sana konaklama konusunda ve diğer ihtiyacın olan şeyler konusunda yardımcı olur demişti. Bende iskeleden iner inmez hemen karşıda olan Coco’ya gittim. Sekan abiyi buldum, kendimi tanıttım. Sağolsun Coco’nun hostel kısmında bana bir yer verdi.

Saat sabahın 10 olmasına rağmen adanın inanılmaz bir enerjisi var, masalar sandalyeler kumların içinde, mekanların hepsi ahşaptan rengarenk dizilmiş, insanlar ayak yalın etrafta yürüyorlar. Kızlar bikinili, erkeler shortlu. Kahvaltı yapıyorlar, sohbet ediyorlar.

Hostel bölümüne geçip duş aldım, bir iki saat kestirdikten sonra tekrar uyandım. Bu sefer ilk işim Özgür’ü bulmaktı. Vakit kaybetmek istemiyordum. Hem adanın keyfini çıkarmak hemde özgürü bulup bir an önce tanışmak istiyordum. Coco’da bir kaç tane daha Türkle tanıştım bu süreçte. Özgür arada gözüküyormuş ama o kadar. Coco’nun restoranına geçip Bilgisayarımı çıkarttım, bir kaç not aldım, fotoğrafları derledim. Aradan 1-2 saat geçti, kumsalda biraz yürüyüş yaptım, mekanları inceledim. Bu adada, bu kumsalda, denizde, mekanlarda beni neler bekliyor tamamen habersiz önünden geçtim gittim. Sanki yazılmış bir senaryonun isimsiz figüranı gibi…

Koh Rong, Kamboçya2. Gün

Uyandığımda saat 8 e geliyordu. Kapının üstündeki pencereden, hostelin içine güneş ışık süzülüyor. Çalışanlar çoktan ayaklanmış temizlikler yapılıyor, hostelde neredeyse herkes uyuyor. Tam köşe yataktan güvenlik kamerası gibi 14 kişilik yatakhanenin tamamını süzebiliyorum. Kızların hepsi geceden kalma üstleri deniz kumu, saçlar başlar karışmış bikinileriyle kendilerini zor yatağa atmış gibiler. Tayland’dan sonra bu kadar rahat bir hostel görmemiştim. Biraz daha yatakta sabah keyfi yaptıktan sonra, üst kattaki yatağımdan aşağı atladım. Gün başlıyor, kısa bir duştan sonra bir şeyler atıştırmak için Coco’ya gittim. Yemekler 3-4 dolar civarı, bana pahalı geldi ayrıca, canım da menüde ki hiç bir yemeği istemiyor, basit olsun ucuz olsun, bol su içeyim modundayım. İskele’nin üstünde khmer restoranı buldum 1 dolara güzelce karnımı doyurdum üstüne buzlu 50 cent’e buzlu kahve içince kendime geldim. Etrafıma baktım, turkuaz rengi bir denizin üzerindeki iskelede 1 dolara yemek yiyip keyif yapabiliyorum. İşte benim için lüks budur.

Özgür nerede acaba, gidip bir wifi bulsam diye iç geçirdim. Elimdeki buzlu kahve ile biraz plajda dolaşırken ‘’ WİFİ ‘’ yazan bir yer gördüm. Island Boys adında bir yer.

Pardon, acaba 2 dakika wifi kullanabilir miyim? Arkadaşımla burada buluşmam gerekiyordu da..

-Tabiki, Şifre : tigertiger

Teşekkür ederim.

Özgür’e yazdım, sanırım onda da internet yok iletilmedi. Neyse burası küçük bir ada, elbet bulurum. Coco’ya döndüm Serkan abi’ye sordum.

-Çok uzaklaşmış olamaz, ada burası. Üst kata baktın mı?

Hayır, hemen bir bakayım.

Merdivenleri ikişer ikişer çıkarak üste kata çıktım, tam köşede Türk’e benzer iki adam otuyor. Buldum sanırım…

-Merhaba, Emre ben ! Nasılsın?

Aa Emre, hoşgeldin bende de internet yoktu yazamadım sana. Ne yapıyosun, nasılsın?

-İyiyim, dün geldim bende buraya yerleştim. Seni bulduğuma sevindim.

Hemen yanında birisi daha vardı. Uzun saçlı, arkadan bağlamış hafif tombik, güler yüzlü.

-Merhaba

Merhaba, Mert ben de Memnun oldum.

– Bende memnun oldum. Sizi bölmeyim ben daha sonra devam ederiz nasıl olsa nerede olduğunu biliyorum artık.

1 saate yakın kendi aralarında konuştuktan sonra bana döndüler, sonra ben kendi hikayemi anlattım. Özgürü nasıl tanıdığımı ve neden bulmak istedimi anlattım. Uzun uzun sohbet ettik, ilk başta sorduğum sorulara anlam veremesede yavaş yavaş alışmaya başladı. Daha sonra akşam tekrar buluşmak üzere ayrıldık. Bu arada Mert abi sohbet etmeye başladık ve onunla uzun uzun sohbet ettik. Mert abi, de Coco’nun yöneticisiymiş. Uzun yıllar Türkiye’de yaşadıktan sonra bu adaya gelmiş ve burada yaşamaya karar vermiş. Gurme ve aşçı, yemek programları felan var. Sanal mutfak mert diye tanınıyor. Uzun yıllar blog yazmış. Tabi bende yeni bir blog yazarı olarak, aklıma gelen her şeyi sordum, sıkılmadan bildiği her şeyi anlattı sağolsun.

Coco’nun üst kattın rahatlığı beni cezbedince odaya gidip bilgisayarımı kaptığım gibi tekrar buraya geldim. Kemal abinin söylediklerini tek tek düşündüm. Aklımda kalan ise tek canlı bir kelime ‘’ Sürdürebilirlik ‘’. Oturdum akşama kadar bilgisayar başında geçmişe dönük fotoğraflarımı, videolarımı derledim. Hangi konular hakkında yazı yazabilirim onları düşündüm. Ve ilk blog yazma tohumları bugün attım.  Akşam olduğunda özgür ile Coco’da yine buluştuk. Elinde biralarla geldi yanıma, uzun uzun sohbet ettik. Burada yaşayabilirmiş ama oda emin değilmiş. Adada yaşamak baika bir şey. Şimdi sahilin en sonunda ki ağaç evlerde kalıyor. Eğer buralarda olmaz isem orayadayımdır dedi.

Emre Durmuş3. Gün

Coco’nun guest house’u bugün biraz daha sakin. Uyanır uyanmaz bilgisayarımı alıp Coco’nun üstü katına çıktım. Çünkü yapmam gereken bir sürü işim var, eski videolarımı toparladım, yazılarımı tekrardan sıraya dizdim. Ara sıra Hamza ile selamlaşıyoruz, ne zaman görsem elinde ot sarıyor bira içiyor. Daha sabahın 8 i başlıyor içmeye mekan kapanana kadar. Üst katta otururken bir ara wifi geldi gibi olunca Kemal abi (yoldaolmak.com) ile sesli görüşme yaptık. Yıllar önce oda burada kendi bloğunu iyileştirmek adına çalışmış. Tesadüf aynı ülke aynı ada…Gün boyu buzlu kahvem ve bilgisayarım ile vakit geçirdikten sonra akşam üstü güneş batamaya yakın denize gittim. Göl suyu gibi bir o kadar ılık olan denizde güneş batana kadar zaman geçirdim. Hostele gidip duş aldıktan sonra tekrar Coco’nun üst katına çıktım. Tekrar yazılarıma döndüm çok geçmeden yanıma biri geldi.

-Hello, How are you?

Abi Türksün sen, teşekkür ederim iyiyim sen ne yapıyorsun, nasılsın?

-HEHE, iyiyim bende ne olsun..

Felan derken muhabbet uzadı gitti, ben kendi hikayemi anlattım o dinledi arada sorular soruyor bende cevaplıyorum bildiğim kadarıyla. En son masadan kalkarken ‘ Bende Bora, memnun oldum ‘ dedi. Gitti. Nasıl yani? Bora mı? Patron Bora? hani buraların sahibi hep şu adı geçen, adanın tarihi yazan insan?

Patron diyince insanın aklına hiç bir şeyden memnun olmayan, takım elbiseli kıravatlı, yada ne bileyim en azından ayakkabı felan giyer. Bora abinin üzerinde siyah bir atlet, kısa bir short tombik bir vücut kocaman gülümsemeli bir surat var. Böyle patron mu olur yahu? demek ki oluyormuş. İlk böyle tanıştım bora abi ile. Gece bitmeden bir ara yine yukarı çıktı masaya geldi. Bu sefer Mert abi (Coco’nun yöneticisi) ile beraberler, yemek yerken, beni Özgürün kaldığı ağaç evlere davet etti. Bir kaç gün ağırlayım seni misafirim ol dedi. Nasıl mutlu oldum. Çünkü adaya ilk geldiğimde gördüğüm yer orasıydı vay be dedirtmiştir. Adanın en güzel yeri belkide.

Koh Rong, Kamboçya4. Gün

Güne bugün meyve yiyerek başladım, biraz adanın etrafını keşfedeyim diye bilgisayarımı almadım yanıma. Gördüğüm bütün güzel plajlarda denize girdim bir kaç insan ile tanıştım, muhabbet ettim. Bir ara coco’dan geçerken Mert abi ; yarın ne yapıyorsun? diye sordu. Aynı abi bir planım yok, takılıyorum. dedim. Gel seni diğer adaya götüreyim, benimde ufak bir işim var beraber gidelim. dedi. Süper dedim, bana uyar. Aynı Koh Rong gibi orası hakkında da en ufak fikrim yoktu. Keşfetme heyecanı sardı içimi, hostele dönüp kameramı şarj ettim. Akşam olunca Coco’ya geldim, yine tıp tıs tıp tıs müzik ile insanlar dans ediyor herkes çakır keyif. Zaten plajla iç içe olduğun herkes bayolu/bikinili. Ayaklarda terlik yok, heryerde deniz kumu. Ellerde biralar, koktelyler. Bir iki saat aralarına karıştıktan sonra yukarı çıktım, Özgür yazı yazıyordu. Planktomları gördün mü dedi? Hayır dedim ne onlar? Hadi gel göstereyim dedi, denize gidiyoruz. Gittim havlumu aldım geldim, plajın en az ışık olan yerine doğru yürüdük. Denize girdik. Birde ne göreyim ! Sihir gibi bir şey bu. Denizin içini yıldız kaplamış sanki, elimi haraket ettirdiğim yer yeşil yeşil parlıyor, sanki sihir yapıyorum. Mükemmel bir şey bunlar, hayatımda ilk defa böyle bir şey görüyorum. Onlarla yüzmek harika bir duygu. Burada bunu taktik olarak kullanıyorlarmış. Şarhoş güzel kızları avlama taktiği; Planktomları gördün mü?

5. gün

Uyanır uyanmaz Aşağıya inip Mert abiyi sordum. Bugün karşı ada Samloem’i keşfetmeye gideceğiz. Yanıma bir tek kameramı aldım, ne terlik giydim ne de T-shirt çıplak ayak atladık vapura. Samloem Adasının bir ucunda olan M’ Pay Bay köyüne gidiyoruz. Yolda giderken Mert abi bana buralardaki mercan adalarından bahsetti. Adaya ilk geldiklerinde yaptıkları temizliklerden, adanın kurulmasında köylerine kadar. Samloem’e gelince ben biraz fotoğraf çekeyim diye plajdan yürüyerek köye gittik. Köy iki sokaktan oluşuyor, ormanın içine doğru bir kaç ev daha var, ayrıca denizin üstüne yapılmış iskele kenarı bir kaç ev var hepsi bu kadar. Adanın yerlileri yaşıyor buralarda, aralarına serpiştirilmiş barlar, restoranlarda var. Mert abinin yeri İskelenin hemen üzerinde Mavi küçük bir restorant. Mekanına gitmeden önce seni bir yere götürecem gel kahvaltı edelim dedi. Köyün içinden bir yere girdik. Uzaktan ‘’ Merhaba, Nasılsınız’’ diye bağırdı. Burası Türk restorantı Kıymet anne ve Arda’nın yeri dedi. Selamlaştık masaya oturdum. Kıymet anne Türk kahvaltısıyla masayı donattı, nasılda özlemişim. Sonra geldiler Arda ile masaya oturdular. Uzun uzun muhabbet ettik.

Koh Rong Samloem Buraya geliş hikayesini anlattı, çok hoşuma gitti. İşte o zaman dedim, bu adadaki türklerin hikayeleri yazmaya değer diye ve işte bu yazımı yazmıştım. Türk Adası. Kahvaltıdan sonra mert abi kendi mekanına gitti, bende aldım kameramı köyü keşfetmeye. Çocukları buldum hemen kaynaştık zaten. Oradan oraya koşuyoruz, atlıyoruz zıplıyoruz. Epey oynadım onlarla. Bol bol fotoğraf çektim. Akşam üstü vapur gelmeye yakın Kıymet annelere selam verip tekrar iskeyele döndüm ve Koh Rong adasına geçtik tekrardan. Gittiğimde akşam olmuştu bende çantamı almak için kimseyi rahatsız etmeyim dedim ve direk Ağaç evlere yani Tree house’a gittim. Artık buraya taşınma vakti geldi. Oraya vardığımda İspanyol bir çalışanın ismini vermişti mert abi ‘Brays’ onu bul yardımcı olur demişti. Gittiğimde şansıma oradaydı, kendimi tanıttım Bora abinin misafiri olduğumu söyledim. Beni bir bungova yerleştirdi. Uzun zaman sonra kendime ait bir yerim olmuştu. Yalnız kalabileceğim, yazılarımı yazabileceğim, istersem çıplak bile uyuyabileceğim tamamen bana ait bir yer. Burada iyi dinlenmeyim. Sanırım koh ron günleri sandığımdan daha da uzun olacak.

6. Gün

Sabah huzurun içinde uyandım. Yemyeşil doğanın ortasına kondurulmuş bir bungolov sessizliğin içinde bir yerdeyim. Bu duyguyu doyasıya içime çektim, belki uzun süre bu huzuru bulamayacaktım. Balkonumda ki hamakta sallanırken bir müzik açtım, öylece sallandım durdum. Karnım acıkmaya başlayınca restorant bölümüne gittim. Orada özgür ile karşılaştım. Hemen yanımda ki bungolovda kalıyormuş. Bu sefer komşu günaydın diye selamlaştık. Bora abinin misafi olduğumu öğrenince sevindi ve hemen ardından yemek işini nasıl yapıyosun diye sordu. Bir fikrim yok deyince, sen Bora’nın misafirisin dur bir konuşayım kasadaki yönetici ile dedi. Konuştu geldi, tamamdır istediğini sipariş verebilirsin ödeneme gerek yok dedi. Süpermiş dedim, o zaman kilo alma zamanı geldi. Bu yemek olayı benim için çok iyi oldu, çünkü karnım doyduktan sonra mutlu olmamak için hiç bir sebeb kalmıyor bende. O gün akşama kadar restoranta özgür ile oturduk yedik içtik muhabbet ettik. Arada o bilgisayarına gömülüyor yazılarını yazıyor, bende bloğumun eski yazılarını toparlıyorum. Sonra başımızı kaldırıyoruz yine muhabbet ediyoruz. Arada denize girip geliyoruz.

Koh Rong Kamboçya

Koh Rong’da Geçen 1,5 Ay

Koh Rong’ da her şey böyle başladı işte. İlk günlerimde tanıştığım insanlar ve birazda şans ile adaya güzel başlangıç yaptım. Daha sonra ki günlerde sırayla koh rong adasında yaşayan türklerle tanışmaya başladım. Hemen hemen her gün birisi ile denk geliyordum ve onların hayat hikayesini dinliyordum. Bu adada olup biten her şey film gibi. Daha çok dizi gibi. Herkes başka bir karakter, dedikodular, kavgalar, aşklar gırıla gidiyor bu yüzden müthiş eğlenceli. Diğer zamanlarımın büyük çoğunluğunu bilgisayar başında geçirerek blog yazılarımı yazmaya gayret ediyorum. Bu işte daha çok yeni olduğum için de epey yavaş ilerliyorum.

Akşamları eğer kendimi üretken hissedersem restorant kapansa dahi wifi açık bıraktırıyorum ve gün doğumuna kadar bilgisayar başında zaman geçiriyorunum. Eğer sıkılırsam, köye inip adanın çılgın gece hayatına karışıyorum. Çarşamba ve Cumartesi günleri sürekli police beach partileri var onları kaçırmıyorum zaten. Police beach partilerinin en güzel yanı after parti bence. Bir defasında 4 gibi uyuya kalmışım sahilde, sabah güneş uyandırdı beni. Etrafıma bakıyorum kimse kalmamış. Denize gireyim açılayım dedim. Şişme bottan sesler geliyor. Yüzerek bota gittim, 6 tane anadan doğma çıplak kız ve bir tane adam var ,kafaları çok güzel. Muhtemelen ağır uyuşturucu almışlar.  Botun içine su dolmuş yani denizin ortasında jakuzi havası var. Atladım aralarına sürekli gülüyoruz ama neye gülüyoruz bende bilmiyorum. Sonra Ömer abi geldi, elinde bir sürü bira herkese atıyor suya düşüyor bulabilirsen alıp içiyosun 🙂 Sonra after parti diye ömer abi bizi bir bungovala götürdü tüm oradaydık. Böyle efsane after partilerde oluyor işte denk gelirse.

Tree house restoranında otururken yalnız seyahat eden bir sürü insanla tanışıyorum. Arada güzel kızlar gelirse onları ‘ Koh Rong Adasının Tanıtım Filmi ‘ oynatacam deyip adanın ıssız plajlarına götürüyorum. Bol bol çekim yapıyoruz, yüzüyoruz felan. Bazı günler bungolovdan çıkmak istemiyor canım, hamağa geçip akşama kadar sallanıyorum kitap okuyorum müzik dinliyorum. Canım aksiyonlu bir şeyler yapmak isterse restoranın önündeki kanolardan alıp denize açılıyorum. Taylanda hostelde çalışırken bir alman kızla tanışmıştık. Kamboçya’ya gideceğini söylüyordu, belki karşılarız diye iletişim bilgilerimi almıştık. Bir gün restoranta oturuken ondan mesaj geldi, Nerdesin? Ben Kamboçya’ya gelmeyi planlıyorum belki görüşürüz dedi. Adresi verdim direk adaya davet ettim oda uçarak kabul etti zaten. 4 gün beraber kaldık. Aslında beraber gezmeyi düşünmüştük ama ben artık yalnız gezmeye çok alıştım kimseyi çekemem diye vazgeçtim. O sonra yoluna devam etti, koh rong günlerime de renk katmış oldu. Daha sonraları iki hollandalı kız ile tanışmıştım. Onları epey fotoğraf çekiminde ve videolarda kullandım çünkü gerçekten güzellerdi.

Koh Rong, KamboçyaHer akşam Bora abi mutlaka Tree house’a uğruyor ve bir iki saat muhabbet ediyoruz. Her gün o efsane hikayesinden küçük küçük anılar anlatıyor, bazende öyle boş boş video izliyoruz beraber. Arada kitabını alıp köşeye çekiliyor, öyle sessizce selamlaşıyoruz. Bir gün otururken bir adam geldi restorana gece saatlerinde. Bora abi, bu benim babam diye tanıştırdı. Adam beyaz sakallı, beyaz saçlı yaşlı bir amca ama çok dinç duruyor. Her gün oda benimle birlikte restoranda sabahlıyor. Bazen güneş doğmadan önce kalkıp muhabbet ediyoruz, bazende beraber köye gidip geliyoruz. Uzun zaman sonra tanıştığım en efsane adamlardan birisi. Hikayesinin özetini şuradan okuyabilirsiniz.

Koh Rong Adasında Yaşayan Türkler

Bir ara karşı adada tanıştığım Arda Koh Rong’a geldi. Zaten onun gelmesiyle benim tüm düzenim değişti. Her gece deli gibi yiyip içiyoruz, kafalar güzel oluyor, partiden partiye gidiyoruz. Sonra da gidip onun bungovunda uyuyoruz. Bazen 4 kişi bazen sadece ikimiz gidiyoruz bungolova. Bir gün Arda ile beraber kano yapalım, plajları gezelim istedik ve atladık kanolara. 4 k beache giderken, solda kayaların arasında Settar abiyi gördük. Settar abinin yeri efsane bir yer, her zaman oraya gider otunu sarar içer. Küçük gizli kalmış 5-10 metrelik bir koy. Etrafı orhun harabeleri gibi taşlardan çevrilmiş. Bizde selam verelim sonra plaja gideriz diye koya kürek çektik. Epey muhabbet ettik, birer fırtta biz çektik sonra yola devam ettik. Plaja geldiğimizde deli gibi yağmur yağmaya başladı. Göz gözü görmüyor. Her yer bembeyaz. Plaj beyaz, gökyüzü beyaz, deniz beyaz ama sadece haraket şeyler kanolar ve yağmur damlaları. İnanılmaz güzel bir andı. Kanoları sahile çektik, başladık plajda koşmaya. Deli gibi gülüyoruz, koşturuyoruz. Epey yağmurla oynadıktan sonra yağmur durdu. Kimsenin olmadığı plajda restoranın içinden 3 tane kız çıka geldi. Onlarda kanolarına biniyorlardı, bizim suda olduğumuzu görünce yanımıza gelip selam verdiler. Denizde epey muhabbet ettik. Sonra onlara Settar abinin yerinden bahsettik ve oraya götürmeyi teklif ettik. Kabul ettiler, güneş batmaya yakın 5 kano denizin ortasında kürek çekiyoruz. Deniz durgun daha biraz önce yağmurla sevişmiş de durulmuş. Settar abinin orada kimse yoktu. Arda ben ve 3 fransız kız ile orada epey zaman geçirdik. Daha sonra akşam yemeği için Coco’ya kürek çektik. Bu fransızlar yemekle içki içmeye bayılıyorlar. Ben daha beceremiyorum ama bir iki koktely içebildim. Bu arada eğer coco da ise hesaplar ardanın oluyor. Tree house da isek de benim oluyor. Sonrasında zaten ipler koptu kafalar güzel olunca kumsaldan yürüyerek plajın karanlık yerine gittik, planktomları görmeye 🙂 O gecede Ardanın bungolovda kaldık.

Sabah oldu…Geceden kalmayım, henüz uyuyalı bir kaç saat olmuştu ki  Adile ablanın ‘’ Tekne gidiyor çocuklar ‘’ sesiyle irkildik. Gözümden uyku akıyor, ona rağmen apar topar iskeleye koşuyoruz. Ne ayağımda terlik var ne de üzerimde bir T-shirt. Kafam halen güzel. Geceden yağan yağmur iskeleyi ıslatmış, kaymamak için önümde koşan ayakları takip ediyorum. İskelenin sonunda demirden oldukça eski eşya dolu bir yük teknesi bizi bekliyor. Arda’nın atladığını gördüm. Ardından elimden tuttu beni çekti. Teknenin arkasına geçip yere oturduk. Gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış, turkuaz denizin üstünde yavaş yavaş iskeleden uzaklaşmamızı izledik, az sonra yağmur fırtınasının içine doğru gireceğimizden habersiz….Hemen karşı taraftaki Koh Rong Samloem adasına gidiyoruz. Adalar arası bir yolculuk…

Ardaların adasına yani Koh Rong Samloem’e geçtik. M’Pay May köyündeyiz. Burası sessiz ve huzurlu bir yer. Koh rong’un o keşmekeşi burada yok. Yerlilerin içinde bir kaç restoran bir kaç tane bar var o kadar. Buranın ayrıca enerjisi çok güzel. Tam bir hafta kaldım burada. Hem de çok güzel kaldım, pideler, pizzalar, gözlemeler, türk kahvaltıları. Arda’nın annesi kıymet anne sağolsun çok güzel baktı bana. Uzun süre unutamacağım o lezzetli yemekleri. Bunları yazarken bir yandan da sade pilav yiyorum o yüzden daha bir anlamlı geliyor kıymet annenin yemekleri. Gündüzleri akşama kadar restoranta takılıyoruz, bazen ben köyleri geziyorum iki fotoğraf çekiyorum. Akşam olunca düşük sezonda açık olan iki bardan birisini tercih edip gidiyoruz. Bu ya ingiliz güzel kız, Elise’in barı oluyor yada Alman kızın barı dragon fly oluyor. Kafalarımız güzel olana kadar içiyoruz sonra sallana sallana gelip uyuyoruz. Bu her akşam aynı. Bir gün yine bardan döneceğiz, ben denize girmek istiyorum dedim ve atladım. Şansıma o gün ay yoktu ve yıldızların altında gördüğüm planktonlar inanılmaz büyüleyiciydi. Sanki yıldızların içinde yüzüyor gibiydim. Bu adada elektrik olmadığı içinde karanlık olması atmosferi mükemmel kılıyor.

Couchsurfing’den Arda’ya bahsedince epey hoşuna gitti, hadi birilerini davet edelim gelsin bizim hostelde kalsınlar dedi. O gün Kamboçya’ya gelen insanlardan hoşumuza gidenleri davet ettik, daha 1 saat geçmeden kanadalı iki kız gelmeyi kabul etti. Böylece yeni bir macera başlamış oldu bizim için. Bir kaç gün sonra kızlar Koh Rong’a geldiklerinde bizde tekneye binip Koh Rong’a geçtik. Coco’da uyuya kalmışlar yorgunluktan. Beraber yemek yedikten sonra kızları bungolova çıkardık. Ertesi sabah onlar bizden önce kalkıp yogaya felan gitmişler, geldiklerinde ”Doğum günün kutlu olsun ” diye uyandırdılar. O zaman fark ettim tarihin 14 haziran olduğunu.

Gün için plan yaptık ve adanın arkasında olan Long beach’e gitmeye karar verdik. Uzun bir yürüşten sonra tam sahile geldiğimizde dev gibi kayaların olduğu bana göre fotojenik olan bir yer görünce zıpladım hemen. Onlarıda çağırdım hadi gelin üzerine çıkalım diye. Arkadam gelen ve hiç bir şeyden habersiz olan iki kız, masumca beni takip ettiler ve amansız gelen bir dalganın gazabına uğrayıp kızlardan birisi kayanın üzerinden düştü. Evet düştü ve ayağı kırıldı. O an kendime çok kızdım, benim suçumdu onları ben çağırdım…Vakit kaybetmeden yanına koştum ve benden neredeyse iki kat ağır olan kızı kucaklayıp karaya götürmeye çalıştım. Bir yandan dalgalar geliyor bizi ıslatıyor, diğer yandan dev gibi kayaların üzerindeyiz haraket etmek çok zor ve kucağımda ayağı kırılmış bir kız. Bir bacağı kanlar içinde, diğeri kırık. Çok güçlü bir kız ağlamıyor bile İyi olmadığını söylüyor yüzünden acısını anlayabiliyorum, zor bela karaya çıkarabildim ve ardından bizimkiler geldi. Turnike yaptık, sardık sarmaladık bir şekilde yola çıkartıp önce bir yere kadar motorla sonra kucakta daha sonra tekne ile adanın ön tarafına götürebildik. Uzun süre oflayıp pufladım özür diledim ama onlarda senin hatan değildi deyip rahatlamamı sağladılar. Ben olsam o kızın yerinde salya sümük ağlıyordum hayatımda gördüğüm en güçlü kızlardan birisi. Coco’ya gelince Eczaneden bir sürü ilaç felan alıp, buzla tedavi etmeye çalıştık ama görünüşe göre böyle olmayacak ana karaya gitmesi lazım. O yüzdendir yarın ki ilk vapur ile onları gönderdik. Buda böyle bir doğum günü anısıydı. Şimdilerde facebook’da görüyorum, kol dernekleriyle Vietnamda geziyor, iyileştiğini ve bir iki hafta içinde yürüyebileceğini söylüyor.

Adada yaşadığım son macerada böyleydi. En son Arda ile beraber gitmeden kıymet annenin elini öpeyim diye karşı adaya geçtik tekrar. Orada bir gece kaldım, ve ayrılık vakti geldi. Sarıldık, iskeleye yürüdüm tekrar. Vapur geç gelince Arda ile çok güzel sohbet ettik. İkimizde biliyorduk, ilk tanışmamızın son konuşmasıydı. Vapur geldi ve yavaş yavaş iskeleden ayrılırken Kıymet anneyi iskeleye koşarken gördüm el sallayarak geliyordu. Göz yaşlarımı tutamadım…

Koh Rong Adası Yol Günlükleri Özeti 

  • Nasıl bir yaşam istiyorum? Sorusunu cevapladım ve uygulamaya koyuldum.
  • Bol bol Türk yemeği yedim ve 5 kilo aldım.
  • 22 yaşımdan 23 yaşıma zıpladım, yolda büyüdüm
  • Seyahat anlaşımda değişiklikler yaptım
  • 2 Kitap bitirdim, 10 film izledim
  • Beni tatmin eden 5 güzel fotoğraf çektim
  • Parti hayatını dibine kadar yaşadım, sıkıldım.
  • Plankton diye bir sihir öğrendim
  • Yalnız kalmaktan daha çok zevk almaya başladım
  • Birbirinden farklı hikayesi olan Türklerle tanıştım
  • 35 adet blog yazımı yayımladım
Koh Rong'dan ayrılış
Koh Rong Adasına Veda Ederken

Koh Rong Adası Gezi Rehberi


Koh Rong Adasında Yaşayan Yerliler


Koh Rong Adasında Yaşayan Türkler 

Yalnız Seyahat Etmek

Yalnız seyahat etmek diye bir şey yoktur, tek başına seyahat etmek diye bir şey vardır. Bu konuda düşüncelerimi yazmadan önce bu ayrımı yapmak istedim. Çünkü sanılanın aksine yalnız seyahat etmeyi yalnız kalmak ile karıştıranlar var. O yüzden dir bir çok yerde ‘’ Yol arkadaşı arıyorum ‘’ postları görüyorum. Çoğu zaman seyahat özgürlük demektir diye süslü cümleler kuruyoruz ama arkası boş kalıyor. Özgürlük demek her hangi konuda birden fazla seçeceğinin olması demektir. Yani seçebiliyor olma lüksüne aslında özgürlük diyoruz.koh phangan

6 aydır Asya’da tek başıma seyahat ediyorum, hissettiklerim ise tek kelimeyle özgürlük! Hayatımın en unutmaz zamanlarını bu süreçte geçirdim. Bloğumda, sosyal medya da yaşadıklarımı paylaşırken her seferinde ‘’ Unutamacağım bir yol hikayesi ‘’ diye cümleler kurdum. Her seferinde bir başka hikaye diğerinin yerini aldı, güçlendirdi. Verdiğim her kararın, attığım her adımın sadece bana ait olma hissi yaşadıklarımı bir nebze daha anlamlı kıldı.

Ben yalnız seyahat etmekten keyif alıyorum ve bundan sonraki uzun soluklu seyahatlerimde de bir başkasıyla yolu paylaşabileceğimi sanmıyorum. Peki yol arkadaşıyla seyahat etmek kötü mü? Tabiki değil. Hatta bir çok avantajıda var. Bunlar beraber yaşadığınız yol anılarına ortak olmak, aynı yemeği paylaşmak, kimi zaman aynı yastığa baş koymak olabilir. Acı tatlı bir çok durumu beraber göğüsleyebilmektir. Harika bir manzarada omuz omuza verip kahkaha atmak, belki bir şeyler içmek güzel duygulardır. Tüm bunlar tabiki her zaman böyle olmuyor. Bu durumda şu soruyu sormamız gerekiyor ; Seyahatten beklentim ne? Gerçekten yolda olmak mı? Maceradan maceraya koşmak mı? İçsel bir yolculuğa çıkmak mı?  Eğer cevap hepsi ise ; bu ancak yalnız başına seyahat etmek ile olur.

img_2854

Cameron Highlands, Malezya'nın yaylaları
Cameron Highlands, Malezya’nın yaylaları
Bali, Pirinç tarlasında bir gece
Bali, Pirinç tarlasında bir gece

IMG_6968

Açıkça şunu söyleyebilirim gerçekten içsel bir yolculuğa çıkmak yol arkadaşıya olabilecek bir şey değildir. Hiç bilmediğin bir ülkenin ücra köşesinde ki bir köyden diğer bir köye yerel bir otobüs ile seyahat ederken, kafanı cama dayadığında düşündüklerin senin içsel yolculuğunun yansımalarıdır. İşte bu ve bunun gibi anlarla dolu bir seyahat bence gerçek seyahattir.

Yalnız başına seyahat ettiğimizde kendimize olan güven artar, daha açık fikirli olmayı öğreniriz, bir çok konuda esnekliğimiz artar, kendi karakterimiz ile yüzleşme ve değiştirme fırsatı yakalarız, sahip olduklarımıza daha farklı anlamlar yükleriz, ve tabiki Dünya’nın farklı ülkelerinden bir birinden güzel yeni arkadaşlar ediniriz. Etrafında kimseler yokken bile yalnız kalmazsın.

 

cropped-IMG_1295-1.jpg

 

Bir gece uyanıyorsun ve sabahın ilk ışıklarında elinde küçük bir fenerle 600 merdivenden oluşan bir tapınağın merdivenlerini tırmanıyorsun, yanında bir gün önce tanıştığın senin gibi yalnız seyahat eden biri insan. Amaç; Gün doğumunu izlemek, yer Hindistan, Hampi tapınakları…


Yolda görüşmek üzere !

 

Neden Dünya Turuna Çıktım?

Oksijen Çarptı.

Ne olduysa oksijen yüzünden oldu…

Biraz şöyle ciğerlerime temiz oksijen çekeyim diye Balkan Turu yaptım, kış günü fena çarptı. Sonra bir baktım, oksijen kafa yapıyor hoşuma da gitti, bağımlısı oldum. 22 yıldır çekiyorum, böyle kalitelisi görmemiştim. Dedim ya oksijen bağımlılık yaptı. Sonra farklı oksijenler deneme merakı sardı beni. Uyandım ! Harbiden fena bir şey, bir süre sonra yeni oksijen almayınca vücut farklı tepkimelere girmeye başlıyor, zayıf düşüyor, kandırılmaya çok müsait oluyor. Oksijensizlikten ben bile bana inanmaya başladığım zamanları biliyorum. Tokatladım kendimi, kızdım bak dedim yapma dedim. Oksijeni hatırla dedim. Sonra aklım başıma geldi tekrardan, evet dedim kandırılıyorum. Kandırılıyoruz. Kanma dedim bir daha tokatladım kendimi. Baksana her sabah metrobüste giden insanlara. Yüzleri gülmüyor, işte onlar çoktan kandırılmış. Bir kaçına oksijen serpebilirim, belki yüzüne su çarparım ama çok kalabalıklar. Sonra beni yine kandırırlar. Uzaklaşmam lazım. Kaçtım. Kendime yaklaştıkça onlardan uzaklaştığımı hissettim.

Ülkemin en güzel oksijenlerini içime çekmeye başladım. Hep iki nokta arasında ki zaman diliminde olanlar en güzelleri oldu. Yolda Olmak yani. Sonra farklı fanteziler kurmaya başladım…Uzak memleketlerin oksijenleri çekme hayali heyecanlandırdı. Düşünsene, masmavi bir denizi tepeden gören bir yerdesin, karşında güneş yeni doğuyor, yanında çiçek gibi bir kız, ülkenin adı Endonezya. Oh mis gibi….Ya da düşünsene izlediğin Kore filmlerinde ki çok tatlı o minik minik insanlarla bira içiyorsun. Yada dur dur şöyle büyük bir çölün ortasında yıldızları izliyorsun, ne izlemesi dokunuyorsun ülkenin adı Fas. Avazın çıktığı kadar bağırdığın kuzey ülkelerinin teperine çıkıyorsun adına Norveç diyorlar. Zamanda yolculuk yapıyorsun, o özlediğin çocukluk duygularını yaşıyorsun. Gülle oynuyorsun, toz toprak içinde maç yapıyorsun, bahçeden meyve koparıp kaçıyorsun. Ülkenin adı İran.

İşte böyle hayallerle dolup taşarken, bir de dedim ki ;

Ulan herkesin bir hayat hikayesi var ve bunu yolu dolaylı yada dolaysız bir şekilde kendisi yazıp oynuyor. İşte o zaman ben neden kendi hayat hikayemi yazmayayım? Sistemin bana dayattıklarını reddet miyeyim ? Kalıplaşmış yaşamlar bu kadar bunaltmışken tamda çıkmanın zamanı değil mi ?

 Istanbul’da ki 3. Yılımın sonlarına doğru önce yaşadığım evdeki tüm eşyalarımı satıp/dağıtıp hiç bir şeye sahip olmama duygusunu yaşadım. Daha sonra ise üniversitemi ve işimi bıraktım.

Bugün Dünya Turuna çıkalı 10 ay oldu, Kamboçya‘nın Koh Rong adasındayım. Dalga seslerinin kulağıma geldiği bir akşam vakti, bungolovumdaki hamaktan bu yazıyı yazıyorum

Peki sen neden dünya turuna çıkmalısın ?

Çünkü ;
Bu yolculukta İnsan gezersin, farklı kültürler tanırsın, farklı coğrafyalara ayak basarsın, dünyanın en güzel gün batımını/doğumunu izlersin, binlerce hayat hikayesi biriktirirsin. Tanımadığın insanlar sana yardım eder, sen onlara yardım edersin, Aşık olursun, büyük resmi görürsün, gerçekte sahip olduklarını bilir değer verdiklerini bilirsin, özlersin, kendini tanırsın, ufkun açılır, daha yaratıcı olursun, amaçların ve hayata dair hedeflerin dahada netleşir, iyilik güzellik ve sevgi kavramlarını dibine kadar yaşarsın! Evrenselik, din, inanç, politika, ekonomi, çevre, insanlar hepsi üzerine bir kere sağlam düşünürsün. 
Dostlar edinirsin. Seyahat etmenin inanamaz hafifliğini hissedersin. Hayatında hiç eğlenmediğin kadar eğlenir, gülmediğin kadar gülersin, Mutlu olursun!

Ama sen yinede evde otur, boşver.

Emre Durmuş

Sosyal medyadan takip etmek isterseniz :

 

dip not : Uyuşturu ve türevlerini kullanmıyorum. 

 

Dünya Turu bütçe

985 Dolar ile Dünya Turu: 9 Ay, 20 Ülke, Yüzlerce Şehir

Dünya Turu bütçe

Dünya Turu, yola çıktığımdan beri hiç bir sponsor almadım. Yola çıkarken biriktirdiğim belli bir param vardı ama o para daha ben yola çıkmadan elimden uçtu gitti. Kısacası soyuldum. Neredeyse parasız dünya turu yapmam da bundandır. Yoksa yola çıkarken ben parasız dünya turu yapacağım diye çıkmadım. Param yoktu ve ben bunu gerçekten yapmak istiyordum.

Para!

Şimdiye kadar değer vermediğim ve sadece araç olarak kullandığım bir şeyin hayallerimin önüne geçmesine izin veremezdim. Yaşayacaklarımı az çok kestirebiliyordum ve hazırdım. Ve Nazım Hikmet’in de dediği gibi “Yaşadım !” diyebilmek için bu yola çıktım.

Onun dışında ailem her zaman maddi ve manevi beni desteleyen en büyük sponsorum oldu. Çok zor durumda kalmadığım sürece para istemedim. Ama biliyordum ne zaman istersem ellerinde ne var ne yok göndereceklerini. Tekrar söylemek istiyorum, böyle bir ailem olduğu için çok şanslıyım.

Arkadaşlarım ve seyahatimi buradan ve sosyal medyadan izleyenler, yani sizlerden gelen yardımlar sayesinde yemek yiyebildim kimi zaman da vize paramı karşıladım. Zorunlu uçak biletlerimi ise ailem karşıladı. Ulaşımların %90 ini otostop ile yaptım. Konaklamalarımın çoğunluğu ise Couchsuring ile sağladım. Gönüllü işler yaparak bunları karşıladığım zamanlarda oldu. Gece hayatının neredeyse tamamında fotoğrafçı olarak çalıştım, ücretsiz sağladım. Genel olarak para harcadığım tek konu yemek idi.

 

Otostop nedir

Benim dünya turumu iki kısma ayırmak gerekiyor. Birinci kısım azda olsa para harcayarak gezdiğim kısım Avrupa. İkinci kısım ise daha az para harcayarak gezdiğim Asya. Aşağıda kalem kalem ne harcadıysam her şeyi yazmaya çalıştım. Tüm bu giderlerim ise şu şekilde.

Dünya Turu  Avrupa : 460 Euro (510 Dolar) 
Dünya Turu Asya : 475 Dolar

2 defa telefonum çalındı tekrar satın alabilmek için takipçilerimden ve ailemden yardım istedim tekrar satın aldım.  Ayrıca bilgisayar satın almak bir süredir çalışarak biriktirdiğim param yine çalındı. Bir kısmını kendim bir kısmını ise sayın Kemal Kaya (yoldaolmak.com) destek oldu ve bilgisayar satın aldım. Bu harcamlarımı ayrı tutmak istedim.

1. Telefon : 300 Dolar
2. Telefon + Kamera : 600 Dolar
Bilgisayar : 500 Dolar

Not : Her hangi ülke hakkında merak ettikleriniz ayrıntılar için ülkenin ismine tıklayarak Yol Günlüklerimi okuyabilirsiniz.

Yola Çıkmadan

Schengen Vizesi:  60 Euro

İnterrail Bileti : Ücretsiz (yol arkadaşımın desteği ile bir firmadan ücretsiz almıştık)

İstanbul – Madrid Uçak bileti : 150 Euro

Toplam cebindeki tam olarak nakit para 172 euro idi. Banka kartımda ise 40 euro ( 120 tl )  vardı.

Couchsurfing nedir


 Dünya Turu Avrupa Kısmı

İspanya Gezisi (3 gün)

İspanya dünya turunun ilk ülkesi oldu. Aslında Fas’a gitmek için aktarma yaptığımız yer diyebilirim. 3 gün kaldığımız sürede çok az harcama yaptık.

  • İspanya Konaklama : Parkta çadırda konakladık.
  • İspanya Yeme-İçme : Marketten peynir, zeytin, ekmek, şarap alışverişleri şeklinde yaptık ve iki defa Mc Donals : 10 Euro
  • Real Madrid – Galatasaray Maç bileti : 10 euro
  • İspanya toplam : 20 Euro

Not : İspanya’da Balon satarak 5 euro kazandık. Gezerken Para kazanmak

Diğer videoları yavaş yavaş yüklümeye devam edecem. Takip etmek için Youtube kanalıma abone olabilirsiniz.


Fas Gezisi (15 gün)

Fas gezim boyunca satın aldığımız tur dışında yeme içme giderimiz oldu. Fas harcamalarım ise genel olarak şu şekilde.

  • Madrid – Fas, Marekeş uçak bileti Ryanair : 20 Euro
  • Fas Marekeş konaklama : Ücretsiz, Airbnb’nin fotoğraf yarışmasından kazandığım kodları kullandık.
  • Fas 3 Günlük Çöl turu : 55 Euro
  • Fas’ın diğer şehirlerine ulaşım : Otostop yaparak ve trene kaçak binerek yaptık ulaşıma hiç para vermedik.
  • Fas yeme – içme toplam : Bir kere yemek ziyafeti çektik, geri kalan yemekler marketten alışveriş idi : 20 Euro
  • Fas – Algacisras vapur bileti :  27 Euro ( Arkadaşım Onur Yağız Destek oldu )
  • Fas Yol Günlükleri
  • Fas Çöl Turu Yol Günlükleri
  • Fas Gezi Rehberi

İspanya Gezisi (Tekrar)

  • Algacisras 1 gece konaklama çadır, yemek ise Türk dönercinin ikramı oldu : ücretsiz
  • Buradan sonra İnterrail biletimiz sayesinde ulaşıma hiç para vermedik.
  • Barcelona’da 1 öğün Mc Donalds ve Trende dahil sonrasında 3 gün yetecek kadar Market alışverişi: 10 Euro
  • Barcelona – Paris : Ücretsiz, İnterrail bileti


Fransa (2 gün)

 

  • Paris Konaklama : Tren garı, ücretsiz
  • Paris Yeme- İçme : Zaten Marketten aldığımız yemekler olduğundan ücretsiz.
  • Paris İçi ulaşım : Ücretsiz, Metroya tersten bindik ve bol bol yürüdük.
  • Paris İlaç : 4 Euro, Hastalandığım için ilaç almak zorunda kalmıştım.
  • Paris – Lille ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Lille bir gece konaklama : Ücretsiz, Hasta olduğum için ambulans çağırıp o gece hastaneye gitmiştik. Sonra kaçtık.
  • Lille Kamera : 10 euro ( Kameram trende kalınca emanete aldılar o yüzde para ödemek zorunda kaldım )
  • Lille – Amsterdam Ulaşım ücretsiz : İnterrail Bileti

Fransa – Hollanda yol günlükleri


Hollanda Gezisi (10 gün)

  • Amsterdam Konaklama : Ücretsiz, Tren garı ve Airbnb kodları
  • Amsterdam 3 gün Yeme – İçme : Market alışverişi, 10 Euro
  • Rotterdam 1 Hafta  Konaklama, Yeme- İçme : Couchsurfing ( Cihan abi )
  • Giethoorn : 6 Euro, tekne turu parası
  • Amsterdam Müze : 4 Euro
  • Amsterdam Baba Shop : 17 Euro
  • Rotterdam – Kopenhagen Ulaşım : Ücretsiz, interrail Bileti

 Danimarka Gezisi (8 gün)

 

  • Kopenhag ilk 4 gün Konaklama, Yemek içme : Ücretsiz, Couchsurfing
  • Kopengahan Bira Müzesi : Ücretsiz, Tersten girmiştim. (Bira da dahil )
  • Kopenhag şehir içi ulaşım : Bisiklet, Couchsurfing’de kaldığım hostumun bisikletimi kullandım.
  • Kopenhag 2 gün Konaklama : Ücretsiz, Tren garı.
  • Kopenhag Yeme-İçme : Ücretsiz, O dönemde mültecilere ciddi bir yardım kampanyası vardı ve her yerde ücretsiz yemekler dağıtılıyordu sadece onlar değil halkda bunda o yemeklerden alıyordu bende sadece oradan yedim. Yemekeler genellikle restoranların sponsorluğunda idi.
  • Kopenhag Pub Crawl : 10 Euro ( Hani şu sınırsız içki olup da bütün barları gezdiğin olay )
  • Kopenhag Kule giriş ücreti : 2,5 euro, çok merak ettiğim için çıktım. Kartımdan çektirdim.
  • Kopenhag Cristiana : 3 euro


 İsveç Gezisi (2 gün)

  • Kopenhag – Malmö Ulaşım : Ücretsiz, Tren
  • İsveç Konaklama, Yemek içme : Ücretiz, Couchsurfing
  • Malmö – Lund ulaşım : İnterrail bileti, Ücretisiz
  • Lund Konaklama : Ücretsiz, Park’da kaldım.
  • Lund 6 Bira : Sevgilimden ayrıldım, 9 euro. ( Marketten )
  • Lund – Kopenhag ulaşım : Ücretsiz, Tekrar döndüm

 Norveç Gezisi (2 gün)

  • Kopenhag – Oslo Ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Kopenhag – Oslo Treninde yeme – içme : 5 euro, Market alışverişi
  • Oslo – Stavenger ulaşım : Ücretsiz, İnterrail bileti
  • Stavenger – Tau Vapur ücretsi : Ücretsiz, vapura kaçak bindik.
  • Tau – Pullpitrock ulaşım : Ücretsiz, otobüse otostop çektik.
  • Pullpitrock yeme – içme : 5 Euro, Market alışverişi Stavenger’de yapmıştık
  • Pullpitrock – Tau ulaşım : Ücretsiz, otostop
  • Tau –  Stavenger vapur : Ücretsiz, Kaçak bindik
  • Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya Tren ile ulaşım : Ücretsiz, İnterrail bileti

Norveç’de 50 Euro’ya yakın para kazanadık


Almanya Gezisi (2 gün)

  • Hamburg Yeme – İçme : Ücretsiz, iki defa türk dönerci abilerimiz yemek ısmarladı
  • Konaklama : Tren garı ve tren
  • Hamburg market alışverişi : 5 euro, peynir, zeytin, ekmek vb.
  • Hamburg – Münih ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Oktoberfest : Ücretsiz, sabahın ilk saatlerinde girdik.
  • Münih – Prag ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti

Gönüllü işler yaparak gezmek


 Çek Cumhuriyeti ( 1 gün )

  • Prag yeme – içme : 3 euro, 1 defa döner yedik diğer öğünlerde hostelde yemek yaptık
  • Prag gece hayatı : 15 euro
  • Prag Yeşil Peri : 5 euro, evet gördüm !
  • Prag hostel konaklama : Ücretsiz, bir arkadaşımızın kaldığı hostele gidip odasında ki boş yataklarda uyuduk.
  • Prag – Budapeşte ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti


 Macaristan ( 1 gün )

  • Budapeşte Konaklama : Ücretsiz, Tren Konaklama
  • Budapeşte Yeme – İçme Market : 5 euro
  • Budapeşte Tren içi bira : 2 euro

 Romanya ( 2 gün )

  • Bükreş Konaklama : Ücretsiz, Park ve Tren garı
  • Bükreş Yeme – İçme : Market 3 euro + Dönerci abimizin ikramı
  • Bükreş – İstanbul Ulaşım : Otostop, Ücretsiz (İnterrail biletimizin süresi bitti)

Dünya Turu Asya Kısmı

Bundan sonra genel olarak ülkede neler yaptığımdan ve harcağım bütçeyi yazacam. Çünkü Asya gezisinde her ülkede neredeyse 1 ay kadar zaman geçirdim her günü tek tek yazmak çok zor olacak zaman alacak. Yazdığım bütçeler ortalamadır. Not almadığım için tam hatırlamıyorum.

İran’a giderken cebimde 160 Dolar vardı.

Türkiye’den İran’a Otostop

İran (1 ay)

İran’nın tamamını otostop ile gezdik. Hiç bir ulaşım aracına para vermedim. Konaklama için sadece couchsurfing kullandık ve parklarda uyuduk. Ara sıra yediğimiz yemekler ve keyfi harcamaların dışında İran halkı neredeyse hiç para harcatmadı.

  • İran Harcama toplam bütçesi : 35 dolar
  • İran – Dubai- Sri Lanka Uçak bileti : 140 dolar

Not : İran’da yıllardır kullandığım kameramı özel bir nedenden dolayı sattım bundan dolaylı 1000 tl param oldu böylece.

Sri Lanka  ( 15 Gün )

  • Sri lanka ulaşım :  Çoğunlukla otostop kullandık, trenlere kaçak bindik onun dışında iki kere otobüs kullandık.
  • Sri Lanka Konaklama : Couchsurfing, plajlar, restorant bahçeleri, parklar, trenler terkedilmiş binalar aklınıza gelebilecek her yer uyuduk. İki defa hostel’de kaldık.
  • Sri Lanka Yemek İçme : ilk defa Tropikal iklimi olan bir yere geldiğimizden ve kültür çok farklı olduğundan dolayı ilk başlarda adaptasyon sorunu yaşadık. Yemek ucuz olsada, sürekli restoranlarda yumurta yada patates gibi bildiğimiz şeyleri yiyerek geçiştirdik. Balık çok ucuz olduğu için balık alıp Alüminyum folyo ile sahilde pişirip yedik.
  • Sri Lanka Müze ve National Parklar :  Sri Lanka’da 30 dolarlık bir Sigirya kayası ormanın içinde idi oraya kaçak girdik. Güneyde bulunan bir yağmur ormanına ise araştırma öğrencileri olarak girdik ve yine para vermedik.
  • Toplam Harcama Bütçesi : ( 80 Dolar vize dahil )
  • Sri Lanka – Hindistan Uçak : 70 Dolar

Hindistan ( 46 gun )

Hindistan Ulaşım : Hindistan’nın tamamını tren ile gezdim. Goa ve Kerala eyaletlerinin içinde ise otostop ile gezdim. Ulaşıma hiç para harcamadım.

Hindistan’da trene kaçak binmek

Hindistan Konaklama : Couchsurfing, trenler , tren istasyonları genel olarak konakladığım yerlerdi. Agra ise park olarak tek temiz bulup uyuduğum yer oldu. Goa eyaletinde plajda günlüğü 2,5 dolar olan bir yerde 3 gün kaldım. Bunun dışında Hiç hostelde yada otele para vermedim. İki defa otelde couchsurfing ücretsiz sayesinde kaldım.

Hindistan Yeme-İçme : Hindistan’da para harcağım tek konu yemekti. Buradayken bulduğum bazı yöntemler sayesinde epey ucuza günü kapatabiliyordum. Sadece meyve yiyerek geçirdim günlerde oldu hiç yemek yemeden geçirdiğim günlerde. Tren istasyonlarında ki restoranlardan yemek istediğimde oldu. Bir kaç kere ise ailemin gönderdiği para ile ziyafet çektim.

Meyve fiyatları şu şekilde :

1 kilo muz : 20 -30 rupi

1 adet Coconat : 40-50 rupi

1 kg Mandalina : 30 rupi

20 – 30 rupiye ise tren istasyonlarında satılan hamur işlerinden almak mümkün.

20 rupi : 1 TL

Hindistan Müze : Udaipur, Delhi, Jaipur ve Kerala’daki müzelerin hepsine bir şekilde parasız girdim. Kimisinde çantamı unuttum dedim, kimisinde çaktırmadan girdim kimisinde ise araştırma öğrencisiyim dedim. Tac Mahal için 2 saat uğraşsam da inandıramadım. Yerel insanlar için olan bilet ile girmeye çalıştım oda olmadı. Sonuç olarak başarız oldum. Bu eseri görmeden dönemezdim, mecburen bütçemi zorlayarak bileti alıp girdim.

Hindistan toplam temel harcama bütçem : 45 dolar

Hindistan Vizesi : İstanbul’da iken almıştım o yüzden burada bütçe ayırmadım.

Hindistan – Bali Uçak bileti : Ailem karşıladı : 64 Dolar idi ( Airasia )

Telefonum Hindistan’dan ayrılmadan bir kaç gün önce çalındı.

Hindistan Yol Günlüklerinin bazıları aşağıda hepsini yazamadım henüz. Eğer özel olarak merak ettiğiniz bir şey olursa facebook sayfamda girip ” Hindistan ” şeklinde arama yapabilirsiniz. Yada çekinmeden bana sorabilirsiniz.

Endonezya ( 31 Gün )

Endonezya benim en çok para harcağım ülke oldu çünkü burada ailemin ve arkadaşlarımın desteği ile telefon aldım. Ayrıca ülkeden çıkarken bir gün geç kaldım diye 20 dolar ceza ödedim. Endonezya gezimin 20 gününü Bali adasında 11 günü ise Jawa adasında geçirdim.

Endonezya Konaklama  : Couchsurfing ve plajlar en çok kaldığım yer oldu. Onun dışında tanıştığım insanların otellerinde de ücretsiz kaldım. Konaklamaya hiç para verdim.

Endonezya Ulaşım : Bali’de bir kere günlük motor kiraladım ( 5 Dolar ) onun dışında tüm seyahatlerimi otostop ile yaptım.

Endonezya Yeme-İçme : Nasi Padang, bu yemeği keşfetmem ile birlikte dünyalar benim oldu. Çünkü Pilav neredeyse ücretsiz üzerine koyduğun yemek kadar para ödüyorsun. Bende sadece tavuk sosu döküyordum 30 – 50 kuruş arası değişen bir fiyata öğün geçirebiliyordum. O yüzden yemek çok ucuza geldi. Meyveler zaten ucuzdu bol bol C vitamini için meyve yedim. Onun dışında otostop çektiğim herkes yemek ısmarlamak istedi.

Endonezya Müze : Burada ki bazı tapınaklar ücretliydi. Kimisine kaçak girdim kimisinde ise beni gezdiren Hostum ödedi. Jawa adasındaki İjen yanardağının ücretli olduğu bilmiyordum ve yanımda da para olmadığı için orada tanıştığım ve beraber tırmanmaya karar verdiğimiz İsveçli çift benim biletimi aldırlar.

Endonezya toplam temel harcama bütçem : 55 + 17 ( uçak ) Dolar

Singapur (5 gun)

 

Singapur’da sadece 5 gün kalabildim. O yüzden zaten para harcayacak bir zamanım bile yoktu.

Singapore Ulaşım : Şehir için 2 defa otobüs bir defa tren kullandım. Onun dışında bisiklet ve yürüyerek her yere gittim.

Singapur Konaklama : Couchsurfing üzerinden tanıştığım Vera,  ( adını veriyorum çünkü ilerde çok geçecek bir isim ) beni 2 gün ağırladı. Diğer iki gün ise şuanda Dünya Turun’da olan Sevgili Ulaş ağırladı. Onu takip etmek isterseniz buyrun efenim.  Son gün ise sevgili Ece ağırladı.

Singapur Yeme – İçme : Beni ağırlayan Vera evde sürekli yemek yapıyordu ve bir kaç kere çin lokantasına götürüp kendi kültürlerini tanıttı. Ayrıca Ulaşlarda kaldığım zamanda da evde beraber yemek yedik ve dışarda bana yemek ısmarladı. Ece, yaptığı humusun hala tadı damağımda.

Singapur Toplam Harcama Bütçesi : 5 Dolar

Malezya (35 gün)

Malezya benim için çok kötü başladı, Telefonum burada yine çalındı, Singapura tekrar geri dönemedim Ban yedim. Burada Ailem, yakın arkadaşlarım ve Takipçilerimin desteği ile ucuz bir telefon iyi sayılabilecek bir kamera aldım. Destek verenleri yakın zamanda bir liste şeklinde yayımlamak istiyorum.

Telefonumun çalınması ve Singapur’a 2 yıl BAN

Malezya Konaklama : Burada iken bir kaç kez dışarda, hamakta yatmak dışında hep couchsurfing kullandım. Bir kere hostelde kaldım. Çin mahallesinde olduğu için ucuzdu. Otostopta tanıştığım bir çift ise 3 gün boyunca kendi evlerini vermişlerdi.

Malezya Ulaşım : Bir kere otobüs kullandım. Melaka – Singapur. Onun dışında tüm ulaşımlarımı otostop ile yaptım. Kuala Lumpur içinde trenlere kaçak bindim.

Malezya Yol Günlükleri

Malezya Yeme – İçme : Burada Nasi Padang var ayrıca Malezya müslüman bir ülke olduğundan bizim damak tadımıza uygun ucuz güzel yemekleri de vardı. Marketlerin restoranlardan pahalı olduğu bir ülke burası.

Malezya Toplam Harcama bütçesi : 55 dolar

Telefon ve Kamera : 700 dolar

Tayland (44 gun)

Tayland en uzun kaldığım ülkelerden biri oldu. Fırsatını bulsam bir daha giderim. Burada harcamalarım ise tamamen çalışıp kazandığım paralar ile yaptım. Çoğu zaman fotoğraf çekerek paramı kazandım onun dışında hostellerde, barlarda ve partilerde çalıştım.

Tayland Ulaşım : Adalara giderken ki vapur ücretleri dışında ulaşıma hiç para vermedim. Tamamında otostop çektim.

Tayland Konaklama : Plajlar burada en çok kaldığım yer oldu. Malum güzel plajlar ülkesi uyumasak ayıp olurdu. Onun dışında Couchsurfing ve çalıştığım yerlerde konakladım. Ayrıca Bangkok’da beni ağırlayan Haluk abi ve İbrahim abiye selam olsun.

Tayland Yeme-İçme : Tayland’da kaldığım süre boyunca yeme içmenin çoğunluğunu 20 gün kaldığım hostelde ücretsiz karşıladım. Geri kalan zamanlarda ise lezzetli Pat Thai imdadıma yetişti. 7 eleven marketlerinde satılan tostlar ise en çok yediğim yemekler arasında yer alıyordu. Couchsurfing ve otostopta tanıştığım insanlar sayesinde yerel lezzetleri tatma fırsatım oldu.

Tayland Vize Uzatma : 1900 Baht = 50 Dolar

Tayland toplam temel harcama bütçesi : 70 dolar

Tayland Bilgisayar : 500 dolar Kemal abi’ye (yoldaolmak.com) bir kere daha teşekkür ediyorum.

Kamboçya

Dünya Turu devam ediyor Kamboçya çok yakında… 😉


Eğer Dünya Turuna DESTEK olmak isterseniz bunun iki yolu var ; 

1. Maddi destek yapabilirsiniz, hala bir sponsorum olmadığı için buna kapım açık.

Yolda Olmam İçin Destek Ol!

2. Manevi destek olabilirsiniz. Bir ”Merhaba” demeniz bile mutlu edecektir. Facebook sayfamı arkadaşlarınıza davet etmek yine bana destek olmak demektir. Onun dışında bloguma bir kaç reklam koydum eğer beğendiğiniz yazılar olursa onları sosyal medyada paylaşmanız yine bana destek olmak demektir. Mesela bu yazıyı paylaşarak başlamak güzel bir fikir olabilir 🙂

Desteğiniz için teşekkür ederim. Sosyal medyadan takip etmek isterseniz :

Ko Phangan Adası Yol Günlükleri I Dünya Turu 247. Gün, Tayland

Hamak sallanıyor…Güneş batmak üzere, denizin üzerine son kızıllığı yansıyor. Kurumuş palmiye yapraklardan oluşan çatının ortasını delerek geçen ağacı süzüyorum. İplerin bağlı olduğu tarafana güneş vuruyor. Hafif ve ılık bir rüzgar esiyor. Sessiz. Ayak uçlarımda biraz kum kalmış, hamak sallandıkça dökülüyorlar. Hostel’de kalan misafirlerden biri kumsaldan geçiyor. Gülümseyerek selamlaşıyoruz. Telaşsız. Hamak sallanıyor…

Bugün tam 20 gün oldu bu ” ütopya “ ile tanışalı. Şimdi ise bu adadan ayrılma vakti, göz yaşlarımı tutamıyorum…

Dünya turuna çıktığımdan beri çok güzel hikayeler biriktirdim. Her seferinde bu mucize olsa gerek dediğim şeyler yaşadım. Her seferinde bunu uzun süre unutmayacam dediğim hikayeler yaşadım. Ve her seferinde bir başka hikaye gelip en üste yerleşti. Ko Phangan Ada’sında geçen 21 günde ise tam olarak hissettiğim bu.

Hani hep soruyorsunuz ya “ Emre yaşanacak bir yer buldun mu? Gelelim mi? Diye işte orası burası. Gelin yaşayın.

Ben bu adaya geldiğimde ada hakkında tek bir bilgiye sahiptim. Bu adada Asya’nın en çılgın partisi Full Moon kutlanıyor. Sadece buydu. Sahilde yatarım parti zamanı partiye gider eğlenir yoluma devam ederim diye düşünüyordum. Adanın en güzel hostellerinden Wanderlust hostel ile tanışmamla bu başka bir maceraya dönüştü. Burada 20 gün boyunca gönüllü olarak çalıştım/yaşadım.
Bu hosteli Ramona ve Nenad evli bır çift adında genç bir çift işletiyor. Ramona Romanyalı Nenad ise İtalyan Sırbistan karışımı. Çok da önemli değil zaten kimin nereli olduğu. Bu iki güzel insan benim ailem oldu.

Peki bugünler Nasıl geçti? Bazı günleri ise şöyle özetleyebilirim.

1. Gün
Henüz daha yeni geldiğim için Hostelde işler tam olarak Nasıl yürüyor bilmiyorum, herşey çok yeni heyecanlıyım. Hostel harika duruyor gelip giden insanlarda öyle. Burada öğreneceğim çok şey var.
Bugün Full Moon partisinden bir önceki gün yani Jungle partinin olduğu gün. Buda adada epey ün salmış bir partiymiş. Ormanın içinde kutlanıyormuş. “Muş” diyorum çünkü biraz önce öğrendim. Akşam saatlerine Hostel’de doğru içki oyunların hepsini kurduk. Hem eğlenip hem çalışıyorum. Sonra hostelin sahibi Nenad elinde boyalarla geldi ve herkes birbirini boyamaya başladı. Gece 1 gibi hostelin özel taksileri geldi atladık partinin olduğu yere. Rengarenk neon süslerle süslenmiş orman partisinde epey eğlendikten sonra Hostele dönmek istedim ve haraket halinde bir taksinin arkasına sarktım. Taksiler burda pikap gibi bir araç. Taksi meğerse ters yöne gidiyormuş. Sahile gelince bir şezlong bulup, güneş beni uyandırana kadar plajda uyudum. Sabah olunca Hostele otostop çekerek gittim.

2. Gün
Bugün hostelde ikinci günüm ve büyük gün. Çünkü bugün Full Moon partisinin olduğu gün. Hostel tıklım tıklım insan kaynıyor. Gün içinde bir kaç odanın yerlerini süpürdüm ve bir kaç odanında yatak kılıflarını değiştirdim. Akşam üstü daha güneş batmadan herkes içmeye başladı bile oyunlar çıktı müziğin sesi yükseldi. Marketen buz almaya giderken restoranda oturan Alman iki kızıda bizim Hostele davet ettik. Tüm gece oyunlar, boyalar, müzik, dans diye geçti. Yine pikap taksiler geldi atladık arkasına Full Moon partisinin olduğu plaja…

3. Gün
Hostelin Sahibi Nenad yanıma geldi.
– Ne kadar kalmayı planlıyorsun bu adada?
Aslında hemen gitmem lazım vizem bitmek üzere. Malezya’ya doğru otostop çekecem.
– Yetişebilecek misin?
Tarihe ve saate baktım harbiden çok zor duruyor. Bir gün için adadan ayrılıp otostop çekip sınırdan çıkmak. Otobüsle gidebilirim belki, fiyatlarına baktık çok pahalı. Aynı parayla hemen yan adada ki gümrük ofisinde vizemi uzatabiliyorum. Hem bir aylık vizem oluyor hemde zaman kaybetmiyorum. Sonuç olarak o parayı vizemi uzatmak için verdim.
Böylece Wanderlust Hostel’de gönüllü olarak çalışmaya devam edebildim.

4. Gün
Bugün iki saatlik bir işten sonra hostelin etrafını keşfettim. Ramona yanıma geldi, akşam 5 gibi secret mountain e gidicez hep beraber, Gün batımını izlemek için. Dedi. Ne güzel patron bunlar ya, hostelin misafirlerini toplayıp Oray’a buraya götürüyorlar. Atladık motorlara hepberaber tepeye adayı yüksekten gören ve sadece bir barın olduğu noktaya. Güneş battı batacak, son anına yetiştik bu büyülü manzaranın. Havuz da cabası.

5. Gün
Hostel’de benim gibi çalışan biri daha var, Bugay. Uzun soluklu çalışmanın ardından Ramona bugünü boş gün olarak ilan etti. Bizde atladık motorlara adayı gezmeye. Önce büyük ağaç sonra filler, sonrada plajları tek tek gezdik akşama kadar her yeri didik didik ettik. Akşam olunca bizim daimi mekan olan gün Batı’mı izleme noktasına çıktık.

6. Gün
Bugün epey geç uyandım, hosteldeki işler öğleden sonra bitti. Bende kendime bir kokteyl yaptım koltuklardan birine yayılıp günü öylece geçirdim.

7. Gün
Kumsal boyu koştuk, elimizdeki içkileri yere bırakıp denize atladık. Su sıcacık. Ay tam tepemizde kocaman ve etrafı yıldızlarla süslenmiş. Hiç ses yok sadece palmiyelere hafif hafif değen rüzgarı duyuyorum. Sarıldık, suda dans ettik uzun uzun öpüştük…

8. Gün
Artık Hostele iyice alıştım. Evim gibi hissetmeye başladım. Ramona ve Nenadda ailem gibi oldular. Günlük işler bitince bardan bir kaç içki alıp günü öyle geçiyorum bugün. Akşam ise hemen arkamızda olan plaja ” Cozzy ” bar a gidiyoruz. Bu bar adada olan iki özel bardan bir tanesi. Diğeri ise Amsterdam bar. Her gün huzur ve mutluluğu bu bungolo’da buluyorum.

10. Gün
Gece yatarken Ranzadan telefonumu düşürdüm. Ekranı kırıldı. Üzüldüm çünkü bu yeni masraf demekti. Ekranı değiştirmek için arkadaşlarımdan destek aldım ve gidip tamirciye verdim. İki gün sonra ancak tamir olabilirmiş. Telefonsuz olmam aslında bir yandan iyi geldi, okumadığım kitapları okudum, defterimle daha bir samimi oldum. Bu akşam Hostelin yeni misafirleriyle beraber yine Cozzydeyiz.

11. Gün
Bugün Hostel’de hazırlık var. Çünkü bu akşam Halfmoon partisinin olduğu yani Yarım ay partisinin olduğu gün. Her partiden önce tüm hostellere ön parti yapılıyor ve gece geç saatte ise asıl partiye gidiyor. Bu parti için giriş 80 TL Ada’nın en pahalı partisi tabi ben bunu istesemde veremem. Ormanın içinde olan bir partiye kaçak girmek kolay olsa gerek. Pikap Taksilere doluşuyoruz ve partinin olduğu yere bırakıyor bizi. Ben iner inmez bizimkilerden ayrılıp etrafı kolaçan ediyorum ve girişin hemen sol tarafından karanlık ormana dalıyorum. Her yerime diken batıyor. Hiç ışık yok ve Ağaçların arasında eğilip kalkıp giderken bir ses duyuyorum, eğiliyorum. 2 dakika sonra fark ediyorum ki iki tane benim gibi kaçak girmeye çalışan Amerikalı, onlarda beni görünce korkmuşlar. Neyse toplamda 10 dakika sonra pat diye partinin ortasında buluyoruz kendimizi. Bizimkileri epey sonra buluyorum tabi hikayeyi anlatmıyorum onlara. Be cool
?

 

12. Gün

Hostelde nenadın çocukluk arkadaşı Dzratan diye birisi daha var. Bugün kardeşinin öldüğünü haberini aldı. Yıkıldı. Bizde öyle. Hostel bugün sessiz.

13.Gün
Hostel’de işler bugün çabuk bitti. Nanetın motoruna atladım ve tamirciye gittim. Telefonum verdiğim yer yapmamış üstüne fiyatı arttırmış. Bende aldım telefonumu başka bir yere gittim yarım saat içinde tamir etti verdi. Bu sürede beklerken içeri bir kız girdi. 5 dakidan sonra yanıma gelip – Fransız mısın? Diye sordu. Normalde hoşuma giden biri olursa ben gider konuşurdum ama bu adada işler farklı yürüyor
?
Tek başına seyahat eden birisi daha. Yarın akşam blackmoom partisi var biliyor musun dedi. Evet bizim hostelin az ilerinde felan diye muhabbet ederken iletişim bilgilerini alıp beraber gitmeye karar verdik.

14. Gün
Hostel’e artık evim diye hitap etmeye başladım. Gerçekten öyle. Her gün yemek yediğim, yatıp kalktığım yer artık evim oldu. Bu akşam blackmoon partisi var. Telefoncuda tanıştığım Milly Hostele geliyor. Sonradan öğreniyorum ki bu partide ücretliymiş. Millye diyorum ki, bak ben bu parayı veremem (50 TL) benle beraber maceraya hazır mısın? Kaçak girecez! Tamam diyor. Nanad’dan motorunu alıyorum partiye doğru gidiyoruz. Girişin sağı solu kapalı zor görünüyor. Sonra düşünüyorum bu parti plajda değil mi? O zaman bir yolu olmalı. Plaja giden başka bir yol buluyoruz ve orada da bekleyenler var. Tam plajın az gerisinde duvarın üstünde bir açıklık bulunuyoruz ve oradan atlıyoruz. İçeride dikkat çekmemek içinde kolumuza giriyoruz sanki sarhoşuzda o yüzden terste geliyoruz gibi yapıyoruz. Ve içerdeyiz!

15. Gün
Bugün Hostele yeni gelenlerle beraber farklı bir şey yapalım geçen hafta Ada’nın kuzeyinde gittiğimiz Rasta Bar’a gidelim diyoruz. Ben bizim motoru alıyorum Neomi ( benim gibi gönüllü olarak çalışan bir kız ) ile önden gidiyoruz diğer herkes taksiye atlıyorlar. Burayı en az cozzy bar kadar seviyorum. Her şey ahşaptan insanlar ayakkabınız ve doğal. Zaten ben bu adaya geldiğimden beri ne terlik giydiğimi ne t-shirt giydiğimi hatırlamıyorum.
Regie müzik çalışıyor, Gülen insanlar hamakta sallanan insanlar küçük sahnede dans eden insanlar…daha önce bu kadar samimi bir yer gördüğümü hatırlamıyorum.

16. Gün
Sabah hasta kalkıyorum. Klimanın yüzünden Boğaz’larım davul gibi. Hemen gidip bir zencefil limon bal çayı içiyorum ama nafile Ateş’imde var. Eczaneye gidip ağrı kesici Ateş düşücü alıyorum. Tüm gün öylece yatıyorum bugün hiç çalışmadım.

17. Gün
Boğaz’larım daha kötü hal alıyor. Antibiyotik kullanmam lazım eczaneye gidiyorum ve onun önerdiği iki seçecekten ucuz olanını alıyorum. Ne yemek yiyebiliyorum nede kendimi iyi hissediyorum. Hostel’de herkes benim için bir şeyler yapıyor çay yapıp geçiyor meyve ezip Shake yapıp getiriyorlar derken gün yine hiç bir şey yapmadan geçiyor. İşte bu Wanderlust ailesi…Ama cozzy gitmeden günü bitirmek olmaz.

18. Gün
Antibiyotik kullanmama rağmen hala geçmiyor üstüne daha kötü oluyor. Murat doktoruma soruyorum ve başka bir ilaç öneriyor. Gidip hemen onu alıyorum. Etkisini ilk günden gösteriyor. Tek atış teşekkür ederim Murat abi.
19. Gün
Bugün kendimi iyi hissediyorum hatta Songkran su savaşı festivaline bile dahil oluyorum. Festival sabahın 8 inde başlamasıyla gün batımına kadar tüm ada insanın katılımıyla sürdü. İnanılmaz renkli ve eğlenceli bir festival. Tüm yol kenerlarıda insanlar elinde su silahlarıyla diziliyor ve yoldan geçen herkes nasibini alıyor. Yerel halk kendi çalgı ve müzikleri eşliğinde dans ederek yürüyüş yapıyorlar. Hemen arkalarında Arabaların üzerinde özenle çiçeklerle süslenmiş Prenses gibi Taylandlı kızlar geçiyor.

20. Gün
Bugün yine Ateş’im var ama ilk günler gibi değil. Ramona annem
?
yanıma gelip iyi değilsin dinlen diyor. Biraz dinlensemde sıkılıyorum motora binip son kez bir ada turu yapıyorum.

21. Gün
Hostel’de yine ummalı bir çalışma var. Full Moon yaklaşıyor tüm yatakları yapıyoruz, yerleri tuvaletleri temizliyoruz. Çünkü hostel en çok bu zaman kalabalık oluyor. Ve bugün benim hosteldeki son günüm. Yarın sabah önce ana karaya vapurla gidip, oradan Tayland’ın kuzeyine doğru otostopla çıkacam.

Bu adada kaldığım sürece nerdeyse hiç para harcamadım. Telefonun ekranı kırılınca bir arkadaşım ( o kendini biliyor ) destek oldu. Bunun için tekrar çok teşekkür ederim. Otosop macerasında görüşmek üzere.

Parasız Dünya Turu 3. Bölüm | Parasız Nasıl Ulaşım Yapılır.

BirincBölüm–  Neredeyse Parasiz Dunya Turunu

 İkinci Bölüm – Parasız Nasıl Konaklama Yapılır?

 

Üçüncü Bölüm – Parasiz Nasil Ulasim Yapilir?

Bunun en büyük cevabı tabiki otostop çekmek. Otostop kültürünün olmadığı ülkelerde bile ” Yardım Etme Duygusu ” otostop’u her yerde mümkün kılıyor. Neredeyse şimdiye kadar gezdiğim tüm ( 27 )  Ülker’de otostop çektim. Ve Türkiye’nin 70 ilini otostop cekerek gezdim. Otostopta en uzun soluklusu olanlari ;

Istanbul – Rusya Moskova Yaklasik 5000 km
Istanbul – Iran – Mandar Abbas Yaklasik 7000 km
Istanbul – Hatay ( Ege- Akdeniz  kisindan defalarca )  yaklasik 3000 km

Ayrıca Bazı ülkelerde tren sistemi açıklarla dolu, Avrupa’nın şehir içi metrolarında genelde kontrol olmaz, ücretisiz tersten binebilirsiniz. Ama bu durumda ” Türk’lerin Avrupa olan izlenimi büyük ölçüde itibar kaybedecektir. Zor durumda kalmadığınız taktirde bunu tavsiye etmiyorum.

Hindistan’da Trene Nasıl kaçak binilir?

Bu yazım Hindistan için olsa bile, bir çok ülkede mümkündür.

Bazı durumlarda araba taşıyan vapurlarla ücretsiz seyahat edebilirsiniz. Bunun için vapura binecek arabaya otostop çekmeniz gerekmektedir. Örnek : Gebze – Yalova feribotu

 

1- Yazının Birinci Bölümü – Neredeyse Parasiz Dünya Turu

2- Yazının ikinci BölümüParasız Nasıl  Konaklama Yapılır?

 

Phi Phi Adaları | Yol Günlükleri 

Phi Phi Adası gezi maceram iki Avusturyalı insan sayesinde başlamıştı. Bir önceki yazımda anlatmıştım. Biletimi alır almaz ilk bota atladım heyecandan içim kıpır kıpır 2 saatlik bir yolculuk sonunda ana adaya vardım…

Bu Ada’nın bende hikayesi çok eskiye, lise yıllarıma dayanıyor. Ben daha herhangi bir ülkenin dünya haritasında yerine gösteremezken bile bir arkadaşım

” Emre bak sana bir gösterecem, burası cennet ” diye ilk gösteren o olmuştu. O günden sonra hep bir şekilde karşılaştım ve gidilecek yerlerim listesinde en tepelere kadar yükseldi. Şimdi ise bu adaya ayak basıyorum… O insana buradan kart göndermek boynumun borcu 🙂

Hayatta bir şeyi gerçekten istersen evrende ki her şey onun olması için yardım eder o yüzden hayallerine dikkat et diye bir söz vardır. Bu söz beni defalarca doğrulamıştır Phi Phi Adası maceramda bunun en canlı örneğidir.

Ada’ya geldiğimde her zamanki gibi ne yapacağıma dair g hiç bir şey bilmiyorum neler görecem, nerede kalacam yada ne yiyip ne içecem bilmiyorum. Bottan iner inmez beni küçücük sokakların olduğu sağlı sollu rengarenk restaurantların, barların, meyve tezgahların olduğu bir yer karşıladı. Burada şirin bir tatil kasabası havası var. İlk iş olarak WiFi buldum ve etrafta neler var bir göz atayım hemde gece plajda uyursam çantamı nereye koyarım bir hostel bakayım dedim. Ada’da 2-3 tane çılgın parti hostellerinden var. Hemen plajdaki En çılgın olan Blanco Hostelde gittim.

Merhaba, yeriniz varmı?

-Evet var, 400 baht.

Süper arkadaşım gelsin belki beraber kalırız. Burada bekleyebilirmiyim?

-Tabi, burası bar istediğin kadar bekleyebilirsin

Çantamı nereye koyabilirim

-Şuraya koyabilirsin, buda WiFi şifresi istersen

Süper, teşekkürler
Çantamı atar atmaz, plajdaki minderlere serildim hemen. Arkamda çalan hafif house müzik önünde çarşaf gibi yeşil deniz, plajda Mutlu insanlar….derin bir nefes aldım. İşte buradasın Emre..


Hemen önümde bir kız yalnız başına oturuyordu. Birazda düşünceli arkadan fotoğrafı çok güzel çıkacağını düşündüm ve çektim. Sonra yanına gittim.

Merhaba, fotoğrafını çektim ama çok hoş duruyordu. Umarım kızmazsın 🙂

– Merhaba, hayır tabiki güzel olmuş bana gönderebilir misin?


Sonrasında uzun uzun muhabbet ettik, Katarina Almanyada yaşıyor oda tek seyahat ediyormuş. Akşam olunca sahilin sessiz kısmına doğru biraz yürüyüş yaptık sonra yarın Phi Phi Adaları turu yapacağını söyledi eğer yapmadıysam beraber gidelim mi diye sordu. İlk başta mırın kırın etsemde Avusturalyalı abilerin verdiği paraya kıyıp bende bir aynı turu aldım. Yarın büyük gün, tüm ünlü plajlar, Ada’ları göreceğimiz gün.

Onu hosteline bıraktım, bende olmayan hostelimin önüne gittim. Plaj çoktan çıldırmaya başlamış. Phi Phi adaları gece hayatı gerçekten tam bir çılgınlık. Ateş showları, oyunlar, her mekanda gümbür gümbür çalan müzik ve onların önünde deli gibi dans eden insanlar.
2-3 saat takıldıktan sonra Katarinaya yazdım.

-Çantamı senin hostesine koyabilirmiyim?
Tabi, birazdan uyuyacam hemen gelebilirsen…

Çantamı kaptığım gibi Hostele gittim. Hostel’de hosteli işleten dahil kimse yok. Burada uyumak fena fikir değil sanki 😉

Bu gecede rahat bir yatakta ücretsiz kalmış oldum. Sabah oldu kameraları kaptığımız gibi turun başladığı yere, gittik atladık uzun geleneksel tai botlarına ve başladı efsane yolculuk
İşte en karşımda Dünya’nın en güzel plajları…


Önce bembeyaz kumlar selamladı uzaktan…
Sonra her şey sessizliğe büründü, motor durdu…

Süzülerek, yavaş yavaş adaya doğru yanaştı uzun bot

Yan yana sıralanmış korsan tekneleri gibi duran botların arasına doğru…

Kuma gelince durdu, etrafıma bakındım. Gerçekten buradamıyım?

Bottan aşağıya atladım, suya deyince kendime geldim sanırım bu gerçek…

Kuma ayağımı bastım, tüy gibi İpek gibi akla gelebilecek tüm yumuşak sıfatlar…

Tur boyunca hissettiklerimi fotoğraflara bırakıyorum…


  
  

Gün batımından sonra ana kara Phi Phi ye döndük. Hostelde biraz dinlenip çılgın gece hayatına biraz takıldık. Geç saatte Hostele geldik yine kimse yok bir gece daha ücretsiz uyudum. Sanırım geceleri kimse kalmıyor burada.

Ertesi sabah olduğunda Katarina adadan ayrıldı bende nerede ucuz pilav yerim diye sokakta dolaşmaya başladım. Birisi elime bir kağıt verdi, kağıda baktım. Havuz Partisi ” Ücretsiz giriş ” yazıyor. Bu bir fırsat olabilir diye düşündüm, pilavamı yer yemez partiye gittim.
Parti efsane, öğlen saatlerine olmasına rağmen insanlar uçmuş. Garsonlardan birine yöneticiniz nerede diye sordum beni odasına götürdü.
Kendini tanıttım,

– Merhaba ben Emre, fotoğrafçıyım dünya turundayım. Eğer isterseniz partinin fotoğraflarını ücretsiz çekerim ama karşılığında bana sınırsız içki vereceksiniz.
Kabul etti, hatta baya hoşuna gitti ki benimde öyle. Zaten fotoğraf çekecektim hemde eğlenmek için sınırsız içkim oldu şimdi.


Önüme gelene içki ısmarlıyorum, en pahalı içkileri seçip içiyorum derken harika bir gün geçirdim. Akşam oldu ilk gün gittiğim Hostele gittim. Parti oradada devam ediyor ama ben çoktan yorulduğumdan hostelin terasındaki minderlere çıkıp uyudum. Böylelikle bundan sonra ki günlerde nerede kalacağımı bulmuş oldum.

5 gün böyle geçti bu adada, gündüzleri tanıştığım insanların fotoğraflarını çekiyor akşamları partiliyordum.

  Buranın birde ünlü adayı izleme tepesi var. Son gün Emelie ile oraya çıkalım gün batımını izleyelim biraz fotoğraf çekeriz dedik.

 Orada ise başka bir süpriz karşıladı. Dünya’nın en güzel manzaralı ofisine sahip iki çılgın Türk. Phi Phi Ada’sının fotoğrafçıları, İngilizce aksanından Türk olduğunu anlayıp hemen yanlarına gittim. Uğur abi ve Hasan abiyle tanıştım. Antalya’da fotoğrafçılık yapıyorlar kışları ise buraya geliyorlarmış. Oturduk beraber Phi Phi Ada’sının manzarasında Ahmet Kaya dinledik 🙂
sonra ücretsiz benim manzarada uçan, kaçan fotoğraflarımı çektiler.
Akşam oldu, bana yemek ısmarlamak istediler gittik hep beraber yemek yedik bol bol muhabbet ettik. Ada’nın son günüde böyle geçti. Çok teşekkür ederim güzel misafir pervelikleri için, umarım bir daha karşılarız dünyada bir yerde.

Vizem bitmek üzere olduğundan, hemen ülkeden çıkmam gerekiyor 4 günüm var. Ana karaya gideyim oradan otostopla çıkarım diye düşünüyordum. Ayrıca hemen girip çıkayım ki sonra buraların en ünlü partisi Full Moon Partisine gelirim diye tasarladım kafamdan.
İlk vapurla Phuket’e geldim. Çok öncelerden tanıdığım arkadasım Kenan’da Phuketde imiş. Buluştuk, gece çantaları alıp sahile gittik. Birde bimden aldığı pilakileri çıkarmaz mı, nasılda özlemişim. Tepemizde Kocaman ay, önümde pilakiler ve Türk arkadaşı bulunca kendimi Olimpos’ta kamp yapıyor gibi hissettim. Gel gör ki Taylandayız.

Sabah oldu, Kenan ayrıdı ben uyumaya devam ettim. Kalkıp bir an önce otostopa başlamam ve ülkeyi terk etmem lazım. Neyse Uyuşuk bir şekilde kalktım, çantamı topladım hiç gidesim yok. Karnımda fena aç şöyle bir adana kebap olsada yesem havasındayım. Aldım çantamı duvarın üstünde oturuyorum. Hemen yan tarafımda Bir adam eşinin fotoğrafını çekiyor, eşi şekilden şekle giyiyor Ada’m yattığı yerden çekmeye çalışıyor. Bende gittim yanlarına isterseniz profesyonel fotoğraflarınızı çekebilirim eğer beğenirseniz ödersiniz dedim. Telefonumdan daha önce çektiğim fotoğrafları gösterdim, kabul etti. 2 saat boyunca çekim yaptık. Bira ısmarladı, epey bir meyve yedik 5 yıldızlı otelde kalıyorlar. Fotoğrafın hepsini attım telefonuna editledim gönderdim, epey hoşlaşırsan gitti. Çıkartıp hatrı sayılır bir para verdi. Gittim sağlam bir yemek yedim ayrıca Full Moon partisine gidiş biletimde çıkmış oldu.

Ko Phangan Ada’sına doğru yola çıktım…bir sonra ki yazım Full Moon Partisinde görüşmek üzere…:)

Sokak Sanatı | Penang, Malezya

Sokak sanatı projesi Mirrors George Town  adıyla George Town Festivali ile 2012 yılında başladı. Litvanyalı sanatçı Ernest Zacharevic eserleri o günden beri müthiş bir hızla yayıldı ve ününe ün katarak bugün ki turistlik halini aldı. Şuanda Malezya’nın Penang Ada’sında bulunan bu eserler UNESCO tarafından korunmaktadır. 

1- Bisikletde ki Çocuklar

  


2- Sandalyenin Üzerindeki Çocuk

  

3 – Eski Motorsiklet

  

  4 – Basketbol oynayan çocuklar  
   

5- Erkek ve Kız kardeş

  

6- Skippy

 

7- Bruce Lee 

   

8Şemsiyeli Bisiklet 

  

 9- My own cafe  1952



 

10- Malezya’n insanı
 

11- Motor üstünde ki çocuk

    

12- Mangalcı kız 




 

13- Cartoon

 14- Salıncaktaki Kardeşler

  

Uzun bir süre unutamayacağım bir yol hikayesi | Malezya Yol Günlükleri 

……yolun kenarın beyaz bir levha gördüm, aldım üzerine ” Penang ” yazdım. Yaklaşık 40 dakika boyunca otostop çektim, şarkı söyledim hoplayıp zıpladım ( yol halleri ) bir baktım çok ilerde kırmızı bir araba durmuş. 
– Acaba bana mı durdu ?

– Kesin çiş molası, bana dursa burada dururdu.

– E arabadan kimse inmiyor?

– Bir el sallayım bakim ne tepki verecek

– Aha vala beni çağıyor……

Malezya zor başlasada unutamayacağım anılarla bitiyor olması benim nazarımda bu ülkeyi en üst sıralara koyuyor. Telefonun çalınması, Singapur’dan ban yemek, dost kazığı yemek…diye devam ederken Nihal ve Koray gibi iki güzel insanla tanışmamla herşey yoluna gitmeye başladı. Önce Nihal’i sağ salim ülkeye gönderdik sonra bende yola koyuldum. Kuala Lumpur gelince önce Konsoloslukları ziyaret ettim, Tayland, Kamboçya, Çin derken Vietnam’ın yaptığı ayıbı insan düşmanına yapmaz. Bunu başka bir konuda anlatacam.

Couchsurfing’den Nadia ile anlaşmıştık. Benimle KL merkezde buluştu aldı evine götürdü. Evinde benim gibi sırtçantalı gezginler vardı, hemen kaynaştık, gittik hep beraber yemek yedik. Bir kaç gün KL’de gezdik. Önce Batu Cave’e gittik sonra Çin mahallesine derken uzun zaman sonra tekrar yola çıkmanın, yeni insanlarla tanışmanın iyi geldiğini hissetim. Bu Zaman’da ailemin ve arkadaşlarımın desteğiyle ucuz bir telefon aldım.
Nadia Endonazya planı için ayrılmak zorunda kaldı. Bende yeni bir host aramaya koyuldum, ve aynı günde istek göndermeme rağmen Sam beni kabul etti. Bana gelmem gereken tren istasyonununu söyledi, trenin fiyatına baktım 4 ringit, ben bununla iki kere pilav yerim dedim ve trene kaçak bindim. Zaten ne soran oldu nede kimsin diyen. Sam’i istasyonda gördüm hemen tanıdı, arabasayla gelmiş, aldı beni evine götürdü. Sam 51 yaşında müslüman 3 çocuk annesi bir kadın. Benden önce gelen Amerikalı çiftle beraber öğle yemeği yedik, sonra aldı bizi etrafı gezdirmeye. Çocukluğunun geçtiği köyleri gezdik, Malezya’nın geleneksel pazarlarına götürdü bizi bir sürü yemek denedim, sonrada gün batmaya yakın biraz maymunlarla oynayalım diye bir tepeye götürdü .   

   

 2 gün süren güzel bir Couch surfing deneyiminden sonda tekrar yola koyuldum. Sam beni ana yola bıraktı otostop çekmeye başladım. Bu sefer hedefim Cameron Highlans, yani Malezya’nın yeşil yaylaları….  

  
6 gün Cameron Highlans’da kaldım. Bu süreçte Troji gibi müthiş bir insanla tanıştım. Troji burada doğmuş büyümüş, İngiltere’de yaşadıktan sonra buraya gelip kendi dizayn ettiği ve işlettiği bir müthiş bir hostel açmış. 5 gün boyunca beni burada ücretsiz ağırladı. Ağırladı derken odayı verip burası senin yerin deyip gitmedi. Sabahları Çinli ailesiyle kahvaltı yaptık, akşamları yemek yedik. Bana çubuklarla yemek yemeyi öğrettiler, hepberaber yemek yiyişime güldük çünkü göründüğü gibi hiçte kolay değil 🙂 
Nerdeyse her gün bir film izledim, bir kedi köşem vardı tüm günü orada kitap okuyup müzik dinleyerek geçirdim. Güneş batmaya yakın hostelin hemen arkasındaki tepeye domates tarlalarının arasına gidip, bir kaç domates yiyordum. Kokusu harika bu domateslerin… Bazı günler oldu çoluk çocuk ailecek hep beraber çiçek toplayıp onları paketledik. Hostele gelip giden birbirinden farklı insanlarla tanıştım. Bazen Hostelde kimse olmuyor telefonlara ben bakıyordum, yeni birileri geliyor odalarını gösterip hosteli anlatıyordum. Bir nevi buranın bir parçası oldum, bu kadar kısa sürede alışmamın tek nedeni troji…

  
 
Ve artık yola koyulma vakti geldi, Hostelde kalan bir Amerikalı kız otostop çekeceğimi duyunca, istersen seni ana yola kadar bırakabilirim dedi, süper olur dedim. Çantamı topladım herkese sarıldım bol bol teşekkür edip ayrıldım, ayrılırken içimi bir hüzün kapladı…çok alışmamak gerekiyor sanırım. Evet geriye güzel dostluklar ve anılar kalıyor ki bunları sindirmek, duygularına hakim olmak o kadarda kolay olamıyor. Ancak yeni bir anı, yaşanılan başka bir macera ve yeni insanlar bunu kolaylaştırıyor.

Ana yola çıktığımda hedefim Malezya’nın kuzeyindeki Penang Ada’sına gitmekti. Couch Surfing istek gönderip de cevap alamadığım tek yer burası oldu. Nerede kalacağımı bilmiyordum, çokta önemli değildi zaten matım var, uyku tulumum hamağım var daha önce yaptığım gibi bir park bulur uyurum diyordum. 

  
Otostop çekerken yolun kenarın beyaz bir levha gördüm, aldım üzerine ” Penang ” yazdım. Yaklaşık 40 dakika boyunca otostop çektim, şarkı söyledim hoplayıp zıpladım ( yol halleri ) bir baktım çok ilerde kırmızı bir araba durmuş. 

– Acaba bana mı durdu ?

– Kesin çiş molası, bana dursa burada dururdu.

– E arabadan kimse inmiyor?

– Bir el sallayım bakim ne tepki verecek

– Aha vala beni çağıyor…

Koşarak arabaya doğru gittim, bir Aile küçük kızlarıyla beraber Penang’a evlerine dönüyorlarmış. Tanışmaya başladık, bende kendi hikayemi anlattım, biraz şaşırsalarda sonra alıştılar. 

 
– Nasıl yani hep otostop mu çekiyorsun?

– Başına hiç kötü bir şey geldi mi?

– Peki biz almasaydık ne yapacaktın?

– Nerede uyuyorsun

– Yemek işini nasıl hallediyorsun?

– Ne iş yapıyorsun?

– Ailen ne diyor bu duruma
Tek tek cevapladım, 

Evet otostop çeliyorum sürekli, şimdiye kadar başına kötü birşey gelmedi umarım gelmez. Eğer siz almasaydınız bir park bulup yatmayı planlıyordum, bunu daha önce çok yaptım dışarda yatabilirim. Yemek için her zaman az bir param var, zaten genellikle pilav yiyorum ki 1 tl ye bol baharat soslu koca bir tabak pilav yemek mümkün. Ve bazen insanlar teklif ediyor yemeğe hayır diyemiyorum. Ailem ilk başta biraz endişeliydi ama şimdi sonuna kadar destekliyor, bana güveniyorlar. Couchsurfing gibi bir sistem var, onu zaten biliyormuşsunuz. 
Diye uzayıp giden bir muhabbet arada bir ” bu yaşta helal olsun ” imlemeri ile sorular devam etti. Bir ara mola verip yemek ısmarlamak istedi tokum deyince, mango aldı (tropikal meyveler harika).  

 

Nasıl mutlu oldum böyle küçük şeylerden mutlu olmayı yol öğretiyor insana. Senin gibi bir arkadaş edinmek bizim için mutluluk dediler, ve evlerinde istersem evlerinde beni ağırlayabiliceğini söyledi. Çok teşekkür ederek kabul ettim. Biraz önce mangodan mutlu olurken üstüne böyle bir teklif almak inanılmaz bir duygu. Yol süprizlerle dolu diye hep söylüyoruz ya işte onlardan birisi daha. 2 saat sonra Penang’a geldik. Gün batmaya yakın hemen eve gitmeyip seni bir tepeye götürmek istiyoruz, dedi. Baraj gibi bir yere geldik, burası tüm şehri tepeden gören bir nokta. Gün batınca eve doğru giderken biraz şehri süzdüm. Biraz Singapur’a benziyor dev gibi binalar düzenli şehir, Çin nüfusu yoğun…

 
Eve geldik, ve beni başka bir sürpriz karşıladı. Evin adresi bir kağıda yazıp anahtarı elime verene kadar anlamamıştım. Meğerse koca evi bana vermişler! Burası daha önce yaşadıkları ev 3 ay önce yeni bir eve çıkmışlar eski evdeki bir odayı bir kıza kiralamışlar. Kızda evde olmayınca evi bana bırakıp gittiler. Ev 20. Katta bir eski bir rezidans ama çok güzel birde havuzu var. Evde yok yok, içecektir yiyecekler istediğini kullan dediler. Ben bir iki saat kendime gelemedim. Yoldan tanımadığı birini alıp birde evlerini veriyorlar. Bu duygu hangi kelimelerle ifade edilir bilemiyorum, öyle güzel insanlar var ki dünyada umarım hayat boyu böyle insanlarla dostluk kurar tüm enerjimizi bu insanlar için harcarız. 

Yol güzel arkadaşlar, yola çıkın…