Otostop Nedir? Otostop Nasıl Çekilir?

Otostop, Dünyanın her hangi yol olan bir yerinde, sadece baş parmağını kaldırarak ücretsiz seyahat edebileceğin bir ulaşım kültürdür. Zaten aynı istikamete gitmekte olan araç kullanıldığı için ekolojik ve insanlar bunu yardım etmek amaçlı yaptığı için de ekonomik bir ulaşım yoludur.

Şimdiye kadar Türkiye’nin 70 şehrini otostopla gezdim. Ayrıca Fas, Hollanda, Sırbistan, Karadağ, Danimarka, Bosna Hersek, Romanya, Makedonya, Rusya, Gürcistan, İran, Sri Lanka, Hindistan, Endonezya, Singapur, Malezya ve Tayland‘da otostop çekerek seyahat ettim. Şimdiye kadar edindiğim tecrübelerimi aktarmak istedim. Yararlı olması dileğimle.

Emre durmuş Hasan bedir ezgi küçük
2015 Yılının en iyi otostopu, kemerde bir kepçenin kepçesinde 4 km yol kat etmiştik.

Otostop çekmek/yapmak konusunda insanların aklında hep bir soru işareti takıldı. Güvenli mi? Ne kadar güvenli?

Eğer bazı noktalara dikkat eder ve bunu amacına uygun bir şekilde yaparsanız gerçektende güvenli bir ulaşım aracıdır. Ülkemizde otostop kültürünün en yaygın olduğu 10 şehri bu yazımda yazdım.

Peki nelere dikkat etmek gerekir.

Otostop çekmenin bir kuralı yoktur. Bunu takla açarakta yapabilirsiniz, amuda kalkarakta. Baş parmağını kaldırıp ” Rica ” ettiğin sürece insanlar sizi görecek ve alacaktır. Ama eğer bazı noktalara dikkat ederseniz bunu daha kolay yapabilirsiz.

Otostop Tavsiyeleri

1. Araçların yavaşladığı bir kavşakta beklemek, onların sizi görmesini kolaylaştırır ve daha kolay dururlar.

2. Otostopta görünüş, sizin şöför ile olan 2 saniyelik etkileşiminde tek iletişim yoludur. Temiz kıyafet, Sırt çantası, kamera, renkli aksesuarlar şöföre güven verir.

3. Yanınızda her zaman kalem taşıyın. Bununla yolda bulduğunuz herhangi bir kartona gideceğiniz şehrin adını yazabilirsiniz. Böylece şöför ile daha iyi bir iletişim sağlamış olursunuz.

4. Otostopta ki en önemli şey ” Enerji ” dir. Ne olursa olsun enerjinizi korumalısınız. Bunu yaparken zevk almalısınız. Bazen 5 saat de bekleyebilirsiniz bazen 1 dakika. Bunu kabul etmelisiniz. Otostop özgürlüktür.

5. Sabah erken otostopa başlamak her zaman daha iyidir.

6. Bindiğiniz araç şöförü sarhoşsa uygun bir dille inmek istediğinizi söyleyin gerekirse yalan söyleyin.

7. Eğer tek otostop çekiyorsanız bileceğiniz araçta 2 den fazla erkek olması dikkat etmenizi gerekir. Eğer güveni hissettiyseniz binin. Hisler önemli.

8. Otostopta her türden insanla karşılaşabilirsiniz. Bir mafyada sizi aracına alabilir, din kültürü hocasına, çiftçi Ahmet amcada, doktor Murat abide. O yüzden buna açık olun dini, siyasi ve etnik köken ile ilgili tartışmalara girmekten kaçının. Yurtdışında içinde aynı şeyler geçerli.

Otostop_yolgünlükleri

9. Eğer sizi rahatsız eden bir şöför ile karşılaşırsanız panik yapmadan aklınızı kullanmayı deneyin.  Başta suyuna gidiyor gibi yapıp sonra ilk fırsatta kaçabilirsiniz. Unutmayın sizin şöförlerden korktuğunuz kadar onlarda otostopçulardan korkuyor. O yüzden iyi hissettiğiniz insanların yanında onlara güven verin.

10. Otostop kültürü ulaşımda yardım etmektir. Bazı şöförler yemek ısmarlamak isteyebilirler ben bunu kabul ediyorum. Ama asla para kabul etmiyorum. Bunun otostop kültürüne aykırı bir şey olduğunu düşünüyorum.

11. Yanınızda her zaman 4 mevsimi yaşayacak malzeme olmalı. Ne zaman yağmur yağacak, ne zaman güneş yakacak bilemezsiniz.

12. Araç durduğunda binmeme hakkınız olduğunu unutmayın. Bir arkadaşınızı bekliyor olabilirsiniz, yada otobüs bekliyor olabilirsiniz. Zorunda hissetmeyin.

13. Bol bol şarkı söyleyin bu enerjinizi yüksek tutar.

14. Yanınızda bir iki öğün yetecek kadar yemek olması size güven verir. Bir sandviç bir su idealdir.

15. Otostop çekerken uygun bir nokta bulana kadar yürümelisiniz ve yürürkende deneyebilirsiniz. Bulduğunuzda ise beklemelisiniz. Eğer sürekli yolda yürüyerek otostop çekerseniz bu enerjinizin düşmesine neden olur. Enerji önemli demiştik.

16. Eğer bir şöför sizi aracına aldıysa size yardım etmek istemiştir. O yüzden konuşma üslubunuz ve saygınızı hiç bir zaman yitirmeyin.

Tayland Otostop Yol Günlükleri Videosu

Otostop yapmayıp da araç kiralama düşünüyorsanız Otorento ucuz araç kiralama sayfalarına göz atın. Diyelim 4-5 kişi seyahat Karadeniz’de seyahat planlıyorsunuz; Trabzon ucuz araç kiralama yapmak bazen seyahati daha ekonomik ve hızlı yapmanızı sağlar.

17. Gece otostop çekecekseniz, ışığın olduğu bir yer bulmaya çalışın. Sokak lambası vb. Ayrıca gece otostop çekerken üzerinizde fosforlu bir şey olması gece görünmenizi sağlar. Eğer oluşa bulamadınız, en güvenli şekilde araç bulabileceğiniz yerler petrol istasyonlarıdır. Burada zaten durmuş araçların şöförleriyle yüzyüze konuşma fırsatı yakalarsınız.

18. Asla karamsarlığa kapılmayın. Şimdiye kadar yolda kaldığım bir yer olmadı. Çok yorgun hissederseniz. Yakınlardaki bir cami mescide gidebilir, Couchsurfing kullanarak insanlardan yardım isteyebilirsiniz.

19. Kız başınıza otostop çekiyorsanız bu dediklerimi bir tık daha arttırıp uygulamada fayda var.

20. Son bir şey daha. Boşverin tüm bunları yola çıkın o zaten size öğretecektir. Rast Gele!

985 Dolar ile Dünya Turu: 9 Ay, 20 Ülke, Yüzlerce Şehir

Dünya Turu bütçe

Dünya Turu, yola çıktığımdan beri hiç bir sponsor almadım. Yola çıkarken biriktirdiğim belli bir param vardı ama o para daha ben yola çıkmadan elimden uçtu gitti. Kısacası soyuldum. Neredeyse parasız dünya turu yapmam da bundandır. Yoksa yola çıkarken ben parasız dünya turu yapacağım diye çıkmadım. Param yoktu ve ben bunu gerçekten yapmak istiyordum.

Para!

Şimdiye kadar değer vermediğim ve sadece araç olarak kullandığım bir şeyin hayallerimin önüne geçmesine izin veremezdim. Yaşayacaklarımı az çok kestirebiliyordum ve hazırdım. Ve Nazım Hikmet’in de dediği gibi “Yaşadım !” diyebilmek için bu yola çıktım.

Onun dışında ailem her zaman maddi ve manevi beni desteleyen en büyük sponsorum oldu. Çok zor durumda kalmadığım sürece para istemedim. Ama biliyordum ne zaman istersem ellerinde ne var ne yok göndereceklerini. Tekrar söylemek istiyorum, böyle bir ailem olduğu için çok şanslıyım.

Arkadaşlarım ve seyahatimi buradan ve sosyal medyadan izleyenler, yani sizlerden gelen yardımlar sayesinde yemek yiyebildim kimi zaman da vize paramı karşıladım. Zorunlu uçak biletlerimi ise ailem karşıladı. Ulaşımların %90 ini otostop ile yaptım. Konaklamalarımın çoğunluğu ise Couchsuring ile sağladım. Gönüllü işler yaparak bunları karşıladığım zamanlarda oldu. Gece hayatının neredeyse tamamında fotoğrafçı olarak çalıştım, ücretsiz sağladım. Genel olarak para harcadığım tek konu yemek idi.

 

Otostop nedir

Benim dünya turumu iki kısma ayırmak gerekiyor. Birinci kısım azda olsa para harcayarak gezdiğim kısım Avrupa. İkinci kısım ise daha az para harcayarak gezdiğim Asya. Aşağıda kalem kalem ne harcadıysam her şeyi yazmaya çalıştım. Tüm bu giderlerim ise şu şekilde.

Dünya Turu  Avrupa : 460 Euro (510 Dolar) 
Dünya Turu Asya : 475 Dolar

2 defa telefonum çalındı tekrar satın alabilmek için takipçilerimden ve ailemden yardım istedim tekrar satın aldım.  Ayrıca bilgisayar satın almak bir süredir çalışarak biriktirdiğim param yine çalındı. Bir kısmını kendim bir kısmını ise sayın Kemal Kaya (yoldaolmak.com) destek oldu ve bilgisayar satın aldım. Bu harcamlarımı ayrı tutmak istedim.

1. Telefon : 300 Dolar
2. Telefon + Kamera : 600 Dolar
Bilgisayar : 500 Dolar

Not : Her hangi ülke hakkında merak ettikleriniz ayrıntılar için ülkenin ismine tıklayarak Yol Günlüklerimi okuyabilirsiniz.

Yola Çıkmadan

Schengen Vizesi:  60 Euro

İnterrail Bileti : Ücretsiz (yol arkadaşımın desteği ile bir firmadan ücretsiz almıştık)

İstanbul – Madrid Uçak bileti : 150 Euro

Toplam cebindeki tam olarak nakit para 172 euro idi. Banka kartımda ise 40 euro ( 120 tl )  vardı.

Couchsurfing nedir


 Dünya Turu Avrupa Kısmı

İspanya Gezisi (3 gün)

İspanya dünya turunun ilk ülkesi oldu. Aslında Fas’a gitmek için aktarma yaptığımız yer diyebilirim. 3 gün kaldığımız sürede çok az harcama yaptık.

  • İspanya Konaklama : Parkta çadırda konakladık.
  • İspanya Yeme-İçme : Marketten peynir, zeytin, ekmek, şarap alışverişleri şeklinde yaptık ve iki defa Mc Donals : 10 Euro
  • Real Madrid – Galatasaray Maç bileti : 10 euro
  • İspanya toplam : 20 Euro

Not : İspanya’da Balon satarak 5 euro kazandık. Gezerken Para kazanmak

Diğer videoları yavaş yavaş yüklümeye devam edecem. Takip etmek için Youtube kanalıma abone olabilirsiniz.


Fas Gezisi (15 gün)

Fas gezim boyunca satın aldığımız tur dışında yeme içme giderimiz oldu. Fas harcamalarım ise genel olarak şu şekilde.

  • Madrid – Fas, Marekeş uçak bileti Ryanair : 20 Euro
  • Fas Marekeş konaklama : Ücretsiz, Airbnb’nin fotoğraf yarışmasından kazandığım kodları kullandık.
  • Fas 3 Günlük Çöl turu : 55 Euro
  • Fas’ın diğer şehirlerine ulaşım : Otostop yaparak ve trene kaçak binerek yaptık ulaşıma hiç para vermedik.
  • Fas yeme – içme toplam : Bir kere yemek ziyafeti çektik, geri kalan yemekler marketten alışveriş idi : 20 Euro
  • Fas – Algacisras vapur bileti :  27 Euro ( Arkadaşım Onur Yağız Destek oldu )
  • Fas Yol Günlükleri
  • Fas Çöl Turu Yol Günlükleri
  • Fas Gezi Rehberi

İspanya Gezisi (Tekrar)

  • Algacisras 1 gece konaklama çadır, yemek ise Türk dönercinin ikramı oldu : ücretsiz
  • Buradan sonra İnterrail biletimiz sayesinde ulaşıma hiç para vermedik.
  • Barcelona’da 1 öğün Mc Donalds ve Trende dahil sonrasında 3 gün yetecek kadar Market alışverişi: 10 Euro
  • Barcelona – Paris : Ücretsiz, İnterrail bileti


Fransa (2 gün)

 

  • Paris Konaklama : Tren garı, ücretsiz
  • Paris Yeme- İçme : Zaten Marketten aldığımız yemekler olduğundan ücretsiz.
  • Paris İçi ulaşım : Ücretsiz, Metroya tersten bindik ve bol bol yürüdük.
  • Paris İlaç : 4 Euro, Hastalandığım için ilaç almak zorunda kalmıştım.
  • Paris – Lille ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Lille bir gece konaklama : Ücretsiz, Hasta olduğum için ambulans çağırıp o gece hastaneye gitmiştik. Sonra kaçtık.
  • Lille Kamera : 10 euro ( Kameram trende kalınca emanete aldılar o yüzde para ödemek zorunda kaldım )
  • Lille – Amsterdam Ulaşım ücretsiz : İnterrail Bileti

Fransa – Hollanda yol günlükleri


Hollanda Gezisi (10 gün)

  • Amsterdam Konaklama : Ücretsiz, Tren garı ve Airbnb kodları
  • Amsterdam 3 gün Yeme – İçme : Market alışverişi, 10 Euro
  • Rotterdam 1 Hafta  Konaklama, Yeme- İçme : Couchsurfing ( Cihan abi )
  • Giethoorn : 6 Euro, tekne turu parası
  • Amsterdam Müze : 4 Euro
  • Amsterdam Baba Shop : 17 Euro
  • Rotterdam – Kopenhagen Ulaşım : Ücretsiz, interrail Bileti

 Danimarka Gezisi (8 gün)

 

  • Kopenhag ilk 4 gün Konaklama, Yemek içme : Ücretsiz, Couchsurfing
  • Kopengahan Bira Müzesi : Ücretsiz, Tersten girmiştim. (Bira da dahil )
  • Kopenhag şehir içi ulaşım : Bisiklet, Couchsurfing’de kaldığım hostumun bisikletimi kullandım.
  • Kopenhag 2 gün Konaklama : Ücretsiz, Tren garı.
  • Kopenhag Yeme-İçme : Ücretsiz, O dönemde mültecilere ciddi bir yardım kampanyası vardı ve her yerde ücretsiz yemekler dağıtılıyordu sadece onlar değil halkda bunda o yemeklerden alıyordu bende sadece oradan yedim. Yemekeler genellikle restoranların sponsorluğunda idi.
  • Kopenhag Pub Crawl : 10 Euro ( Hani şu sınırsız içki olup da bütün barları gezdiğin olay )
  • Kopenhag Kule giriş ücreti : 2,5 euro, çok merak ettiğim için çıktım. Kartımdan çektirdim.
  • Kopenhag Cristiana : 3 euro


 İsveç Gezisi (2 gün)

  • Kopenhag – Malmö Ulaşım : Ücretsiz, Tren
  • İsveç Konaklama, Yemek içme : Ücretiz, Couchsurfing
  • Malmö – Lund ulaşım : İnterrail bileti, Ücretisiz
  • Lund Konaklama : Ücretsiz, Park’da kaldım.
  • Lund 6 Bira : Sevgilimden ayrıldım, 9 euro. ( Marketten )
  • Lund – Kopenhag ulaşım : Ücretsiz, Tekrar döndüm

 Norveç Gezisi (2 gün)

  • Kopenhag – Oslo Ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Kopenhag – Oslo Treninde yeme – içme : 5 euro, Market alışverişi
  • Oslo – Stavenger ulaşım : Ücretsiz, İnterrail bileti
  • Stavenger – Tau Vapur ücretsi : Ücretsiz, vapura kaçak bindik.
  • Tau – Pullpitrock ulaşım : Ücretsiz, otobüse otostop çektik.
  • Pullpitrock yeme – içme : 5 Euro, Market alışverişi Stavenger’de yapmıştık
  • Pullpitrock – Tau ulaşım : Ücretsiz, otostop
  • Tau –  Stavenger vapur : Ücretsiz, Kaçak bindik
  • Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya Tren ile ulaşım : Ücretsiz, İnterrail bileti

Norveç’de 50 Euro’ya yakın para kazanadık


Almanya Gezisi (2 gün)

  • Hamburg Yeme – İçme : Ücretsiz, iki defa türk dönerci abilerimiz yemek ısmarladı
  • Konaklama : Tren garı ve tren
  • Hamburg market alışverişi : 5 euro, peynir, zeytin, ekmek vb.
  • Hamburg – Münih ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti
  • Oktoberfest : Ücretsiz, sabahın ilk saatlerinde girdik.
  • Münih – Prag ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti

Gönüllü işler yaparak gezmek


 Çek Cumhuriyeti ( 1 gün )

  • Prag yeme – içme : 3 euro, 1 defa döner yedik diğer öğünlerde hostelde yemek yaptık
  • Prag gece hayatı : 15 euro
  • Prag Yeşil Peri : 5 euro, evet gördüm !
  • Prag hostel konaklama : Ücretsiz, bir arkadaşımızın kaldığı hostele gidip odasında ki boş yataklarda uyuduk.
  • Prag – Budapeşte ulaşım : Ücretsiz, interrail bileti


 Macaristan ( 1 gün )

  • Budapeşte Konaklama : Ücretsiz, Tren Konaklama
  • Budapeşte Yeme – İçme Market : 5 euro
  • Budapeşte Tren içi bira : 2 euro

 Romanya ( 2 gün )

  • Bükreş Konaklama : Ücretsiz, Park ve Tren garı
  • Bükreş Yeme – İçme : Market 3 euro + Dönerci abimizin ikramı
  • Bükreş – İstanbul Ulaşım : Otostop, Ücretsiz (İnterrail biletimizin süresi bitti)

Dünya Turu Asya Kısmı

Bundan sonra genel olarak ülkede neler yaptığımdan ve harcağım bütçeyi yazacam. Çünkü Asya gezisinde her ülkede neredeyse 1 ay kadar zaman geçirdim her günü tek tek yazmak çok zor olacak zaman alacak. Yazdığım bütçeler ortalamadır. Not almadığım için tam hatırlamıyorum.

İran’a giderken cebimde 160 Dolar vardı.

Türkiye’den İran’a Otostop

İran (1 ay)

İran’nın tamamını otostop ile gezdik. Hiç bir ulaşım aracına para vermedim. Konaklama için sadece couchsurfing kullandık ve parklarda uyuduk. Ara sıra yediğimiz yemekler ve keyfi harcamaların dışında İran halkı neredeyse hiç para harcatmadı.

  • İran Harcama toplam bütçesi : 35 dolar
  • İran – Dubai- Sri Lanka Uçak bileti : 140 dolar

Not : İran’da yıllardır kullandığım kameramı özel bir nedenden dolayı sattım bundan dolaylı 1000 tl param oldu böylece.

Sri Lanka  ( 15 Gün )

  • Sri lanka ulaşım :  Çoğunlukla otostop kullandık, trenlere kaçak bindik onun dışında iki kere otobüs kullandık.
  • Sri Lanka Konaklama : Couchsurfing, plajlar, restorant bahçeleri, parklar, trenler terkedilmiş binalar aklınıza gelebilecek her yer uyuduk. İki defa hostel’de kaldık.
  • Sri Lanka Yemek İçme : ilk defa Tropikal iklimi olan bir yere geldiğimizden ve kültür çok farklı olduğundan dolayı ilk başlarda adaptasyon sorunu yaşadık. Yemek ucuz olsada, sürekli restoranlarda yumurta yada patates gibi bildiğimiz şeyleri yiyerek geçiştirdik. Balık çok ucuz olduğu için balık alıp Alüminyum folyo ile sahilde pişirip yedik.
  • Sri Lanka Müze ve National Parklar :  Sri Lanka’da 30 dolarlık bir Sigirya kayası ormanın içinde idi oraya kaçak girdik. Güneyde bulunan bir yağmur ormanına ise araştırma öğrencileri olarak girdik ve yine para vermedik.
  • Toplam Harcama Bütçesi : ( 80 Dolar vize dahil )
  • Sri Lanka – Hindistan Uçak : 70 Dolar

Hindistan ( 46 gun )

Hindistan Ulaşım : Hindistan’nın tamamını tren ile gezdim. Goa ve Kerala eyaletlerinin içinde ise otostop ile gezdim. Ulaşıma hiç para harcamadım.

Hindistan’da trene kaçak binmek

Hindistan Konaklama : Couchsurfing, trenler , tren istasyonları genel olarak konakladığım yerlerdi. Agra ise park olarak tek temiz bulup uyuduğum yer oldu. Goa eyaletinde plajda günlüğü 2,5 dolar olan bir yerde 3 gün kaldım. Bunun dışında Hiç hostelde yada otele para vermedim. İki defa otelde couchsurfing ücretsiz sayesinde kaldım.

Hindistan Yeme-İçme : Hindistan’da para harcağım tek konu yemekti. Buradayken bulduğum bazı yöntemler sayesinde epey ucuza günü kapatabiliyordum. Sadece meyve yiyerek geçirdim günlerde oldu hiç yemek yemeden geçirdiğim günlerde. Tren istasyonlarında ki restoranlardan yemek istediğimde oldu. Bir kaç kere ise ailemin gönderdiği para ile ziyafet çektim.

Meyve fiyatları şu şekilde :

1 kilo muz : 20 -30 rupi

1 adet Coconat : 40-50 rupi

1 kg Mandalina : 30 rupi

20 – 30 rupiye ise tren istasyonlarında satılan hamur işlerinden almak mümkün.

20 rupi : 1 TL

Hindistan Müze : Udaipur, Delhi, Jaipur ve Kerala’daki müzelerin hepsine bir şekilde parasız girdim. Kimisinde çantamı unuttum dedim, kimisinde çaktırmadan girdim kimisinde ise araştırma öğrencisiyim dedim. Tac Mahal için 2 saat uğraşsam da inandıramadım. Yerel insanlar için olan bilet ile girmeye çalıştım oda olmadı. Sonuç olarak başarız oldum. Bu eseri görmeden dönemezdim, mecburen bütçemi zorlayarak bileti alıp girdim.

Hindistan toplam temel harcama bütçem : 45 dolar

Hindistan Vizesi : İstanbul’da iken almıştım o yüzden burada bütçe ayırmadım.

Hindistan – Bali Uçak bileti : Ailem karşıladı : 64 Dolar idi ( Airasia )

Telefonum Hindistan’dan ayrılmadan bir kaç gün önce çalındı.

Hindistan Yol Günlüklerinin bazıları aşağıda hepsini yazamadım henüz. Eğer özel olarak merak ettiğiniz bir şey olursa facebook sayfamda girip ” Hindistan ” şeklinde arama yapabilirsiniz. Yada çekinmeden bana sorabilirsiniz.

Endonezya ( 31 Gün )

Endonezya benim en çok para harcağım ülke oldu çünkü burada ailemin ve arkadaşlarımın desteği ile telefon aldım. Ayrıca ülkeden çıkarken bir gün geç kaldım diye 20 dolar ceza ödedim. Endonezya gezimin 20 gününü Bali adasında 11 günü ise Jawa adasında geçirdim.

Endonezya Konaklama  : Couchsurfing ve plajlar en çok kaldığım yer oldu. Onun dışında tanıştığım insanların otellerinde de ücretsiz kaldım. Konaklamaya hiç para verdim.

Endonezya Ulaşım : Bali’de bir kere günlük motor kiraladım ( 5 Dolar ) onun dışında tüm seyahatlerimi otostop ile yaptım.

Endonezya Yeme-İçme : Nasi Padang, bu yemeği keşfetmem ile birlikte dünyalar benim oldu. Çünkü Pilav neredeyse ücretsiz üzerine koyduğun yemek kadar para ödüyorsun. Bende sadece tavuk sosu döküyordum 30 – 50 kuruş arası değişen bir fiyata öğün geçirebiliyordum. O yüzden yemek çok ucuza geldi. Meyveler zaten ucuzdu bol bol C vitamini için meyve yedim. Onun dışında otostop çektiğim herkes yemek ısmarlamak istedi.

Endonezya Müze : Burada ki bazı tapınaklar ücretliydi. Kimisine kaçak girdim kimisinde ise beni gezdiren Hostum ödedi. Jawa adasındaki İjen yanardağının ücretli olduğu bilmiyordum ve yanımda da para olmadığı için orada tanıştığım ve beraber tırmanmaya karar verdiğimiz İsveçli çift benim biletimi aldırlar.

Endonezya toplam temel harcama bütçem : 55 + 17 ( uçak ) Dolar

Singapur (5 gun)

 

Singapur’da sadece 5 gün kalabildim. O yüzden zaten para harcayacak bir zamanım bile yoktu.

Singapore Ulaşım : Şehir için 2 defa otobüs bir defa tren kullandım. Onun dışında bisiklet ve yürüyerek her yere gittim.

Singapur Konaklama : Couchsurfing üzerinden tanıştığım Vera,  ( adını veriyorum çünkü ilerde çok geçecek bir isim ) beni 2 gün ağırladı. Diğer iki gün ise şuanda Dünya Turun’da olan Sevgili Ulaş ağırladı. Onu takip etmek isterseniz buyrun efenim.  Son gün ise sevgili Ece ağırladı.

Singapur Yeme – İçme : Beni ağırlayan Vera evde sürekli yemek yapıyordu ve bir kaç kere çin lokantasına götürüp kendi kültürlerini tanıttı. Ayrıca Ulaşlarda kaldığım zamanda da evde beraber yemek yedik ve dışarda bana yemek ısmarladı. Ece, yaptığı humusun hala tadı damağımda.

Singapur Toplam Harcama Bütçesi : 5 Dolar

Malezya (35 gün)

Malezya benim için çok kötü başladı, Telefonum burada yine çalındı, Singapura tekrar geri dönemedim Ban yedim. Burada Ailem, yakın arkadaşlarım ve Takipçilerimin desteği ile ucuz bir telefon iyi sayılabilecek bir kamera aldım. Destek verenleri yakın zamanda bir liste şeklinde yayımlamak istiyorum.

Telefonumun çalınması ve Singapur’a 2 yıl BAN

Malezya Konaklama : Burada iken bir kaç kez dışarda, hamakta yatmak dışında hep couchsurfing kullandım. Bir kere hostelde kaldım. Çin mahallesinde olduğu için ucuzdu. Otostopta tanıştığım bir çift ise 3 gün boyunca kendi evlerini vermişlerdi.

Malezya Ulaşım : Bir kere otobüs kullandım. Melaka – Singapur. Onun dışında tüm ulaşımlarımı otostop ile yaptım. Kuala Lumpur içinde trenlere kaçak bindim.

Malezya Yol Günlükleri

Malezya Yeme – İçme : Burada Nasi Padang var ayrıca Malezya müslüman bir ülke olduğundan bizim damak tadımıza uygun ucuz güzel yemekleri de vardı. Marketlerin restoranlardan pahalı olduğu bir ülke burası.

Malezya Toplam Harcama bütçesi : 55 dolar

Telefon ve Kamera : 700 dolar

Tayland (44 gun)

Tayland en uzun kaldığım ülkelerden biri oldu. Fırsatını bulsam bir daha giderim. Burada harcamalarım ise tamamen çalışıp kazandığım paralar ile yaptım. Çoğu zaman fotoğraf çekerek paramı kazandım onun dışında hostellerde, barlarda ve partilerde çalıştım.

Tayland Ulaşım : Adalara giderken ki vapur ücretleri dışında ulaşıma hiç para vermedim. Tamamında otostop çektim.

Tayland Konaklama : Plajlar burada en çok kaldığım yer oldu. Malum güzel plajlar ülkesi uyumasak ayıp olurdu. Onun dışında Couchsurfing ve çalıştığım yerlerde konakladım. Ayrıca Bangkok’da beni ağırlayan Haluk abi ve İbrahim abiye selam olsun.

Tayland Yeme-İçme : Tayland’da kaldığım süre boyunca yeme içmenin çoğunluğunu 20 gün kaldığım hostelde ücretsiz karşıladım. Geri kalan zamanlarda ise lezzetli Pat Thai imdadıma yetişti. 7 eleven marketlerinde satılan tostlar ise en çok yediğim yemekler arasında yer alıyordu. Couchsurfing ve otostopta tanıştığım insanlar sayesinde yerel lezzetleri tatma fırsatım oldu.

Tayland Vize Uzatma : 1900 Baht = 50 Dolar

Tayland toplam temel harcama bütçesi : 70 dolar

Tayland Bilgisayar : 500 dolar Kemal abi’ye (yoldaolmak.com) bir kere daha teşekkür ediyorum.

Kamboçya

Dünya Turu devam ediyor Kamboçya çok yakında… 😉


Eğer Dünya Turuna DESTEK olmak isterseniz bunun iki yolu var ; 

1. Maddi destek yapabilirsiniz, hala bir sponsorum olmadığı için buna kapım açık.

Yolda Olmam İçin Destek Ol!

2. Manevi destek olabilirsiniz. Bir ”Merhaba” demeniz bile mutlu edecektir. Facebook sayfamı arkadaşlarınıza davet etmek yine bana destek olmak demektir. Onun dışında bloguma bir kaç reklam koydum eğer beğendiğiniz yazılar olursa onları sosyal medyada paylaşmanız yine bana destek olmak demektir. Mesela bu yazıyı paylaşarak başlamak güzel bir fikir olabilir 🙂

Desteğiniz için teşekkür ederim. Sosyal medyadan takip etmek isterseniz :

Tayland’da Otostop Çekmek ve Tavsiyeler

Tayland’da Otostop çekmek diğer asya ülkelerinde olduğu gibi kolay. Özellikle şehirden çıkmayı başarabilirseniz, ana yolda bir sürü insan sizi görünce durup yardım etmek isteyecektir. Tayland’ın en güneyinden Bangkok’a kadar otostop ile gittim. Yol boyunca hiç uzun uzun beklediğimi hatırlamıyorum. Sürekli birileri aldı ve az da olsa yol kat ettik. Hatta bir kere gecenin yarısı olduğu halede polis benim için otostop çekti. Yazının eş aşağısındaki videoyu izleyebilirsiniz.

İzlediğim Rota : Malezya – Tayland sınır kapısı, Hat tai , Krabi, Phi phi, Phuket, Surat Thani, Koh Phangan, Surat Thani, Bangkok, Trat ve Kamboçya sınır kapısı.

Tayland İnsaları Turistlik olmayan yerlerde şeker gibi insanlar. Özellikle köylerine, yaşadıkları alanlara giderseniz sizi çok güzel karşılayacaklardır. Turistlik bölgelerde artık sıkılmışlar ve sizi diğer turistlerle bir görmeleri can sıkıcı olabiliyor. Parasıyla gelmiş, yan gelip yatan turist izlenimi pek sevmiyorlar.

Tayland'ın Hat Thai şehrinde tapınağa çıkarken çektiğimiz otostop
Tayland’ın Hat Thai şehrinde tapınağa çıkarken çektiğimiz otostop

Tayland yolları oldukça güvenli. Turizmin çok gelişmiş olması ülkenin bir çok yönünde gelişme yol açmış. Bazı yollar delikli deşikli olsada, genel olarak yollar iyi.

Tayland’da yolumu nasıl bulacağım, nereden otostop çekmeye başlıyacam diye düşünüyorsan en güzel tavsiyem bir GPS uygulaması kullanman olacaktır. Ben dünya turum boyunca Maps.me adında offline çalışan bir harita uygulaması kullandım ve yönünü bu sayede buldum. Gitmek istediğim yöne doğru yolu takip ederek otostop çekmek ve ana yola geldiğinde otostop çekmeye devam etmek güzel yöntem olacaktır.

Tayland'ın Güneyinden Bangkok'a giderken beni yolda görüp alan kamyoncu abimiz
Tayland’ın Güneyinden Bangkok’a giderken beni yolda görüp alan kamyoncu abimiz

Tayland’da Yemek konusunda çok zengin bir mutfak sunuyor. Özellikle deniz ürünleri bizim ülkemize göre çok ucuz. Ama dersen ki otostopçu yemeği söyle bana oda pat thai olacaktır. Turistlik yerde bile 1 dolara yiyebileceğin lezzetli bir yemek. Bizim eriştenin makarna hali gibi düşünebilirsin. Onun dışında tropikal meyveler çok ucuz.

Tayland Dilinde Bazı Faydalı Kelimeler

Man Pen Rai = Her şey yolunda, Boşver gibi bir anlamı var.

Samadi kah = Günaydın, Merhaba, İyi Akşamlar, Kendine iyi bak kelimlerinin hepsi için söyleniyor.

Kapun Kah = Teşekkür ederim

Otostop Tavsiyeleri İçin bu yazıma göz atabilirsiniz.

 

 

 

Uzun bir süre unutamayacağım bir yol hikayesi | Malezya Yol Günlükleri 

……yolun kenarın beyaz bir levha gördüm, aldım üzerine ” Penang ” yazdım. Yaklaşık 40 dakika boyunca otostop çektim, şarkı söyledim hoplayıp zıpladım ( yol halleri ) bir baktım çok ilerde kırmızı bir araba durmuş. 
– Acaba bana mı durdu ?

– Kesin çiş molası, bana dursa burada dururdu.

– E arabadan kimse inmiyor?

– Bir el sallayım bakim ne tepki verecek

– Aha vala beni çağıyor……

Malezya zor başlasada unutamayacağım anılarla bitiyor olması benim nazarımda bu ülkeyi en üst sıralara koyuyor. Telefonun çalınması, Singapur’dan ban yemek, dost kazığı yemek…diye devam ederken Nihal ve Koray gibi iki güzel insanla tanışmamla herşey yoluna gitmeye başladı. Önce Nihal’i sağ salim ülkeye gönderdik sonra bende yola koyuldum. Kuala Lumpur gelince önce Konsoloslukları ziyaret ettim, Tayland, Kamboçya, Çin derken Vietnam’ın yaptığı ayıbı insan düşmanına yapmaz. Bunu başka bir konuda anlatacam.

Couchsurfing’den Nadia ile anlaşmıştık. Benimle KL merkezde buluştu aldı evine götürdü. Evinde benim gibi sırtçantalı gezginler vardı, hemen kaynaştık, gittik hep beraber yemek yedik. Bir kaç gün KL’de gezdik. Önce Batu Cave’e gittik sonra Çin mahallesine derken uzun zaman sonra tekrar yola çıkmanın, yeni insanlarla tanışmanın iyi geldiğini hissetim. Bu Zaman’da ailemin ve arkadaşlarımın desteğiyle ucuz bir telefon aldım.
Nadia Endonazya planı için ayrılmak zorunda kaldı. Bende yeni bir host aramaya koyuldum, ve aynı günde istek göndermeme rağmen Sam beni kabul etti. Bana gelmem gereken tren istasyonununu söyledi, trenin fiyatına baktım 4 ringit, ben bununla iki kere pilav yerim dedim ve trene kaçak bindim. Zaten ne soran oldu nede kimsin diyen. Sam’i istasyonda gördüm hemen tanıdı, arabasayla gelmiş, aldı beni evine götürdü. Sam 51 yaşında müslüman 3 çocuk annesi bir kadın. Benden önce gelen Amerikalı çiftle beraber öğle yemeği yedik, sonra aldı bizi etrafı gezdirmeye. Çocukluğunun geçtiği köyleri gezdik, Malezya’nın geleneksel pazarlarına götürdü bizi bir sürü yemek denedim, sonrada gün batmaya yakın biraz maymunlarla oynayalım diye bir tepeye götürdü .   

   

 2 gün süren güzel bir Couch surfing deneyiminden sonda tekrar yola koyuldum. Sam beni ana yola bıraktı otostop çekmeye başladım. Bu sefer hedefim Cameron Highlans, yani Malezya’nın yeşil yaylaları….  

  
6 gün Cameron Highlans’da kaldım. Bu süreçte Troji gibi müthiş bir insanla tanıştım. Troji burada doğmuş büyümüş, İngiltere’de yaşadıktan sonra buraya gelip kendi dizayn ettiği ve işlettiği bir müthiş bir hostel açmış. 5 gün boyunca beni burada ücretsiz ağırladı. Ağırladı derken odayı verip burası senin yerin deyip gitmedi. Sabahları Çinli ailesiyle kahvaltı yaptık, akşamları yemek yedik. Bana çubuklarla yemek yemeyi öğrettiler, hepberaber yemek yiyişime güldük çünkü göründüğü gibi hiçte kolay değil 🙂 
Nerdeyse her gün bir film izledim, bir kedi köşem vardı tüm günü orada kitap okuyup müzik dinleyerek geçirdim. Güneş batmaya yakın hostelin hemen arkasındaki tepeye domates tarlalarının arasına gidip, bir kaç domates yiyordum. Kokusu harika bu domateslerin… Bazı günler oldu çoluk çocuk ailecek hep beraber çiçek toplayıp onları paketledik. Hostele gelip giden birbirinden farklı insanlarla tanıştım. Bazen Hostelde kimse olmuyor telefonlara ben bakıyordum, yeni birileri geliyor odalarını gösterip hosteli anlatıyordum. Bir nevi buranın bir parçası oldum, bu kadar kısa sürede alışmamın tek nedeni troji…

  
 
Ve artık yola koyulma vakti geldi, Hostelde kalan bir Amerikalı kız otostop çekeceğimi duyunca, istersen seni ana yola kadar bırakabilirim dedi, süper olur dedim. Çantamı topladım herkese sarıldım bol bol teşekkür edip ayrıldım, ayrılırken içimi bir hüzün kapladı…çok alışmamak gerekiyor sanırım. Evet geriye güzel dostluklar ve anılar kalıyor ki bunları sindirmek, duygularına hakim olmak o kadarda kolay olamıyor. Ancak yeni bir anı, yaşanılan başka bir macera ve yeni insanlar bunu kolaylaştırıyor.

Ana yola çıktığımda hedefim Malezya’nın kuzeyindeki Penang Ada’sına gitmekti. Couch Surfing istek gönderip de cevap alamadığım tek yer burası oldu. Nerede kalacağımı bilmiyordum, çokta önemli değildi zaten matım var, uyku tulumum hamağım var daha önce yaptığım gibi bir park bulur uyurum diyordum. 

  
Otostop çekerken yolun kenarın beyaz bir levha gördüm, aldım üzerine ” Penang ” yazdım. Yaklaşık 40 dakika boyunca otostop çektim, şarkı söyledim hoplayıp zıpladım ( yol halleri ) bir baktım çok ilerde kırmızı bir araba durmuş. 

– Acaba bana mı durdu ?

– Kesin çiş molası, bana dursa burada dururdu.

– E arabadan kimse inmiyor?

– Bir el sallayım bakim ne tepki verecek

– Aha vala beni çağıyor…

Koşarak arabaya doğru gittim, bir Aile küçük kızlarıyla beraber Penang’a evlerine dönüyorlarmış. Tanışmaya başladık, bende kendi hikayemi anlattım, biraz şaşırsalarda sonra alıştılar. 

 
– Nasıl yani hep otostop mu çekiyorsun?

– Başına hiç kötü bir şey geldi mi?

– Peki biz almasaydık ne yapacaktın?

– Nerede uyuyorsun

– Yemek işini nasıl hallediyorsun?

– Ne iş yapıyorsun?

– Ailen ne diyor bu duruma
Tek tek cevapladım, 

Evet otostop çeliyorum sürekli, şimdiye kadar başına kötü birşey gelmedi umarım gelmez. Eğer siz almasaydınız bir park bulup yatmayı planlıyordum, bunu daha önce çok yaptım dışarda yatabilirim. Yemek için her zaman az bir param var, zaten genellikle pilav yiyorum ki 1 tl ye bol baharat soslu koca bir tabak pilav yemek mümkün. Ve bazen insanlar teklif ediyor yemeğe hayır diyemiyorum. Ailem ilk başta biraz endişeliydi ama şimdi sonuna kadar destekliyor, bana güveniyorlar. Couchsurfing gibi bir sistem var, onu zaten biliyormuşsunuz. 
Diye uzayıp giden bir muhabbet arada bir ” bu yaşta helal olsun ” imlemeri ile sorular devam etti. Bir ara mola verip yemek ısmarlamak istedi tokum deyince, mango aldı (tropikal meyveler harika).  

 

Nasıl mutlu oldum böyle küçük şeylerden mutlu olmayı yol öğretiyor insana. Senin gibi bir arkadaş edinmek bizim için mutluluk dediler, ve evlerinde istersem evlerinde beni ağırlayabiliceğini söyledi. Çok teşekkür ederek kabul ettim. Biraz önce mangodan mutlu olurken üstüne böyle bir teklif almak inanılmaz bir duygu. Yol süprizlerle dolu diye hep söylüyoruz ya işte onlardan birisi daha. 2 saat sonra Penang’a geldik. Gün batmaya yakın hemen eve gitmeyip seni bir tepeye götürmek istiyoruz, dedi. Baraj gibi bir yere geldik, burası tüm şehri tepeden gören bir nokta. Gün batınca eve doğru giderken biraz şehri süzdüm. Biraz Singapur’a benziyor dev gibi binalar düzenli şehir, Çin nüfusu yoğun…

 
Eve geldik, ve beni başka bir sürpriz karşıladı. Evin adresi bir kağıda yazıp anahtarı elime verene kadar anlamamıştım. Meğerse koca evi bana vermişler! Burası daha önce yaşadıkları ev 3 ay önce yeni bir eve çıkmışlar eski evdeki bir odayı bir kıza kiralamışlar. Kızda evde olmayınca evi bana bırakıp gittiler. Ev 20. Katta bir eski bir rezidans ama çok güzel birde havuzu var. Evde yok yok, içecektir yiyecekler istediğini kullan dediler. Ben bir iki saat kendime gelemedim. Yoldan tanımadığı birini alıp birde evlerini veriyorlar. Bu duygu hangi kelimelerle ifade edilir bilemiyorum, öyle güzel insanlar var ki dünyada umarım hayat boyu böyle insanlarla dostluk kurar tüm enerjimizi bu insanlar için harcarız. 

Yol güzel arkadaşlar, yola çıkın…

Bali | Endenozya’da ilk günler

Dünya Turu 151. Gün | Endonezya – Bali
Hindistan’dan Endonezya’nın Bali’sine 210 tl uçak bulunca hiç düşünmeden aldım. Daha alır almaz içimi bi heyecan kaplamıştı, o heyecan gittikçe artıyor aklıma geldikçe aynanın karşısında şarkı söyleyen kız çocukları gibi etrafımda dönüyordum. Her şeyden önce ilk defa Ekvator’un aşşasına yani Güney Yarım küreye geçiyorum. Bu gezide ne kadar ilk yaşadım say say bitmez…

Uzun bir uçuştan sonra havaalanına inip VİZESİZ çok rahat bir şekilde ülkeye girdim. Havaalanın dışına doğru yürüyüp klasik otostop parmağını kaldırmamla bir araba durdu, nereye gidiyorun? Bende bilmiyorum ama Denpasar diye bir ter sanırım. Couchsurfing üzerinden tanıştığım kalacağım kişinin adresini not almıştım onu gösterdim. Bir kavşağa kadar bıraktı, sağa sola bakınıyorken motor süren bir kadın geldi, bir yere gitmeyemi çalışıyorsun? Eğer bu yöne gidiyorsan gel götüreyim. Kimsin napıyosun derken beni merkeze kadar götürüp kalacağım kişiyide bulup teslim etti. Çok teşekkürler…derken bizim kız biraz içmiş 2 motor geldiler. Motor kullanmayı biliyormusun? evet dememle atladık motorlara Bali’nin sokakların geziyoruz deli gibi bir oraya bir buraya. Daha havaalanında çıkalı yarım saat olmadı. Sonra bir yerde yemek yiyip eve geçtik. Evde havuz mavuzlu dedim ne şanslıyım, ben bu evden çıkmam 🙂 

  
Dediğim gibide oldu 5 gündür evden çıkmadım, dinlenme birazda tatil modunda arada plaja gidiyor. Etraftaki yerel lokantalardan ucuz yemek yiyordum. 

  
Endonezya’da Kalma hakkım 1 ay olduğu için bir önce yola koyulsam maceraya atılsam iyi olur. Bu kadar bedava tatil yeter sanki…

  
5 gün sonra…

Bugün baliyi biraz dolaşayım dedim, kaldırdım parmadığımı üç beş otostop derken maymun ormanına geldim. Normalde giriş ücreti varmış, kapıya gelince öğrendim. Yahu burası orman değil mi? O zaman buraya girmenin mutlaka bir yolu vardır değil mi? Ormana para verecek değiliz…çok sürmeden bilet gişesinin yanında bir patika yol bulup daldım içeri.
  
 
Aman tanrım birde ne göreyim, her yer cıvıl cıvıl maymun, acaba kafese felan mı girdim diye şöyle bi etrafımda döndüm. Sonra baktım bir sürü insan var heh dedim sıkıntı yok. 
  
Epey bir oynaştık bu tatlı hayvanlarla, alıp eve götüresim geldi. Bazen elimdekini felan almaya çalışıyorlar vermeyince kızıyorlar, sonra bende onlara kızıyorum anlaşıyoruz.
  
Ardından yakınlarda yeşil mi yeşil güzel mi güzel pirinç tarlaları varmış, otostop parmağımı oraya sürdüm bu sefer. Girişte donation bağış kesen kulübeler var ” Arkadan arkadaşlarım geliyor onlar öder üstümde nakit yok ” diye orayıda atlatıp bi güzel gezdim dağ bayır.
  
Yolda bir kaç amca teyzeyle muhabbet ettik, karşı tarafın zirvesine gelince orada coconat satan bir kızda bana coconat ısmarlayınca deme keyfime. Niye mi ısmarladı vala bende bilmiyorum ama oradaki çocuklar eliyle kalp yapıp duruyordu.   
  
Sonra güneş batmaya yakın açtım hamağımı, gün batımına karşı sallandım durdum. 

 

Dünya Turu 78. Gün | İran Yol Günlüklerim 

İran‘da herşey çok ilginç başlamıştı.Avrupa geçen 45 günden sonra İran gibi kültürü bütünüyle farklı bir ülkeyle dünya turuna devam ediyorduk. Yemek yeme alışkanlığından iletişim anlayışına , mimarisinden sanatına ve hatta havasina kadar farkli kokusu olan topraklardaydik. Aslında bize çok yakın bir kültürü ” bizi ” tanıyorduk.

Tahranda yol arkadaslarimi kaybedip internet yuzunden birbirimizi bulamayışımızın üstünden bir gün geçti, öğleye doğru çeşitli telefon konuşmalarından sonra şehrin güney otogarında buluştuk. Dünden dolayı birbirimize kırgınlığımız var bu yüzden suratlarımız asık bir iki saatin ardından yine eski enerjiyi yakalayıp yola koyulduk.

Bugün amacımız iranın büyük şehirlerinden olan İsfahan’a gidebilmek. Yolda daha otostop çekmeye başlamadan yanımıza bir araba durdu. İranda Otostop çekerken söylediğimiz belli başlı üç kelimemiz var ” Pul Nederem ” paramız yok ” Salavati ” senin için dua edecem, Allah Rıza’sı için görüneceksen götür gibi birşey. Çünkü tüm arabalarda Ruslardaki taksi kültürü var para isteyebiliyorlar. Hemen önümüzde duran arayabaya bizim sihirli sözcükleri söyledik biraz üzülsede aldı bizi, İsfahan değil ama Kum’a gidiyormuş, bu demek oluyor ki yolu yarılıyoruz. İranda tüm arabalar eski ve nerdeyse hepsi aynı, ama bu araba bir başkaydı. Road balans denen bir şey yok arabada, şöför arabayı yolda tutabilmek için epey çaba sarf ediyor, ter döküyor bir sağa bir sola sallanıyoruz. Aha vurduk, aha öldük diye diye birbirimizi sıkıyoruz. Emniyet kemeri aklımıza geldi, doğal olarak çalışmıyor ama halat halen sağlam, Bizde kendime doladık, kendimizce güvenlik önlemi alıyoruz.

Neyseki sağsalim arabadan indik akşam saat 8’e geliyor. Sokakta yürürken Muharrem ayından dolayı sokakta İlahi çalıp çay dağıtan yere gittik, Çaylarımızı içip projektöre yansıtılan videoda kendilerine vurarak ibadet edişlerini izlerken bir adam yanımıza geldi, şeker verdi birer tane. Hafif şişko, yerel takım giymiş, güler yüzlü Pala bıyıklı bir abi. Kendini tanıttı adı Hasan abi âşıkmış kendisi. Yarım ingilzce yarım Türkçe birazda Güler yüzüyle, arkasını göstererek burda bir yerim var buyrun gidelim diye teklif etti, o sırada bizi merak eden ne kadar kişi varsa hepsi etrafımıza toplandı.

Hello, hey!! Where are you from, welcome to İran!! Sesleri geliyor her yerden.
Yaklaşık 20 kişi olduk bir anda, birisi çay getiriyor diğerleri bisküvi ikram ediyor derken Hasan abinin yerine çıktık. Hasan çok mutavazi harika bir insan bize kendi cdlerinden veriyor. Orada sohbet ederken başka bir adam aç mısınız diye sordu, mırın kırın ederek evet dedik.
Azeri Türkçesiyle

– tamam hadi gidek mescide, sineye vurak sonra aş yerik

Dedi. Tamam deyip düştük abinin peşine, ara sokaklardan geçip epey büyük ama bir o kadar zifiri karanlık bir mescide geldik. İçeriden ağlama sesleri, Hasan Hüseyin, sesleri geliyor…

İçeri girdik, hafif bir mor ışık var sessizce arka saflara geçip Yanyana oturduk, ağlaşmışlardı izleyip mikrofonla birşeyler okuyan adamı dinlemeye başladık, çok ilginç ürkütücü bir atmosfer içeriye girdik birden bire. Bir süre sonra herkes birden bire ellerini yumruk yapıp ritmik bir şekilde göğüslerine vurmaya başladı, ilk başka anlamadık ama ortama uyum sağlamak adıma bizde aynısını yapmaya başladık, ritim gitgide artıyor hızlı ve sert vurmaya başladılar. Bir yandan cıs tak cıs tak beatbox sesi bir yandan kuran okuyan adam diğer yandan hüngür hüngür ağlayarak kendini yumruklayan cemaat…yaklaşık yarım saat böyle devam etti sonra birden bire herkes soyumaya başladı, t-shirtler çıkardılar bu sefer çıplak vücutlarına vurmaya başladılar. Gözgöze baktık bestami ve oktay abiyle, ve bizde t-shirltleri çıkarıp kendimize vurmaya başladık. Çok farklı bir boyutta ibadet ediyorlar, ediyorduk gözümüzü kapatınca nasıl bir kafa yaşadığımızı daha iyi anlıyoruz. Bir süre sonra ayağa kalkıp yükselen ritimle beraber hem ağlayıp hem kendilerini yumrukluyolar, çember yaptık, aynı anda bağırarak yumrukluyoruz kendimizi bir sürü çıplak adam zifiri karanlık hafif mor ışık altında. Bu böyle 3 saat sürdü.


İbadetin ardından dışarı çıktık hasan abiler çocuklar herkes gelmiş bizi bekliyorlar, mescidin mutfağına geçtik ve yemekler geldi, katık pilav bilmem kaç sürahi su. Bizi merak eden ne kadar cemaat varsa kapıdan selam verip gülümseyip gidiyor, o sırada ferşat adında bir adam geldi epey muhabbet ettik toplamda 7-8 kişi yemek yedik, tam sofradan kalktık bestami ; Telefonum yok dedi. Çalınmıştı. Ortalığı ayağa kaldırdık her yeri aradık bulamadık. Ben yemek yerden video çekmiştim, orada bir adam Bestaminin yanında sürekli cebini kestiğini yakalıyoruz ama telefonu alma sahnesi yok o yüzden suçlayamıyoruz. Hasan abi oralarda epeyce tanınan sözü geçen birisi, o herkesi sıkıştırıyor ama bir şey çıkmıyor. Polis çağırıyoruz, onlarda bizi alıp karakola şikayetimizi alıyorlar bu saatte bir şey yapamayız diyip yarın gelin diyorlar. Ferşat alıp bizi evine götürüyor, gece orada kalıp sabah karalola, savcıya felan gidip seri no veriyoruz telefonun. Ferşat arabasıyla bize bir şehir turu yaptırıyor ardından, İsfahana gitmek üzere bizi ana yola bırakmasını rica ediyoruz. Telefondan umudu kesiyoruz.

Akşam olsada iran halkı otostopa durmaktan, arabasına 3 erkek almaktan hiç çekinmiyorlar. Yaklaşık 300 km sonra isfahana varıyoruz. Şehrin merkezine gidip orada bir parka kıvrılalım diye where is city center? Diye soruyoruz. Yine bizi merak eden bir amca durup alıyor arabasına ve İmam Hüseyin Meydanına götürüyor. Burası uzun uzadıcıya hanlardan oluşan içinde iki büyük ünlü cami olan dev bir meydan.


Harita gördüğümüz üzere yeşil bir alan var hemen meydanın yan tarafında. Oraya yürürken yolda bir backpacker daha bize katılıyor. Avusturylalı tek başına gezen bir adam. Gel beraber uyuruz diye onuda yanımıza alıyoruz. Parka geçip güzelcene dinleniyoruz.

İsfahan, İranın en düzenli şehirlerinden. Biz yürümeyi severiz şehri baştan aşağıya yürüyoruz. Akşama doğru couchsurfingden iletişime geçtiğim Fahim bizi evine davet ediyor. Taksiye atlayıp şehrin dışındaki evine varıyoruz. 3 katli saray gibi bir ev ve bizi 3 erkegi bir kadın ağırlıyor iran gibi bir ülkede! Bize bir kapı gösteriyor burası 3 katlı evin zemin katı daireyi tamamen bize veriyor. Evde yok yok, kahvelerden içeceklere kadar düşünülmüş. Çok ince bir düşünce bir couchsurfing kullanıcısı için. Mutluluktan uçuyoruz, böyle bir deneyim yaşamak paha biçilemez.
Harika bir gece geçirdikten sonra tekrar yola koyuluyoruz. İran’nın en merak uyandıran şehirlerinden Yedz’e gitmek için yoldayız bu sefer.

Amaçsızca yolda yürümek, gideceğin, varacağın yeri düşünmeden kulağında müzik bir yere geç kalma duygusu olmadan kilometrelerce yürümek harika bir duygu! Özgürlüğü damarlarımda hissediyorum.
Şehrin dışına vardığımızda otostop çekip Yedz’e yakın olan bir şehre gece yarısı varıyoruz. Saat geç olduğundan araba geçmiyor bizde yarın devam ederiz diye bu şehirdeki mescidin önüne uyku tulumlarını açıp yatıyoruz.
Sabah çok kolay bir şekilde bir otostop hareketiyle Yedz şehrine varıyoruz. İran’da otostop çekerken sanki tüm arabalar bizim için varmış gibi hissediyorum. Şehre geldiğimizde merak ettiğimiz birkaç yer vardı, Sönmeyen ateş, Old town, 900 önce yapılmış porselen mimarili cami.

Sönmeyen ateşin üstüne bina giydirmemişler güzel bir hikaye ile süsleyip şehrin turizm merkezleri haline getirmişler benim pek ilgimi çekmiyor, küçük bir ateş o da camın ardından görebildiğin kadar.


Şehri tam ortadan ikiye bölen kocaman bir yol yapmışlar. Bu yol bir tarafı Old Town diğer taraftı New Town olarak ayırıyor. Bir taraf topraktan yapılma sapsarı tek katlı evlerin olduğu eski yaşamın hala devam ettiği bir yerken diğer yanda yükselen binaların, Arabaların, AVM’lerin yaşam sürdüğü bir yer var.
Old Town’a girip ara sokaklarda yürümeye başlıyoruz. Burası Counter Strike Dust bölümü gibi bizde elimizde silah işareti yapıp dar sokaklarda CS oynuyoruz. Videosunu yakında paylaşacağım ?

Sokakta yürürken bir mescidin içinde buluyoruz kendimizi. İçerde çocuklar koşturuyor oyun oynuyorlar iki tane adam nargile tüttürüyor. Yanlarına gidip selam veriyoruz, çat pat İngilizceyle anlaşıyoruz. Çantalarımızı kenara bırakıp dinleniyoruz. Öğleye doğru çöl sıcaklarını hissetmeye başlıyoruz bu şehirde. Yaklaşık bir saat sonra nargile içen adamlardan biri hemen mescidin yanındaki evine davet ediyor bizi, yemek getiriyor çay getiriyor güzelcene besleyip tüm aile fertleriyle tanıştıryor.


İran ilk geldiğimizde tuhafımıza gitse de artık bu milletin ne kadar samimi sıcak kanlı insanlar olduğuna kanaat getirip içselleştirebildik. Toprak evin çatısından gün batımını izledikten sonra bu güzel insanlara sarılıp bol bol teşekkür ederek ayrılıyoruz.


Sabahtan Couchsurfing üzerinden konuştuğum Marjad evinde ağırlayabileceğini söylüyor. Yine bir kadın üç erkeği ağırlıyor. Bu durum Türkiye’de olsa olaya çok farklı bakılacağına eminim, entelektüel insan kalitesi konusunda bizden çok öndeler. Bir otel ismi söylüyor taksiye 2-3 tümen verip oraya varıyoruz. Yaklaşık 1 dakika sonra Arabasıyla gelip bizi alıyor marjad, eve vardığımızda yine bir saray karşılıylor bizi otomatik açılan kapıdan içeriye giriyoruz. Evin üst katını gösterip bize iki oda veriyor ev tam bir saray yavrusu. Üst katta mutfak banyo odada kuş tüyü yatak ne ararsak var. Otel odasından çok daha iyi bir yerde mükemmel bir insanın evinde kalıyoruz bu gece de. Sabah olduğunda cevizli ballı bir kahvaltı yapıp Marjad ile sohbet ediyoruz. Marjad profesyonel fotoğrafçı, Yedz’nin Old Town’ı hakkında bir fotoğraf kitabı yazıyor. Yıllarca Kanada’da yaşamış olmasından kaynaklanan harika bir ingilizcesi var. Konuşmaktan keyif alıyorum. Bir mühlet sonra babası geliyor onunla tanışıyoruz. Kızının nasıl bu kadar kaliteli bir insan olduğu şimdi anlaşılıyor.

Bu evde iki gün kalıyoruz. Buradan sonra ilk durak Şiraz. Marjad arabasıyla bizi şehir dışına çıkartıp otostop çekebileceğimiz güzel bir noktaya bırakıyor. Giderkende benim fotoğtaf tutkumu öğrendiğinden mutlaka Turan Porsh diye bir köye uğramamızı istiyor. Vedalaşıp yola koyuluyoruz.


Çok geçmeden bizi bir çift alıyor arabasına ve Şiraz, Salavati, Pul nederem sihirli kelimelerinden sonra keyifli bir yol yolculuk başlıyor. Turan Porsh bilmiyorlar ama onlarda merak ediyor ve sorarak gidiyoruz. Sonunda köyü bulup hem beraber köye gidiyoruz.


Köyde toplasan 10-15 ev var ve tam tepesinde iki tane kule gibi bir şey var. Burayamı geldik derken tepede toplanmış yaklaşık 2000 siyah giymiş insan görüyoruz. Ne olduğunu anlamadan aralarına giriyoruz bir andan tüm ilgi üstümüze geliyor, herkes bir şeyler soruyor kimisi elimize şeker bisküvisi tutuşturuyor kimisi yemek veriyor kim olduğumuzu anlamaya çalışıyor.


Bir süre sonra tören başlıyor ve ahşaptan yaptıkları kocaman şeyi omuzlarında taşımaya başlıyorlar. Bizde onlarla beraber tepeden hemen aşşağıda olan mezarlara doğru inmeye başlıyoruz. Çocuklar peşimize takılıyor hep bir ilgi selam veriyorlar, sanki köye belediye başkanı gelmiş gibi ilgi görüyoruz. Bir süre sonra ingilizce bilen bir adam yanımıza geliyor tanışıyoruz. İlk olarak köyün hikayesini soruyorum tabi, zamanında burada 40 tane kadın yerin içine girmiş, onların adına iki büyük kule yaptırılmış. Muharrem ayının son günü olduğu için bu 2000 insan Tahran’dan Şiraz’dan İsfahadan bu gün için gelmiş. Normalde köyde 10 kişi yaşadığını söylüyor. Bizi topraktan yapılma kaleyi gezdiriyor. Sonra Mescidin hemen yanında yaklaşık 20 kazanda kaynatılan ” aş ” ların oraya götürüyor bizi. Bizimde elimize kepceleri veriyorlar hep beraber kocaman kazanları karıştırıyoruz.

 Ailesinin bizle tanışmak istediğini söylüyor ve evine davet ediyorlar. Bizde yola çıkmamız lazım diyoruz ama kırmamak için gidiyoruz. Evde çok güzel bir atmosfer var, resmen çocukluğumdaki samimi aile sohbetlerini hatırlıyorum. Bize çaylar pastalar meyveler ikram ediyorlar. Yaklaşık 2 saat oturuyoruz.

 evin tüm halkıyla selamlamlaşıp, yola çıkıyoruz.
Gece saat 12 ye geliyor. Köyün etrafından başka hiçbir şehir yok. Yollar bomboş, tam tepemizde binlerce yıldız ve ay bize eşlik ediyor. Saatlerce yürüyoruz…

Başka bir köyün sokak lambasında bizi gören bir araba alıyor en yakın şehre bırakabileceğini söylüyor. Oraya gidip yol kenarında olan mescid’de geceyi geçiriyoruz. Sabah olduğunda Şiraz’a otostop çekip şehre varıyoruz. Burası eskiden İranın Başkentiymiş sonradan Tahran başkent olmuş ama ülkenin en gelişmiş şehri burası. Bizim İstanbul – Ankara misali. Burada bazı önemli yerler var eski pazar, Kuranı ilk ezberleyen adam Hafezi ziyaret ediyoruz.

Couchsurfingden Emad ile iletişime geçiyoruz. Arabasıyla bizi alıp evine götürüyor, giderken de akşam halısaha maçı var oynarmısınız diye soruyor. Ne kadar yorgun olsak da iranda böyle bir demeyimi yaşamak istiyoruz. Evde Annesi Babası abisiyle tanışıyoruz, Kaçkar türkleri olduğundan birbirimizi anlamakta zorluk çekmiyoruz. İkramlar bir yandan gelirken babası bize kendi yazdığı şiirleri okuyor… Maç saati geliyor ve toplamda 3 takımdan oluşan değişik bir halı saha maçı yapıyoruz. Yorgun argın eve gelip yatıyoruz. Ben maçta bacağımı incitttim ama ciddi bir şey yok. Bir iki gün hafif topallasam da geçiyor.
Akşam olduğunda Kum’daki ferşattan haber geliyor. Telefonu Taptım abeyyyy !

Telefon bulunmuş sevinçten uçuyoruz, şehirler arabası bir otobüse veriyor ertesi gün elimize geçiyor. Şanslı insanlarız vesselam.

Şirazda geçirdiğimiz iki günün ardından Bandar Abbasa doğru otostop çekiyoruz. Aslında oraya gitme amacımız Hindistana gemi bulup deniz yoluyla hindistana geçmek istememiz. Bandar Abbas iranın güneyinde kime söylesek orası çok sıcak 37-38 derece diyor. Yolda bizi gören Nissan sahibi şişko bir amca alıyor. Qeshm adasına kadar gidiyormuş, yani gitmek istediğimiz yerden daha ileri. Yolda giderken çok ilginç coğrafyalardan geçiyoruz. Akşam olduğunda çölün tam ortasında araba bozuluyor. Saatlerce tamir etmeye çalışıyoruz. Olmuyor. Yakınlarda bir köye kadar çekiyoruz, hep beraber köylünün birinin evinde sabahlıyoruz. Sabah olunca kendimizi bir tamirciye atıp yaptırıyoruz aracı çok geçmeden yine bozuluyor böyle böyle 2 günde adaya varıyoruz. Adını bilmediğim amca bizi evine davet ediyor iki gün beraber yol çektik nede olsa. Evde duş alıp dinleniyoruz.

Sabah olunca adadan ya da Bandar Abbas’tan gemi var mı diye araştırsakta hiç bir şey bulamıyoruz. Adadan tekrar Bandara’ya geçmek için vapurların oraya gidip paramızın olmadığını bizi karşıya geçirme şanslarının olup olmadığını soruyoruz. Çok sorgulamadan buyrun deyip bizi gemiye alıyorlar.

Karşı tarafta sorup soruşturup büyük limanı buluyoruz buradan konteynır yüklü gemilerin tüm dünyaya açıldığını biliyoruz belki bir şans diye türlü oyunlarla limanın içine giriyoruz. Bir güvenlik odasına geldiğimizde dilimizi anlamıyorlar ve ingilizce bilen birini bulup getiriyorlar. Hindistana giden gemi var mı diye bakmaya geldik diyoruz. Evet var diyorlar ama seaman kartınız varmı diye soruyorlar. Yük gemilerine kesinlikle insan binmesi yasak ama bize çok iyi davranıyorlar ve güzel bir dille olmadığını söylüyor. İngilizce bilen Ali Rıza aslında kaşkai Türklerinden ( şahseven ) bizi evine davet ediyor, bizde kabul edip atlıyoruz arabaya evine gidiyoruz. Bu gece içinde kalacak yeri de çözmüş oluyoruz böylelikle. Ali Rıza orada çalışan liman memuru, aslında bu işin her şeyini biliyor o yok diyorsa yoktur demi biz de kabulleniyoruz gemiyle gidemeyeceğimizi.
Ali Rıza sabah olunca havaalanına bırakıyor, cuma günü olduğu için havaalanı bile kapalı. Şehir merkezine gitmek için otostop çekiyoruz 3 kadın bizi arabasına alıyor ben Türkiye de bile böylesini görmedim. Gideceğimiz yere kadar bırakıp tel no Facebook ne varsa alıyorlar.

Gemiden vazgeçtik yani pes ettik. Öyleyse uçak bileti alalım diyoruz, bunun için wifi arıyoruz koca şehirde ne wifi var ne internet cafe. Sonunda bir yer buluyoruz ve en ucuz biletlerin Qeshm adasından olduğunu görünce tekrar adaya geçelim oradan alırız diyoruz.
Vapur iskelesine vardığımızda yine aynı taktik ile paramız yok rica etsek geçebilirmiyiz diyoruz bu sefer kabul etmiyorlar. Siz dünde geçtiniz diyorlar. O sırada orada kaptan olan bi abi, alıp bizi bilet gişesine götürüyor bizim biletleri kendi kartıyla alıp veriyor. Çok mahcup oluyoruz tabi, kim bilir kaç kuruş maaşı var gitti bize bize bilet aldı üstüne birde oradan taksiye binebilecek kadar zorla para verdi. Gel de bu ülkenin insanını sevme. Çok güzel insanlar hala var, hala yaşıyorlar.

Karşıya geçip bir ofisten Dubaiye bilet alıyoruz, tüm uçuşlar dubai üzerinden olduğundan Colombo biletinide oraya varınca alırız diye gidiyoruz havaalanına. Sıraya geçiyoruz sıra bize geliyor ve vizemizi soruyorlar yok, diyoruz colombo uçuşunun biletini soruyor yok diyoruz. Geçemezsiniz diyor. Öylece kala kalıyoruz yaklaşık 300 dolar kaybedecez bu durumda

Yarım saat vaktiniz var bilet alırsanız Sri Lanka’ya ve onu gösterirseniz geçersiniz diyorlar.


Ne paramız var, ne kartlar çalışıyor iranda, ne internet ne de wifi hiç bir şey yok. Birden bir panik havası içinde havaalanın tüm görevlerileri ayağa kaldırıyoruz ve kimimiz güvenliğin bilgisayarını kullanarak bilet için formları dolduruyor kimimiz karta para attırmaya çalışıyor kimimiz telefonla şifreyi öğrenmeye çalışıyoruz. Tam 3 dk kala bileti almayı başardık ve uçağa koşarak son dk yetiştik. Dubai havaalanında geçirdiğimiz 1 günün ardından biraz önce Dubai havaalanından kalktık ve Colomboya doğru uçuyoruz. Bakalım bu tropikal adada bizi neler bekliyor ?

İran yol rehberi

  
  
  
  

Dünya Turu 65. Gün | İran yol günlüklerim (1.bölüm)

İran hakkında ne kadar önyargım varsa hepsini yıkıp attım burada. Dünyanın en misafirperver insanları bu ülkede yaşıyor, çocukluğumun Türkiyesi…
Her sabah bayram sabahı heyecanı

Her akşam ramazan pidesi sıcaklığı

Sokaklar, evler, dükkanlar yeşilçam film sahneleri

İnsanlar amcam, teyzem, babam, annem

İstanbuldan başlayan otostop serüveni ile İran’nın ilk şehri olan Tebriz’e geldik. Recep amcalara bol bol teşekkür edip vedalaşıyoruz. İki gün boyunca çok şey öğrendik. Onlar sayesinde İran’a güzel bir giriş yapıyoruz. image

İndiğimiz yerden henüz otostop çekmeye başlamadan arabaların hepsi art arda durup bizi almak için sıraya girmeye başlamıştı bile. Tabi birçoğu para istiyor, taksi gibi çalışıyorlar biz de “Pul Nederem ( paramız yok )” deyip kabul ederse atlıyoruz arabaya. 4 erkeğin otostop çekmesine bu kadar kolaylık sağlayacak başka ülke yoktur herhalde. Tebrizde yaşayan nerdeyse herkes Türk ya da Türkçe konuşabiliyor, o yüzden hiç zorluk çekmedik ve çekmiyoruz. İlk otostopla şehrin Bazaar denilen pazarına geldik.. Burası bizim kapalı çarşı,mısır çarşısı gibi bir yer ama her şey var, halk buradan giyecek yiyecek her türden alışverişini yapıyor. Oraya indiğimde gözlemlediğim ilk şey şu oldu ; ne kadar da Eski Türkiye… Bize ait eskide kalmış birçok eski örfün adetin sosyal yaşamlarındaki yaşayış biçimlerinin burda hala devam ettiğini görmek bana sanki zamanda yolculuk yapıyormuşum gibi hissettirdi. . Herkesin Türkçe ( Azerice) konuşması halkının Müslüman olması ve Osmanlı gibi bir devlet sayesinde aynı tarihi süreçlerden geçmek bana çok daha fazla samimi hissettirdi. Ne de olsa aynı tarihi paylaştığımız dönemler olmuş…image

  
Pazarın içine rastgele girip çıkıyoruz, labirent gibi daracık sokakların birinden bir diğerine atlıyoruz. Ara sıra önümüze birileri çıkıp bir şey ikram ediyor. Bazaar’da tanıştığımız bir amca yakındalar bir göl olduğunu ve epey güzel olduğunu söylüyor . Oraya gitmek için dışarı çıkıyoruz. Paraya ihtiyaç duyabileceğimizi düşünüp yanımızda getirdiğimiz 40 doları dinara çevirmek için girdiğimiz dövizcide biriyle tanışıyoruz. Bizim yaşlarda genç bakımlı bir çocuk. Şansımıza oda oraya gidiyormuş, “gelin taksiyle gidelim” diyor, taksi paramızı ödeyip Şah Gölün’e kadar getiriyor bizi. Önce gözümüze kestirdiğimiz bir kebapçıda, karnımızı doyuyoruz. Şah gölünün hemen kenarında olan restorant göle göre biraz aşağıda duruyor, bir göz atalım diye çıkıyoruz ve büyük bi hayal kırıklığı, hatta görünce gülüyoruz. Burası bildiğin Ankara gençlik parkı gölet, ortada bir şah evi var, tüm olay bu yani. Orda fazla oyalanmayıp, hemen yukarıdaki parka geçip biraz kestiriyoruz. Şah Gölünün karşısında bir nargileci bulup, keyif yapalım istiyoruz e bilirsiniz İranın nargilesi meşhurdur. image

Akşama doğru Tebriz merkeze otostop çekip, uyuyacak park arıyoruz. Romanyadan beri uyku tulumunu açmamıştık, Türkiyenin heryerinde couch bulduk, ama burda internete erişimimiz olmadığından couchsurfing zahmetine hiç girmiyoruz. Parka geçip çantalarımızı birbirine bağlayıp uyumaya koyuluyoruz. Sabaha kadar havlayan köpekler bir yana uzun zamandır bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum. Sabah olmuyor bir türlü, kıçım donuyor resmen. Neyse kii sabah güneş doğduğunda biraz uyuyabildimde uykumu aldım. Parkta elimizi yüzümüzü yıkayıp,marketten zeytin ekmek alıp kahvaltı yapıyoruz. Ardından Tekrar otostopa çıkıyoruz kısa kısa otostoplarla ana yola kadar çıkıyoruz. Tahrana yaklaşık 650 km yolumuz var. Her bindiğimiz arabada kafa sallama videosu çekiyoruz. ( yakında onlarda olacak burda:)) Askerinden, çiftcisine binmediğimiz araba türü kalmıyor. Uzun bir tır yolculuğu ardından Tahran’a geliyoruz. Burası ülkenin Başkenti, nüfusun en kalabalık olduğu şehir. Şehrin bilmediğimiz caddelerinde yürümeye başlıyoruz. İki tane genç yaşlarca çocuk bize selam veriyor fotoğraf çekilebilir miyiz diye rica ediyor Azeri aksanıyla. Sırayla birbirlerinin fotoğrafını çekiyorlar. Tahran gece saat geç olduğundan her yer kapalı bizde bir park bulur yatarız diye tüm şehri yürüyoruz sonunda küçük çimlik alan bulup, uyku tulumların içine girip uyuyoruz. Yaklaşık 2 saat sonda yağmur başlıyor ve apar topar kalkıp hemen parkın yanında olan küçük bir çadırın altına giriyoruz. Bu çadırlar şehrin her yerinde var gece gündüz ücretsiz çay dağıtıyor Muharrem ayı dolayısıyla. Bir süre sonra çadıra da yağmur girince, saat 5 gibi açılan metronun Mescidine girdik burda güzelcene uyuduk taki saat 8 de mescidden kibarca kovulana dek. Kahvaltı yapmak için hem wifi’i olan hem de ucuz bir yer arıyoruz. Bu sırada bende wifi sormak için bir bankaya giriyorum ve yaklaşık 2 dk sonra çıktığımda bizimkilerin olmadığını fark ediyorum. Arkalarından biraz gidiyorum bulamayınca tekrar dönüp wifiden yazıyorum. Nasıl olsa wifi bulacaklar, saat başı belirlediğimiz bir yerde buluşuruz diyorum. Gün boyu birbirimizi bulamıyoruz. Bu durum şehirde tek dolaşmama, daha fazla gözlem yapmama imkan sağlıyor tabi ki. Bir iran hattı satın alıyorum, ve Safa’ların beni yönlendirdiği bir couch’a gidiyorum. Metro kullanıp epey yürümem gerekiyor adrese göre, benimde yanımda hiç tümen yok. Rica edip ücretsiz geçiyorum. Evi bulduğumda, şaşırtıcı bir couchsurfer modeli ile karşılaşıyorum. Kapıyı misafirlerden birisi açıyor ve beni içeri alıyor, bir kat aşağıya iniyorum ve karşımda dünyanın farklı yerinden bir sürü insan.. Kim ev sahibi bir fikrim yok, bana bir yer gösteriyorlar geçip güzel bir uyku çekiyorum dün gecenin acısını çıkarıyorum. Uyandığımda ortak alanda bisikletiyle Tayland’dan gelen çinli bir arkadaş tek başına müzik dinliyordu, sonradan bize dahil olan Alman Ericle epey sohbet ediyoruz fotoğraftan, kutuplar neden eriyora kadar konuşuyoruz. İlerleyen saatlerce yaşça bizden epey büyük birisi eve geliyor. Kendini tanıtıyor, ev sahibiymiş ( Hayyam house ) bana el çizimi bir harita ve bir anahtar veriyor. Hoşgeldin deyip etraftan ve evden bahsedip tekrar dışarı çıkıyor. Bu çok ilginç bir deneyim oldu benim için dünyanın farklı yerlerinden bir sürü insanla birlikte “Biz” olduk. Bestami wifi bulmuş, yarın otogarın oradaki ana yolda buluşalım diye mesaj attı, İsfahana doğru otostopa başlayacağız. image

Dünya Turu 59. gün | İstanbul’dan Tahran’a Otostop

Öğleden sonra saat 3’e geliyordu. 2 gündür Balat’ta Harun’nun evinde kalmıştım. Kapıyı çektim son bir kere daha çantamı kontrol ettim pasaportumu yokladım, çünkü o oradaysa gerisi çokta mühim değidi.Telefonumda bir kaç cevapsız çağrı ve mesajlar vardı, Bestami ve Sümeyye’yi epey beklettim sanırım. Sırt çantamın bel kemerini sıkıp hızlı adımlarla ana yola yürüdüm buradan otostop çekip Eminönün’e geldim. Şehir içi otostop’un en kolay olduğu yerdir haliç kıyısı, hiç yolda kaldığımı hatırlamıyorum. Nereye diye soran amcaya Hindistan’a diyince biraz afalladı. O şokunu atlatana kadar ben arabadan indim zaten. Sümeyye Galata manzaralı çimlerde oturmuş beni bekliyordu. Hemen kalkmak yerine biraz konuşalım, son kez istanbul manzarasını izleyelim dedik ve oturduk bir mühlet. Sonrasında Bestamiyle buluşup İstanbulda ki son bir kaç işimizi yaptık. Dürüm Yemek, kapalı çarşıda İsveç kronu bozdurmak, aşı olmak vs.

Uzun otostop yolculuğu başladı böylece.
Oktay abi ve İbrahim beraber gidelim diye çamlıca gişelerinde bizi bekliyorlardı. Bizde bir iett otobüsüne atlayıp oraya vardık. İstanbul’dan Ankara yönüne gitmek için en iyi nokta burasıdır. Amacımız hep beraber Anlaraya gidip orada bir gece Ekrem abilerde kalmaktı. Selamlaşmamızdan sonra elimi kaldırdığım ilk tır durdu. 4 kişi bir tıra atladık. Gayet şanslı başlamıştık, şansımıza öyle kafa dengi birine denk geldik ki yaklaşık yarım saat sonra viskiler çıktı ortaya,muhabbet derin, kafalar hafif çakır keyif kahkahalarla boluya kadar geldik.
Abi burda uyumak isteyince, bizde yola devam edip tekrar otostop’a koyulduk. Elimi kaldırdığım ilk araç yine durdu. İki kişi alabileceğini ve Ankara’ya gittiğini söyleyince Oktay abi ve İbrahimi onlarla gönderdik. Bizde yola devam edip uzun süre otostop çektik, sonunda bir Metro Turizmin otobüsüne gittik ve yolda kaldık bizide Ankara’ya atarmısın deyince aldı yaşlı şöför amca kıramayıp aldı bizi.

Saat gece 3’e geliyordu ve Ankara da öyle bir yerde inmiştik ki otostop mümkün değil. Gecenin bir yarısı köpeklerin kediyi parçalamasını izledikten sonra aynı köpek bizede saldırdı. Bizde çantalarımızla savuşturup hızlı adımlarla yolu takip ederek uzaklaştık. Çok geçmeden yanımıza bir taksici durdu, bizde durumumuzu anlatıp otostop çektiğimizi söyledik. Gelin sizi şehir merkezine götüreyim dedi. Şansımız yine döndü, önce otobüse sonra taksiye otostop çekmiştik. Bizi bıraktığı yer Ekrem abilerin evine yarım saatlik yürüyüş mesafesinde bir yerdi. Yolun karşısına geçip bomboş Ankara sokaklarında yürüyorduk ki refleks olsa gerek araba sesini duyunca elimi kaldırdım. Birde önümüzde ne dursun. Tek kapılı spor bir Porshe. Bestamiyle birbirimize baktık , yok artık deyip atladık tek kişilik koltuğa ikimiz birden. Boş caddeleri fırsat bilip gecenin 4’ünde 250 km hızla uçak gibi gidiyorduk. Abimiz mafya babası gazino sahibiymiş sağolsun bizi evin önüne kadar bıraktı.

Ekrem abilerde bir gece dinlendik. Güzel bir kahvaltıdan sonra yol için alışveriş yapıp son dakika saat 6 da kalkacak olan Kars trenine binmeye karar verdik. 4 kişi 3 tane bilet alıp Sivasa kestirdik. Tren yataklı kuşetli yani tam keyf treni. Günler sonra trenle yolculuk yapmayı özlediğimi fark ettim. Hatta öyle bir duygu ki trene binince evimde gibi hissettim. Bence dünyanın en güzel yolculuğu tren yolculuğudur.


Sabaha karşı Sivasa gelince kondüktör bizi indirmek için kapıya dayandı, bizim inmeye hiç niyetimiz yok gideceğimiz yere kadar gitmek istiyoruz, ne kadar uyuyor numarası yapsakta uyandırdılar bizi. Biz de tren durunca iniyor gibi yapıp koltuklu bölüme geçtik. Burada da yaklaşık 2 saat için içinde kovalamacan sonra Sivas – Divriğin’de trenden atıldık. İyikide atılmışız, burası sivastan tamamen bağımsız, insanı insan bir köy. Özellikle Divriği Ulu Cami hakkında öğrendiklerim beni net bir şekilde büyüledi. Bu caminin kapısındaki her motifin bir anlamı var ve her şey o kadar ince düşünülmüş ki gördüğüm en iyi osmanlı eserlerinden.

İşte o muhteşem güzelliğin içinde kendimi kendim gibi hissetmemin fotoğrafı ve o muhteşem mimarisi …

image

imageDevam edelim… 

Divriği coğrafi konum olarak oldukça sapa bir yerde, buradan Erzincan üzerinden Ağrı’ya gitmemiz gerekiyordu fakat yolda geçen araba görmek neredeyse imkansızdı. Saatlerce bomboş yolda otostop çekmek için bekledik, sonunda bir araba geldi ama bizi görünce korkup gaza iyice yüklendi. Bizimde keyfimiz yerinde tabi, ne zaman sıkıntımız var ne de bir yere yetişmek için acelemiz. Oturdum bir kavak ağacının altına, ağzımda bi ot parçası geveleyip dururken. Bir araba daha geldi. Bizimkiler konuşuyordu hiç kalkmadım yerimden sonra Emre koş diyince dedim sonunda bulduk bir araba. Karayolları arabası çalışanlarda yolları kontrol ederek gidiyorlar. Araba pikap olduğundan arka kısmına geçtik. Soğuk bizi epey yordu üstüne birazda ıslandık. Zara’ya kadar geldik yol kenarında soba yanan küçük bir yerde gözleme açan teyzeyi görüce birer tane yiyelim istedik hemde ısınmış oluruz.
Burası Sivas’tan Erzincan yönüne giden ana yol üstünde bir şehir. Yol kenarında otostop çekerken üstümüze araba sürdü dilgil herifin teki arkasından epey giydirdik tabi kulağını çınlattık. Ardından Van’a giden bir otosbüs durdu. Otostop çektiğimizi anlattık ve bizi Erzincan’a kadar bırakabilir misiniz diye rica ettik. Atlayın ! Dedi. Erzincan otogara indiğimizde hepimiz söylene söylene ” of be ne yordu otobüs bizi ” oldum olası otobüs yolculuklarından nefret ettim. Bedava olsa dahi!
Otogardaki restorandan ekmek istedim, sağolsun kırmadı iki ekmek domates biber verdi. Akşam yemeğinide aradan çıkarmış olduk. Otogarda biraz dinlendikten sonra tekrar yola çıktık, Erzuruma giden bir tır alırsa yata yata gideriz düşüncesiyle bir iki saat otostop çektik. Bir araç durdu, ve Üzümlü’ye kadar gidiyoruz diyince bizde bindik. Bu biraz riskliydi çünkü orası neresi bilmiyorduk ve gidemezsek şehre geri dönememiz mümkün olmayabilirdi. Bu riski göze aldık ve Üzümlü yol ayrımına kadar geldik. Uzun bir süre gerçekten de kimse almadı. Murat bir şekilde öğrenmiş o taraflarda olduğumuzu, hemen aradı ve tamda otostop çekmeye çalıştığımız yerde arkadaşının olduğunu ve arabasıyla gelip bizi alacağını söyledi. Biz şanslı değiliz de neyiz şimdi ! Numan geldi aldı bizi, evde harika yemekler, güzel bir misafirperverlik bizi karşıladı. Buranın lezzetli üzümünüde yemeden gitmek olmaz. Ayrıca burada üzümleri lezzetli yapan şey insan gübresiymiş. Bunuda ilginç bir bilgi olarak yazdım bir köşeye.imageişte bilmediğimiz o Üzümlü.

Ardından…
Sabah Numan bizi yol ayrımına kadar bıraktı. Hemen ilk otostop çektiğimiz araç durdu. Duran caner abi, burada şantiyesi varmış. Yolda bir sürü hikayesini dinledik, sonra bizi iş yerine götürüp güzel bir kahvaltı ısmarladı. Yol hep süprizlerle dolu, öyle güzel hikayeler dinledim ki ufkum açıldı resmen. Caner abi kahvaltıdan sonra bizi yola tekrar bıraktı. Çok geçmeden arkası açık bir pikap aldı, Erzuruma gidiyormuş. Biraz rüzgar yesekte çok keyifli bir otostop yolculuğu oldu. Erzurum şehir merkezine kadar bıraktı bizi.
Erzurum bizi yordu. İnsanlarıyla iletişim kurmak oldukça zor oldu bizim için. Neyseki işlerimizi halledip akşama doğru yola koyulduk. Erzurum tabelasını geçince bir oh çekmedim değil.
Yoldan otostop çektiğimiz bir içki toptancısının minibüsünde iki kişilik yere üst üste 4 kişi binmeyi başardık. Uzun bir yolculuktan sonra, Erzurum’un ilçesi olan Horosan da bıraktı bizi. Gece olunca buradan tırlar, arabalar ağrıya gitmeye korkarmış terör olaylarından dolayı. Hatta bakkalda sohbet ettiğimiz çocuk şöyle dedi.

-Siz nereye gidiyor, teklikelidir ha orda devlet yoktur.

Dedim ki

-Ankara’da var da ne oldu?
Uzun bi aradan sonra bir araba durdu Ağrıya gidiyormuş. Atladık hemen arbaya, ve başladı ünlü teröristlerin yol kestikleri yerler. Öyle ziviri karanlık yerlerden geçiyoruz ki korkmamak elde değil. Zaten yol boyunca araba bir sessizlik hakimdi sanki her an bir şey olacakmış gibi. Neyse ki sağsalim Ağrı merkeze geldik. Bizim amacımız doğu beyazıta gitmek olduğundan tekrar otostopa devam edip gecenin bir yarısı Doğubeyazıt ilçesine vardık. Burda daha önceden konuştuğumuz, bizi evinde misafir edecek bir arkadaşımız vardı. Doğruca onun evine gittik. Evde bizden önce Couchsurfing ile gelen Arjantin’li bir çift vardı. 7 yıldır birlikte seyahat ediyolarmış ve bizim şuanda gideceğimiz rotadan geliyorlar. Blog isimlerini ve Facebook’larını aldım takip etmek keyifli olacaktır.

Sabah kalkıp güzel bir sucuklu yumurtalı kahvaltıdan sonra İshak Paşa Sarayı’nı görelim diye çıktık dışarıya. Uzunca bir yol ve tam karşı tepeye kurulmuş İshak Paşa Sarayı her zaman ki gibi şehrin en güzel yerini kapmış. Saraya doğru yürüyoruz görünen köy kılavuz istemez misali, derken bir tekkeli motorun arkasında buluyoruz kendimizi, ardından bizi saraya kadar çıkartan misafirperver Ağrı halkınım bağrından kopup gelmiş cevdet amca alıyor. Sarayda deli divana gibi koşturuyoruz, ordan oraya CS onar gibi zıplayıp dururken Bestami
Hadi tepeye çıkalım diyince hemen sarayın arka tarafında urartulardan kalma kaleye çıkıyoruz. Eğer yolunuz düşerse buraya, kalenin hemen arkasından biraz dikçe olan kayalıkları tırmanın ve İnanılmaz güzel Ağrı Dağı manzarasının tadını çıkartın.

image
Yağmur bulutların geldiğini görüp hızlı adımlarla şehre gidiyoruz, yolda yağmura yakalanıyoruz tabi suyumuz çıkıyor. Evde biraz kurulanıp eşyaları topladıktan sonra ana yola çıkıp Sınır kapısına otostop çekiyoruz. 4 kişi otostop çektiğimizden bağaj yine bana kalıyor, ufak tefek bir şey olduğumdan bağaja atıyorlar beni. Sınıra geliyoruz, oldukça sakin görünüyor. Passaportlarımıza damgamızı yiyip İran tarafında türk tırlarına otostop çekiyoruz. Henüz şebeke varken Annemi, ve sevdiğim bir iki insanı arıyorum.

İran tarafı biraz garip, yaya yolu yok sadece tırlar için geçişler var bizde yoldan yavaş yavaş yürüyoruz. Sonunda arka arkaya durmuş iki tane türk tırı bizi alıyor. İbrahim ile oktay abi diğer tıra, Bestamiyle bizde bir tıra biniyoruz. Tır Tebrize kadar gidiyormuş. Ben arka tarafa geçip yatıyorum hemen. Bir yandan Recep amca ile muhabbet edip diğer yandan bu yazıyı yazıyorum. Öyle bilgiler, deneyimler var ki recep amcada 2 yıl Afganistan’da yaşamış, 1 yıl fasta yaşamış ve birçok ülkenin kültürünü “özünü” iyi biliyor. Bir kaç saat sonra bir restorana çekiyor bize güzel bir yemek ısmarlıyor. Yanında da Pipi marka iran kolasıyla. İranda gece 12’den sonra tırların yolda olması yasak olduğundan Recep amca siz üst koltukta uyuyun ben aşdadakin de , sabah yola devam ederiz diyor. Bizde ayıp olmasın, rahatsızlık vermeyelim hem bizi götürüyorsun üstüne yemek ısmarlayıp tırda yatırıyorsun desekte o galip çıkıyor ve tırda sabahlıyoruz. Sabaha karşı, uyanıyorum karşımda güneşin mükemmel doğuşuyla. Recep amcada keyifçi yapmış kahvesini inmiş aşağıya Sigara içerek gün doğumu izliyor. Sessizce yanına gidip, anın büyüsünü bozmadan

– Günaydın Recep amca

– Günaydın, iyi uyabildin mi?

– Evet, iyi dinlendim. Güneş çok güzel değil mi…

– Sabahları keyfim bu benim, sigara kahve, güneş…

image

Türkiyede Otostop çekmenin en kolay olduğu 10 şehir


1- Ankara

Ankara’nın çevre yolları her zaman bizi istediğimiz yere çıkarmıştır. Ankarada istanbul yönüne giderken Ol… Alışveriş merkezinin önünde bekleriz en fazla 5 dakika sonra tek atış istanbul arabasındasın. Samsun veya Konya yönü içinse mutlaka birisi sizi alır ve yol ayrımına kadar bırakır. Çevre yolu avantajı olan bir şehir.

2- Mersin
Sahil şehri olmasından dolayı otostopa çok elverişli kavşakları vardır. Yollar genelde sakin olduğundan şöförün sizi süzmesi ve güvenip alması bu açıdan önemli bir avantaj. Akdeniz insanın sıcaklığını burda hissediyoruz.

3- Hatay
Otostop şehir içinde dahi kültür halini almıştır. El kaldırmasanız bile birileri nereye gittiğinizi sorup size yardım etmek isteyecektir. Demirçelik sanayi bölgesi olmasından dolayı tır ve kamyonların uğrak yeri olan Hatay’dan Türkiyenin her yerine otostopla gidebilirsiniz.

Otostop_yolgünlükleri

 

4- Konya yolu
Düz ve etrafından yerleşim yeri olmayan bir yol olması sizi gören şöförlere gerçekten bir yerden bir yere gitmek isteyen otostopçu izlenimi vermektedir. Bu yolda tırcılardan yana şansınız çok.

5-Rize
Otostopçuların Ayder yaylası tutkusu üzerine epey bir otostopçunun akınına uğramış halk buna alışageldik bir şekilde kendi kültür haline getirmiştir. Karadenizde genel olarak otostop kolaydır ama Rizede diğerlerinden daha çabuk haraket edersiniz. Öyleki Ayder yolu kavşağında durupta yaylaya çıkamayan yoktur.

image

6-Bolu
Bolu insanı tam bir anadolu insanıdır. İnsanları birbirine sonuna kadar güvenir ve kapılar asla kitlenmez bu şehirde. Böyle bir kültüre ve insana sahip olan bir şehirde hayliyle otostopçuyu yolda bırakmaz.

  • 7-Adana
    Tamamen çevresine doladığı otoban yollarıyla, Akdeniz havası birleşince çok güzel bir otostop şehri oluyor. Anadolu’dan Akdeniz’e Doğudan Güneye adana üzerinden rahatlıkla geçebilirsiniz.

8-Antalya ilçeleri

Antalya merkezden şehir dışına çıkmayı başardıysanız artık çok daha kolay yol alabileceksiniz demektir. Sahil yönünden her iki tarafa da limanı geçtikten sonra insanları sizi daha rahat farkettiği göreceksiniz. Olimpostan, Adresan gibi yol ayrımlarında ikinci bir otostola tüm sahillere inebilirsiniz.

Emre durmuş Hasan bedir ezgi küçük
Yılın otostopu kemerde bir kepçenin kepçesinde 4 km yol gelmiştik

9-Eskişehir

Öğrenci şehri olan bir şehirden bu beklenirdi. Elini kaldırsan aha bu öğrenci deyip duran insanlar her yerde görebilirsiniz ama şehir biraz dışına çıkmanız gerek burasıda bu yönüyle antalyayı
10-Diyarbakır
Doğunun nerdeyse tüm şehirlerde otostop kolaydır fakat Diyarbakır bir adım daha önde. Son zamanlardaki karışık durumlardan dolayı ne kadar batının insanı oralarda otostopun zor olduğunu düşünsede gerçek farklıdır. Gezen bilir, gidin ve görün.